HABERLER

HABERLER (402)

Lellentesque elit justo, dictum at facilisis nec, aliquam dignissim lectus. Donec gravida dolor in tortor convallis mollis. Donec vel risus ut turpis viverra faucibus. Aenean viverra quam sed nunc consequat vitae aliquam nisl eleifend. Praesent eros nisi, fringilla sed hendrerit nec.

Alt Kategoriler

KESK

KESK (40)

Mellentesque elit justo, dictum at facilisis nec, aliquam dignissim lectus. Donec gravida dolor in tortor convallis mollis. Donec vel risus ut turpis viverra faucibus. Aenean viverra quam sed nunc consequat vitae aliquam nisl eleifend. Praesent eros nisi, fringilla sed hendrerit nec.

Devam...
TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre Eylül’de dört kişilik ailenin açlık sınırı 1.919 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 6.252 TL’ye yükseldi. Eylül ayında gıda harcamaları…
Sendikamız,24 Ekim Çarşamba günü Saat 10:00'da Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Nuri EKİCİ'nin makamında Devlet Tiyatroları Promosyon görüşmelerinin ilk toplantısını yapacaktır.
  4688 Sayılı Kanunu hükümlerine göre, sendika yöneticisi olup görevine de devam eden kamu görevlileri, her hafta belli sürelerle izin…
Çarşamba, 17 Ekim 2018 08:14

KAMUOYUNA ZORUNLU AÇIKLAMA ! Özel

Yazan

24 Kasım 2017 tarihinde TTB Genel Merkezi’nde Nuriye ve Semih başta olmak üzere bütün ihraçların işe iadesinin sağlanması, Nuriye ve Semih’in yaşam haklarının korunması talepleriyle DİSK, TMMOB ve TTB ile ortak basın toplantısı yaptığımız ve MEB önünde 24 Kasım’a ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdiğimiz bir günde KESK Genel Merkezi’ne gelen bir grup, ültimatom şeklinde bir listeyi KESK MYK’sına vererek, “bu listeyi yerine getirmediğiniz sürece buradan çıkmayacağız” diyerek toplantı salonunda geceli-gündüzlü oturma eylemine başlamıştır. Söz konusu grup, KESK içerisindeki sendikal anlayışlardan birinin üyeleriyle bu eyleme başlamışken, ilerleyen dönemlerde üyemiz olmayanlar, lise ve üniversite öğrencileri, emekliler de olmak üzere eylemi sürdürmüştür.

Çeşitli kereler yapılan görüşmeler sonuç vermemiş, bu anlayış dayatmacı tutumunu sürdürmüş, KESK ve bağlı iş kollarımızın yaptığı eylemleri, etkinlikleri, dayanışmayı hiçe saymış, kendi anlayışları ve istekleri doğrultusunda yapılanlar dışında hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerini söylemişlerdir. Nuriye ve Semih’in başvurusunun öncelikli değerlendirilmesi için TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kamu Denetçiliği ile çeşitli görüşmeler yapılmış, örgütümüzün tamamına Nuriye ve Semih’in de yargılandığı davada dayanışma göstermek için eylem, etkinlikler düzenlenmesi yönünde yazılar yazılmış, bu eylem ve etkinlikler sonucu birçok üyemiz de ceza almış veya hakkında cezai soruşturma başlatılmıştır. Hiçbir şey yapmayan (!) Konfederasyonun üyelerine, KESK’in eylem kararları sonucu cezalar verilmiş olması, ödenen bedelin değil, atılan adımların göstergesi olduğu için kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Konfederasyonumuz, emek ve meslek örgütleriyle düzenlediği 10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi mitinginde tarihin en kanlı katliamı ile karşı karşıya kalırken, üyeleri sürekli baskı ve zorbalık politikalarıyla sindirilmeye çalışılırken asla mücadeleden vazgeçmemiştir. Fakat söz konusu anlayış 10 Ekim’i gündemine dahi almadığı gibi, bu mücadeleyi görmezden gelmiştir. Ödediği bedeller, onlarca üyesinin tutuklanması, gözaltına alınması, 5000’e yakın üyesinin KHK listelerine adının yazılması, yöneticilerine açılan onlarca dava, iktidarının halen tüm araçlarıyla saldırması KESK’in iktidar tarafından nasıl hedef alındığını ortaya koymaktadır. Bu kişilerin yürüttüğü karalama kampanyası ve işbirlikçilik suçlamaları nedeniyle, tüm demokratik kamuoyunun yakından takip ettiği bu süreci bir kez daha hatırlatmak bile gereksizdir.

