KOVİD 19'UN KAMUDA ÇALIŞMA DÜZENİNE ETKİLERİ ARAŞTIRMASI
Koronavirüs sürecinde kamu emekçilerinin çok önemli bir bölümün çalışma ilişkileri ve düzeni etkilenmiştir. Konu hakkında kamu emekçilerinin görüşlerini derlemek ve kamuoyuna sunmak amacıyla bu çalışmayı yürütüyoruz.

EN FAZLA 5 DAKİKANIZI ALACAK BU FORMA
ÖZENLE CEVAP VERECEĞİNİZ İÇİN
KAMU EMEKÇİLERİ SENDİKALARI KONFEDERASYONU (KESK)
ADINA TEŞEKKÜR EDERİZ.

LÜTFEN FORMU SONUNA KADAR DOLDURUNU

Başta üyelerimiz ve tüm sınava girecek kamu emekçilerinin sınava daha donanımlı girebilmeleri için hazırladığımız kitabımızı işyeri temsilciliği, il ve bölge temsilciliği ile şubelerimiz aracılığı ile temin edebilirsiniz. Uzmanlar tarafından hazırlanan kitabımız tüm emekçilere ücretsiz olarak dağıtılacaktır. Uzun yıllardır sınavın açılmaması, sınav başarı puanının 60'a düşürülmesi ve mülakat sınavın getirmesi adaletli bir sınav sürecinin yaşanmasının önünde kuşku yaratmaktadır.  Fakat biz Kültür Sanat- Sen olarak oluşturduğumuz sınav izleme komisyonu ile sürecin sıkı takipçisi olacağız.

Sınava hazırlanan tüm kamu emekçilerine şimdiden başarılar dileriz.

1932 yılında Ankara'nın Çubuk ilçesinin Yenice köyünde doğdu. Babası Şevket Bey, annesi Ümmiye Hanım'dır. Sun henüz çocukken aile Ankara'ya göç etti. Muammer Sun, köyde tarımla uğraşan, Ankara'da bekçilik yapan babasını beş yaşında kaybetti.

İlkokulu Anafartalar Okulu'nda okuduktan sonra bir yıl Sanat Enstitüsü'nde okudu. Ardından okulu bırakıp berber çıraklığı gibi işlerde çalıştı. 1947'de Askerî Muzıka Okulu'na girdi. Erken yaşta beste çalışmalarına başladı. Kemal İlerici' den özel olarak Türk Musikisi Makamları ve Armonisi konularında ders aldı. 1952 yılında ilk eseri sayılan okul marşını besteledi. 

1953'te Ankara Devlet Konservatuarı'na girdi; A.Adnan Saygun' un kompozisyon öğrencisi oldu. Muzaffer Sarısözen ile halk müziği, Ruşen Kam ile klasik Türk müziği, Mithat Fenmen ile piyano, Hasan Ferit Alnar ile koro ve orkestra şefliği çalıştı. İleriki yıllarda ödüle layık görülen "Yurt Renkleri Birinci Defter" adlı eserini konservatuara girdiği yıl besteledi. 1956 yılında ise "Yurt Renkleri İkinci Defter"i, daha sonra ise "Yurt Renkleri Üçüncü Defter" i yazdı. 1955 yılında konservatuarda okurken, ilk eşi Meliha Hanım ile evlendi ve bu evlilikten dört çocuk sahibi oldu. 1960 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Kompozisyon Bölümü'nden pekiyi derece ile mezun oldu.

Mezuniyetinden sonra Ankara, İzmir, İstanbul Devlet Konservatuvarlarında, GEE Müzik Bölümünde, Siyasal Bilimler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu'nda, Ankara Radyosu'nda öğretmenlik yaptı. 1969 yılında, sanat kurumlarının temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.

TRT Ankara Radyosu Çoksesli Korosu'nu ve TRT Müzik Dairesini kurdu. 1971'de TRT Kültür Sanat Ödülleri Sistemini (Murat Katoğlu ile birlikte) hazırladı, TRT'nin gerçekleştirmesini sağladı.