KESK’in yapıp ettiklerini sadece “Yüksel caddesine gelip gelmemekle” değerlendiren, saldırıya uğrayan KESK üyelerinin emeklerini ve mücadelesini görmezden gelen bu anlayış, KESK’in tüm illerde gerçekleştirdiği hiçbir eylem ve etkinliğine de katılmamıştır, kendi eylemini ve anlayışını KESK’e dayatmaya devam etmiştir. Eylem ve etkinliklerin hiçbir üyemizi birbirinin önüne koymadan, kapsayıcı bir şekilde ve bütünlüklü planlanması gereğine uygun adım atan konfederasyonumuzca, Danışma Meclisinde ve Genel Meclis’te üyelerimizin eleştiri ve önerileri doğrultusunda bir hat çizilmiştir. KESK’in özeleştiri ve hesap vereceği kurullar, bu kurullardır. Bu kurulları işlettiği, üyelerinin görüş ve önerileri doğrultusunda bir eylem ve etkinlik planı oluşturmaya çalıştığı, bir sendikal anlayışın dayatmacı tutumuna boyun eğmediği için KESK yöneticileri, bağlı iş kolu yöneticileri ve şube yöneticileri bu kişiler tarafından sosyal medyada defalarca hedef gösterilmiş, sendikalarımız itibarsızlaştırılmış, karalayan, iftiraya varan haberler yaptırılmıştır.

Bir seneye yaklaşan işgal süresince görüşmelerde dayatmacı tutum ve tehditler devam etmiş, KESK emekçilerine sözlü sataşmalar artmış, tuvaleti kullandığımız bile bahane edilerek gerginlik çıkarılmış, mutfak tamamen kullanılamaz hale getirilmiştir. Bu sataşmalar, KESK emekçilerinin sakinliğini koruyan tutumları nedeniyle şimdiye kadar bir gerilime dönüşmemiş, emekçilerimizin ve MYK’nın çalışma koşulları ortadan kaldırılmıştır.

Söz konusu anlayış, KESK Genel Merkezi’ni kendi faaliyetlerinin bürosu gibi kullanmaya başlamıştır. Söz konusu durum, bir sene içerisinde yapılan faaliyetlerle birlikte KESK’e bağlı iş kollarıyla bilgi olarak paylaşılmış, 16-17-18 Şubat tarihlerinde yapılan KESK Genel Meclisi’nde bu tarzın ve dayatmaların kabul edilemeyeceğine dair bir karar alınmıştır. KESK Yürütme Kurulu kendinden menkul bir kararla bu oturma eylemine tutum almış değildir; bu tutum örgütümüzün kararının uygulanmasıdır.

KESK, tüzüğünde ifade edilen karar mekanizmaları dışında hiçbir dayatmayı kabul etmeyecektir. KESK Genel Merkezi’nin bir anlayışın çalışma ofisine dönüştürülmesi ise asla kabul edilemez. Bununla birlikte KESK bu sorunu her zaman kendi iç mekanizmaları ile çözmeyi ilke olarak kabul etmiş, bu doğrultuda görüşmeler yapmış, bugün de bu ilke doğrultusunda bu anlayıştan kişilerin olmadığı bir esnada eşyalarını zarar gelmemesi için özenle toplayarak çıkarmıştır. Bu işgalin bir senedir sürüyor olması, eşyaların zarar gelmeksizin özenle ve bu kişilerin olmadığı bir zamanda toplanmış olması şiddetten kaçınmak için harcanan çabaların kendi başına göstergesidir. KESK bu tutumu sergilerken, sabah saatlerinde üye dahi olmayan bir kişi tarafından kapısı kırılmak istenmiştir.

Kendi sorununu kendi içerisinde çözmeyi önüne koymuş olan konfederasyonumuz tarafından polisin çağrılması ise asla söz konusu olmamıştır. Bu kişiler KESK’in kapısında canlı yayın yaparak durumu herkese açık olan sosyal medya hesaplarından paylaşmıştır. Sosyal medya hesaplarının çok yakından takip edildiği, birçok insana paylaşımlarından dolayı ceza verildiği düşünüldüğünde polisin bu durumdan haberdar olmasının birçok kaynağı olabilir. KESK’in şikayeti üzerine polis gelmiş olsaydı, mutlaka tutanak tutularak işlem yapılması gerekirdi. Kapımız kırılmaya çalışılırken dahi sükunetimizi korumuş olmamız bu konudaki tavrımızı da açıkça ortaya koymaktadır. Kamuoyunu yanıltmaya çalışan bu ifadeler, konfederasyonumuzu karalamaya hizmet etmektedir ve açıkça iftiradır.