1968'de atandığı Milli Eğitim Bakanlığı Müşavirliği sırasında, Çocuk ve Gençlik Koroları Yönetmeliği'ni hazırladı. Bütün Türkiye'de 166 çocuk ve gençlik korosu kuruldu. Koro şeflerine 1968 -1969 yazlarında, Gazi Eğitim Müzik Bölümü öğretmenleriyle birlikte, iki kez yaz kursu düzenledi. Bu kurslara Gazi Müzik Bölümü'nde 40, Sinop kursunda 80 olmak üzere 120 müzik öğretmeni katıldı. (166 koro, ödenekleri kesildiği için 1970'te kapatıldı. Bu korolar ve kurslara katılan müzik öğretmenleri, bugünkü Türkiye'de yaygınlaşan çocuk ve gençlik korolarının temelini oluşturdu.)

Sun, 1967 ve 1969'da, biri TRT adına; öteki de TRT ve ODTÜ adına, iki büyük folklor derlemesi düzenledi; kendisi de bu derlemelere uzman derleyici olarak katıldı.

1980 yılında İstanbul Devlet Konservatuvarı kompozisyon öğretmenliğine atandı; bu kurumdan 1982'de kendi isteği ile emekli oldu. 1986 yılında ikinci eşi ile evlendi ve 1987'de Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda kompozisyon öğretmenliğine devam etti. 1988'de doçent, 1999'da profesör unvanını aldı.

Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Kompozisyon bölümü öğretim üyeliğinden Ekim 1999'da emekli oldu. Eylül 2004'te Sun Yayınevi'ni kurdu ve müzikle ilgili yayınlar yaptı.

1973 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı Yayını olarak basılan "Solfej kitabı, Muammer Sun'un Türk müzik eğitimine yaptığı en büyük katkı olarak değerlendirilir. Bu kitap, tonal, modal, makamsal, pentatonik, teksesli ve çift sesli parçaları ve temel müzik bilgilerini içerir.

Sun, TRT'nin yapımını üstlendiği Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinin film müziklerini de yapmıştır.

16 Ocak 2021'de hayatını kaybetmiştir.

Resmi enflasyon artış oranlarının gerçek anlamda hayat pahalığını yansıtmadığına dair tartışmalar devam ediyor.

Sendikamız BES kamu emekçilerinin "Kamu Emekçilerinin Enflasyon Sepeti Araştırması" ile konuyu araştırmayı amaçlıyor.

Bu araştırma ile resmi enflasyon sepetinin sizin hayatınıza ne kadar denk düştüğünü soruyoruz.

Enflasyon sepetinde 12 Ana Başlıkta, 418 maddeyi tüketme sıklığınızı soruyoruz.

Araştırmamız en fazla 8-10 dakika sürmektedir.

Anketimize telefon ekranında yanıt veriyorsanız Lütfen yatay ekran kullanınız.

 "UYARI! Gıda maddelerinde tüketim sıklığınızı, Diğer maddelerde ise satın alma sıklığınızı dikkate alarak doldurunuz.

Vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

 

 https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSf-qCFwKPVqs3kIL5_cHoRmzXC69CN6PqcRj5RKZC-xc1p_MQ/viewform

 

BES MERKEZ YÜRÜTME KURULU

İzmir Devlet Tiyatrosu’nda Akif Yeşilkaya’nın yönettiği “ Karıncalar/Bir Savaş Vardı” oyununda tam anlamıyla bir COVID-19 skandalı yaşanmıştır. İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışanlar kendi olanaklarıyla Covid-19 testi yaptırmıştır. Yaptırılan test sonuçlarına göre yaklaşık 50 kişi pozitif diğerleri ise temaslı olarak gözlem altındadır. Pozitif teşhis konulan bazı sanat emekçilerinin durumu ağırdır. Bu durum tam anlamıyla bir skandaldır. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün içinde bulunduğumuz olağanüstü süreçte COVİD-19 salgınını yönetemediği açık ve net ortadadır. Bu yönetememe, insanların sağlığını tehdit eden ve ağır sonuçlar doğuran bir hale dönüşmüştür. Maskenin ve sosyal mesafenin mesleğin doğası gereği hiçbir şekilde kullanılamadığı tiyatroda, oyunların oynanmasına devam edilerek pek çok sanat emekçisinin hayatı tehlikeye atılmıştır. Üstelik bu durum saklanmış, hasıraltı edilmeye çalışılmış, kamuoyuna yansıması engellenmek istenmiştir. Yaşanan bu süreç tam bir kâbustur. Bir an önce gerekli tedbirlerin alınmasını ve bu kapsamda sahnelerin süresiz olarak kapatılmasını talep ediyoruz.   

 #ÖnceHayatSonraSanat                                                               

                                                                                                                                                                                                                                                                                      Kültür Sanat Sen Yönetim Kurulu

 

                                                                                                                                                                                                      

 

 

“Kelebekler”, ya da “Mirabel Kardeşler” olarak da anılan Maria Mirabel, Minerva Mirabel, Patria Mirabel kardeşlerin 1960 yıllarda Dominik Cumhuriyeti’ni yöneten faşist diktatör Trujillo tarafından “terörist” ilan edilerek hedef gösterilmeleri sonrasında tecavüz edilip sopalarla dövülerek öldürülmesinin ardından Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 1999’da Kelebeklerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım'ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” ilan etti. Kadının yüz yıllardır süren var olma mücadelesinde öldürülen kız kardeşlerimizi sevgiyle anıyoruz.

AKP iktidarı döneminde kadına yönelik şiddetin artırması tesadüf değildir!

Ülkemiz de de bu ataerkil, kapitalist ve siyasal İslamcı iktidarın şiddeti olağanlaştıran cinsiyetçi söylem ve politikaları kadına yönelik şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Kadın emeğine, bedenine, kimliğine karşı saldırı hiç olmadığı kadar artmıştır.

Her gün kadınlar, genellikle de en yakınındaki erkekler tarafından, öldürülmektedir. Bunun en önemli sebebi ise katillerin cezasız bırakılarak cesaretlendiriliyor olmasıdır. Hemen her kadın cinayetinde duruşmada sanığın, öldürdüğü kadını itibarsızlaştırmaya çalışmak istemesi boşuna değildir. Çünkü bunun yargıda bir karşılığının olduğunu ve lehe sonuç verdiğini çok iyi bilinmektedirler. Öldürülen kadınların itibarına saldırmanın en etkili işe yarar savunma yöntemi olması yargının da suça ortak olduğunu göstermektedir.

Korona döneminde ev de iş yerinde yaşamın her alanında şiddetin dozu bir kat daha arttı.

Covid-19 Salgınının, ölümcül sonuçları artarak devam ederken, tüm dünyada kadınlar bu süreçte daha çok şiddete maruz kalmakta, kadına yönelik psikolojik, cinsel, fiziksel şiddet ile çocuk istismarı artmaktadır. 

Salgın sürecinde “evde olmak” bir sağlık tedbirinin zorunlu hali iken kadınlar kendilerine şiddet uygulayan erkeklerle bir arada yaşamaya zorlanmakta, bu “evlerde” daha çok şiddete maruz kalmaktadırlar. Ayrıca, şiddete tanıklık eden çocuklar da sürekli bir travma yaşamakta veya cinsel, fiziksel istismara uğramaktadırlar. 

“Evde” karantina ve izolasyon koşullarında yaşayan kadınların ve çocukların bu süreçte nasıl etkilendiğine yönelik yapılan araştırmalar psikolojik şiddetin, ekonomik şiddetin, dijital şiddetin, fiziksel şiddetin ve cinsel şiddetin arttığını göstermektedir. 