KESK Merkez Yürütme Kurulu, bağlı iş kollarımızın yürütme kurulu üyeleri ve şubelerden üyelerimizle birlikte genel merkezden dışarı çıkmak istediğimiz anda kapıda bekleyen, aralarında üyemiz olmayanların da bulunduğu bir grup, çıkışımızı engellemek ve işgali sürdürmek için gerilim yaratmıştır. Bu gerilim esnasında bütün üyelerimiz büyük bir sorumlulukla davranmış, hiçbir şekilde darp etme söz konusu olmamış, özellikle de kadınlara yönelik en ufak bir şiddet girişimi yaşanmamıştır. Aksine kadın çalışanlarımız ve yöneticilerimiz sözlü, fiziksel şiddete maruz kalmıştır. İlerleyen günlerde gerek kapımızın kırılması girişimlerine ilişkin görüntüler gerekse de “tekme-tokat dövme” iddialarının gerçekliği yansıtmadığına ilişkin görüntüler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

Yalan-yanlış ifadelerle KESK ve bağlı iş kolu yöneticilerini sosyal medya hesaplarında resimlerini yayınlamak suretiyle hedef gösterenler, bin bir hakaret yağdıranlar, iftira atanlar yöneticilerimize yönelecek her saldırının da yegane sorumlusu olacaktır.

KESK’in, ekonomik krizin faturasının emekçilere ödetilmek istendiği bir dönemde bu faturayı kabul etmeyerek karar organlarının aldığı kararlar doğrultusunda, ek zam talebiyle tüm Türkiye’de sokakta olduğu bir günde KESK’i teslimiyetle suçlamak asla anlaşılabilir değildir. KESK kendi ilkeleri, tüzüğü ve hukuku doğrultusunda davranmaya kararlıkla devam edecektir.

KESK Merkez Yürütme Kurulu 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamları tüm tahminleri alt üst ederek emeği ile geçinen kesimler başta olmak üzere milyonların yoksullaşmaya devam ettiğini, yükü emekçilere yıkılmak istenen krizin derinleştiğini bir kez daha teyit etti.

Bu da mı manipülasyon?

TÜİK tarafından açıklanan verilere yer verilen aşağıdaki tablo;  ülkede artan hayat pahalılığını, işsizliği, işten çıkarmaları, frenlenemeyen döviz kurunu, artan faizleri yok sayarak ‘kriz miriz, yok hepsi manipülasyon’ diyenlere ‘bu da mı manipülasyon, TÜİK’te mi manipülasyon yapıyor? ‘ sorusunu yöneltiyor.

OVP ‘Yenilenip’ YEP Oldu,  Ama Enflasyon Hedefi Şimdiden Tarih Oldu!

27 Eylül 2017’de açıklanan 13.  Orta Vadeli Planda (OVP) daha önceki OVP’de %5 olan 2018 yılı enflasyonu hedefi %7 olarak ‘revize edilmiştir.’ Geçtiğimiz Mayıs ayında açıklanması gereken 14.Orta Vadeli Planda bu hedefin her zaman olduğu gibi tekrar ‘revize edilmesi’ bekleniyordu. Ancak 14. OVP açıklanması sürekli ertelenmiş ve sonuçta OVP yerine iki hafta önce Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklanmıştır. Cumhurbaşkanının ‘Kriz miriz yok, hepsi manipülasyon’ sözlerinin aksine hayat pahalılığının dolayısıyla yoksulluğun artacağının itiraf edildiği söz konusu programda 2018 yılı için enflasyon hedefi son kez revize edilerek  %20,8 olarak belirlenmiştir.

Ancak TÜİK tarafından bugün açıklanan verilere göre yıllık enflasyon 24.52’ye ulaşmıştır. Yani gerçekleşen enflasyon bir kez daha OVP ile hedeflenen oranı, revize edilen, YEP ile tekrar revize edilen hedefleri aşmıştır. Buna göre enflasyon %5 olarak belirlenen ilk OVP hedefinin 4 kat,  %7 olarak revize edilen OVP hedefinin, 2,5 katına ulaşılmış, daha iki hafta önce açıklanan Yeni Ekonomi Programı  (YEP) ile hedeflenen yıllık enflasyon oranı dokuzuncu ay itibari ile 3,72 puan aşılmıştır.

Resmi Veriler Hayat Pahalılığının Artacağını Göstermektedir!

Bugün açıklanan rakamlara elektik ve doğalgaz zamları başta olmak üzere son zamların dahil olmamasının yanı sıra çekirdek enflasyon ve üretici enflasyonunda rekor artışlar yaşanması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha artacağını göstermektedir.

Özellikle, tüketici enflasyonu (TÜFE)  ile üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE)  arasındaki makasın bugüne kadar hiç olmadığı kadar açılması, 2016 yılında %9,94 olan 2017 yılında %15,47’ye çıkan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin (Yİ-ÜFE)  rekor kırarak %46,5’e yükselmesi,  Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksinin de (YD-ÜFE) Türk Lirasının döviz karşındaki eriyişine paralel olarak yükselmeye devam ederek 20 Eylül’de açıklanan TÜİK verilerine göre %59,2’e kadar tırmanması, kısacası sadece tüketicilerin değil üreticilerin de enflasyonunun artması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha da artacağını ispatlamaktadır.   Çünkü maliyeti artan üretici bunu ya doğrudan ürünün-malın fiyatına yansıtacaktır. Ya da son dönemde sıkça karşılaşıldığı üzere ürünün gramajını, litresini, paket içindeki adedini düşürerek ‘örtülü zam’ yapma yolunu seçecektir. Dolayısıyla tüketici enflasyonu (TÜFE) önümüzdeki aylarda üretici enflasyonuna bağlı olarak artmaya devam edecektir.

 

Gerçek Enflasyon Çok Daha Yüksek!

Bu ülkede yaşayan herkes TÜİK’in resmi rakamları ile yaşadığımız gerçek enflasyon arasında bir uçurum olduğunu bilmektedir. Dolayısıyla başta emekçi kesimler olmak üzere tüm halk TÜİK’in bu resmi enflasyon rakamlarının gösterdiğinden çok daha derin bir yoksullaşma yaşamaktadır.

TÜİK’in enflasyon hesaplamasında izlediği yöntem de alt gelir grupları için önemli olan gıda, konut (kira), ulaşım harcama kalemlerinin ağırlığı sürekli değiştirilmektedir. Örneğin emekçilerin ve ailelerinin büyük oranda harcama yaptığı gıda harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %27,6 iken 2018 yılında %23,03’e, yine söz konusu kesimler için önemli bir harcama kalemi olan konut (kira) harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %16,83 iken 2018 yılında %14,85e indirilmiştir.   Bu nedenle bugün açıklanan yıllık %27,7 oranındaki Gıda Enflasyonu ve %21,84 oranındaki Konut Enflasyonu bile gerçek durumu yansıtmaktan uzaktır.

Bu duruma bir de alt gelir gruplarının hayatında tüketmediği deve eti, ördek eti ya da gelişen teknoloji ile fiyatları düşen flaş bellek, CD gibi ürünlere yer verilen enflasyon sepeti eklendiğinde gerçek enflasyonla alakası olmayan resmi enflasyon rakamları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de siyasi iktidarların yıllardır “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” nutukları atarken kullandıkları rakamlar çarşıyı, pazarı, sokağı yansıtmayan işte bu çarpık enflasyon rakamlarıdır.

Zam Kasırgası Ocak Söndürüyor!

Hayat pahalılığı, işsizlik artarken emekçiler her gün gözünü yeni bir zamla açmaya devam etmektedir.

İğneden ipliğe her şeyin fiyatı artarken yılın başından itibaren şiddeti artan zam kasırgasını takip etmek gittikçe daha zor hale gelmektedir. 

Örneğin aşağıda görüleceği üzere 2018 yılı başından bugüne elektriğe toplam %43,64, doğalgaza ise toplam %41,2 zam yapılmıştır. Buna rağmen Ocak ve Nisan ayında gelen zamlar unutulmuştur. Hafızlarda sadece son 3 ayda yapılan zamlar kalmıştır.

Tablo: Elektrik ve Doğalgaz Zamları (%)

Bilindiği üzere bugüne kadar elektrik ve doğalgaz zamlarına gerekçe olarak hep döviz kurlarındaki yükselme gösterilmiştir. Ancak Ekim ayında döviz kurunda düşme yaşanmasına rağmen her iki üründe zam yapılmaya devam edilmiştir.

Öte yandan yukarıdaki rakamlar elektrik ve doğalgazın konut kullanımlarındaki artışları göstermektedir. Elektriğe ve doğalgaza sanayi ve ticarethanelerde yapılan zam oranları ise konutlarda yapılan bu zam oranlarını katlamaktadır.

Temel girdiler olan ve ‘lokomotif ürün’ olarak ifade edilen elektrik ve doğalgaza zam yapılması maliyetleri artırdığı için tüm kesimleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Kısacası konutlar için yapılan zam doğrudan, sanayi ve ticarethanelerde kullanılan ise malların, ürünlerin fiyatına yansıyarak dolaylı yoldan yine vatandaşların cebinden çıkacaktır.