 

Kadınlar tarih boyunca tüm hakları için ettiği mücadeleyi, şiddete karşı da sürdürmekte kararlı

Devlet destekli erkek şiddeti ile mücadelenin simgesi olan 25 Kasımda her yıl olduğu gibi bu yılda haykırıyoruz. Kadın hak ve özgürlüğüne dair bugün ne varsa tümü bu mücadelenin sonucudur. Kadınlar bugün de bu kararlı mücadeleyi sürdürmektedir.  Kadınlar üzerinde kurduğu sistematik tahakkümü kırmanın tek yolu yine sürekli ve örgütlü kadın mücadelesini yükseltmekten geçmektedir. 

İstanbul sözleşmesi uygulansın!

İstanbul sözleşmesi bu topraklarda yine bu toprakların kadınlarının mücadelesi sonucu edinilmiş bir kazanımdır. Kadınlar uzun mücadeleler sonucunda elde ettiği kazanımlarından da öyle kolaylıkla vazgeçmeyeceklerdir.

İstanbul sözleşmesinden çekilmek, kadın cinayetlerinin, kadın ve çocuk istismarlarının, şiddetin tacizin tecavüzün çocuk yaşta evlendirmelerin artması anlamına gelecektir. Bu geri adımın atılması sonrasında, gelecekte kadına yönelik işlenen suçlarda, mevcut yaslarında uygulanmaması suretiyle hak gasplarının daha da artacağı maalesef gerçektir. Bunun bir adım sonrası boşanma hakkının engellenmesi, çocuğu tecavüzcüsüyle evlendirilmesinin meşrulaşması, nafaka hakkının kaldırılması şeklinde devam eder. Ve bu ülkenin kadınlarının bunu istemediği de açıktır

BİZ KÜLTÜR SANAT-SEN’li kadınlar olarak yine bu 25 Kasımda şiddete karşı mücadelemize devam ediyoruz. Kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olmasından hareketle iktidarın bu soruna kalıcı çözümler getirmesini ve bunun ilk koşulu olan İstanbul sözleşmesinin tam anlamıyla uygulanmasını istiyoruz. 

Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz!

KÜLTÜR SANAT-SEN /KESK

 

      Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün üzerinden 82 yıl geçti. 10 Kasım 1938’den bugüne dünya üzerinde yaşanan gerginlikler, çatışma ve savaşlarda dökülen kanlar, Atatürk’ün ‘Yurtta barış, dünyada barış’ sözünün ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu gösteriyor.

        Siyasi iktidar, bugüne kadar sürekli başta kültür, sanat ve bilimi hedef alan politika ve uygulamalarını hayata geçirirken, tüm dünyayı etkisi altına alan kovid-19 salgınına karşı mücadelede kültür, sanat ve bilimin ve bilimsel araştırmaların olmazsa olmaz olduğu bir kez daha görüldü. Kültür, Sanat ve insanlığın ortak evrensel değerlerine karşı düşmanca tutumlar sürerken, anti demokratik politika ve uygulamaların giderek artması dikkat çekicidir.

       Son yıllarda ırkçı-gerici politikalar hızla artarken, özellikle kültür ve sanat başta olmak üzere toplumsal yaşamın bütün alanlarının baskıcı ve otoriter uygulamalarla kuşatma altına alınmak istendiği bir dönemde hayatı boyunca aydınlanmadan ve bilimden yana tutum alan Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 82. yılında saygıyla anıyoruz.

                                                                                                                                                  KÜLTÜR SANAT-SEN YÖNETİM KURULU

 

TÜİK verilerine göre (TÜFE) 2020 yılı Ekim ayında bir önceki aya göre %2,13 oranında artış gösterdi. Böylece 2020 yılının ikinci yarısının ilk dört aylık döneminde (Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim) TÜFE’ deki artış oranı toplamı %4,61 oldu.

Yetkili Konfederasyon MEMUR SEN’ in Kamu emekçilerini sattıkları 5. Dönem(2020-2021 tarihlerini kapsayan) Toplu İş Sözleşmesine göre, Kamu görevlilerinin ve emeklilerinin aylıklarına 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli olarak %3 oranında artış yapılacak.

Ayrıca, 2020 yılının ikinci altı ayına ilişkin enflasyon oranının %4‘ten fazla çıkan kısım da %3’lük maaş zammına ilave edilecek. % 3 maaş zammına evet diyip enflasyon % 4 ve üstü çıkar ise ENFLASYON farkı ödeneceğine imza atan MEMUR SEN konfederasyonunun

2020 yılı ikinci yarısına ilişkin enflasyon rakamlarının 4 Ocak 2021 Pazartesi günü açıklanacak olması nedeniyle, kamu görevlileri ile emeklilerinin 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli maaş zammı oranı 4 Ocak 2021 tarihinde netlik kazanacak.

2020 yılı ikinci yarı yılanın dört aylık rakamlarına göre enflasyon farkı zammı olacak mı?

 

2020 yılının ikinci altı aylık döneminde gerçekleşecek enflasyon artış oranının %4’ten fazla olması durumunda, fazla çıkan kısım 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli yapılacak olan %3 oranındaki genel maaş zammına ilave edilecek.

 2020 yılının ikinci yarısının ilk dört ayında (Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim) gerçekleşen toplam enflasyon artışı oranı %4,61 çıktığından, 1 Ocak 2021 tarihinde kamu görevlilerinin ve emeklilerinin maaşlarına enflasyon farkı artışı yapılacağına kesin gözüyle bakılıyor.

 Kasım ve Aralık ayı enflasyon artış oranları toplamı “0” olsa bile memur ve emekli maaşlarına 1 Ocak 2021 tarihinden geçerli olarak %0,61 oranında enflasyon farkı yansıtılacak ve toplam maaş zammı "%3,61" oranında olacak.

 

Türkiye halklarının emperyalist işgale karşı birlikte verdiği mücadele sonucu, 97 yıl önce Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün meclise sunduğu anayasa teklifi ile devletin şekli Cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.

Cumhuriyetin ilanı ile, egemenliğin bir sınıfa, zümreye veya şahsa değil, halka ait olduğu ilan edilmiştir.

Laik, çağdaş, demokratik, özgür düşüncenin ve tam bağımsızlığın temeli olan CUMHURİYET, Türkiye halkı için karanlıktan, aydınlığa; kul olmaktan birey olmaya açılan yoldur.

Bugün, 97 yıl önce CUMHURİYET ile birlikte halka ait olduğu ilan edilen egemenlik hakkı tüm kurumlarıyla birlikte tek adam rejimine bağlanarak rejim değiştirilmiş, Cumhuriyet ile yaratılan ekonomik, siyasal ve sosyal yaşamdaki tüm değerler bir bir yok edilmiştir. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Anadolu’da yaşayan bütün halkların Mustafa Kemal ve arkadaşları öncülüğünde emperyalizme karşı yürüttükleri ortak mücadele üzerinden yaratılan bütün ortak değerler, uzun süredir iktidarın dayatmacı, baskıcı, kutuplaştırıcı ve ayrımcı uygulamalarıyla yok sayılmaktadır.

 Siyasal iktidarın kültür sanat, eğitim  ve toplumsal yaşamı kendi siyasal hedeflerine göre biçimlendirmek istemesi, özellikle kültür ve sanat hayatında, kendi dünya görüşünün öncelikleri ile biçimlendirmeye eğitimde, bilim ve laiklik düşmanı politikalar üzerinden kültür sanat ve  eğitim sistemini, dini kurallara göre biçimlendirme yaklaşımını sürmektedir. 

Kültür Sanat-Sen olarak, halkın göstermelik olarak değil, gerçek anlamda egemen olduğu, insan hak ve özgürlüklerinin, hukukun üstünlüğünün eksiksiz bir şekilde hayata geçirilmesine, eşit, özgür, laik ve demokratik bir Cumhuriyet’in ancak birlikte mücadeleyle yaratılabileceğine olan inancımızla, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz!

Sayfa 1 / 61