Zamlar Geri,  Maaşlarımız İnsanca Yaşamaya Yetecek Seviyeye Çekilsin!

Zam kasırgası devam ederken tüm ücretli kesimler gibi kamu emekçilerinin de geliri her geçen gün daha fazla erimektedir. Artan hayat pahalılığı ve kamuda yaşanan dönüşüm kamu emekçilerinin daha fazla yoksullaşmasını ve güvencesizleşmesini beraberinde getirmektedir.

Bilindiği üzere mevcut iktidar ve Cumhurbaşkanı tarafından 24 Haziran seçimleri öncesinde yürütülen kampanyanın merkezinde “istikrar” söylemi yer almıştır. Emekçiler için istikrar yarına güvenle bakabilecek koşulların sağlanması ile mümkündür.

Ülkeyi bugün uçurumun kıyısına sürükleyen çok ülkeli şirketlerin, emperyalist ülkelerin çıkarlarını temel alan neoliberal politikalardır. Hem ‘yerlilik ve millik’ nutukları atıp hem de emperyalizmin ülke kaynaklarını talan eden,  emeğe kölelik koşulları dayatan,  devlet eli ile verilen kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, sanayiyi ortadan kaldıran,  kentlerimizde ve doğamızda onarılamaz derin tahribatlar yaratan neoliberal politikalara sarılmaya devam etmenin yaşadığımız krizi daha da derinleştirmekten başka işe yaramayacağı açıktır.

Bugün içine sürüklendiğimiz girdaptan çıkmanın yolu ülke kaynaklarını sömürenleri, yıllardır kaptığı teşviklere rağmen ne istihdamı ne de üretimi artırmayan, üstelik konkordato ilan ederek borçlarından kaçmaya çalışanları değil, emeği, emekçileri koruyan politikaları temel almaktan geçmektedir.

Bunun için ilk yapılacak iş ülkede yaşanan krizin, yıkımın faturasını emekçi kesimlere,  yoksullaştırılan halka yıkmaktan vazgeçmektir.

Başta elektrik ve doğalgaz zamları olmak üzere temel ürünlere yapılan zamlar derhal geri çekilmeli, iş güvencemizi tamamen ortadan kaldıracak olan düzenlemelerden vazgeçilmelidir.

Öte yandan maaşları hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedeflerine göre belirlenen,  böylece ileriye dönük ücret-maaş artışı talepleri daha baştan kısıtlanan, yandaş konfederasyon yönetiminin altına imza attığı ‘satış sözleşmeleri’ ve her yıl tarifesi daha da adaletsiz hale getirilen vergi dilimleri ile kayıpları artan kamu emekçilerine TÜİK’in çarpık hesaplamalara dayalı resmi enflasyon farkı ödenmesinin hiçbir karşılığı kalmamıştır.

Açlık sınırının 2.000 yoksulluk sınırının ise 6.200 TL’yi aştığı günümüz koşullarında emekçilerin ücret-maaş artışlarında TÜİK’in çarpık resmi verileri değil, hayatın yansıttığı gerçek enflasyon rakamları temel alınmalıdır.

Kamu emekçileri başta olmak üzere tüm emekçileri krizin yükünün sırtımıza yıkılmasına karşı güvenceli çalışma ve insanca yaşam taleplerine sahip çıkmaya, bu temel talepler için omuz omuza vermeye çağırıyoruz.

        Adam akşam eve gelince “Hanım sana bir müjdem var. Artık daha pahalı bir evde oturacağız” demiş. Yıllardır bir oda bir salondan ibaret,  elli metre karelik evde eşi ve çocuğu ile birlikte yaşamakta zorlanan kadın çok sevinmiş bu müjdeye. “Hep daha büyük bir ev hayali kuruyordum, nihayet hayalim gerçekleşiyor” demiş ve heyecanla “Peki, ne zaman taşınıyoruz?” diye sormuş eşine. Adam acı acı gülümseyerek ”Bir yere taşınmıyoruz. Ev sahibi bugün kiraya yüzde otuz zam yaptı” demiş.

       Bugüne kadar siyasi iktidara yakınlığı ile bilinen bir kısım medya kullanılarak kamu emekçilerine verilen her “müjde” haberlerinin ne yazık ki bu fıkradan alt kalır yanı bulunmuyor. “Kamuda reform geliyor”, “Kamuda devrim gibi düzenleme yolda”, “memura çifte zam; hem enflasyon zammı hem de toplu sözleşme zammı”, “devlete kapağı attık, yan gelip yattık devri bitiyor. Memura performansa göre maaş geliyor. Çok çalışan memur çok kazanacak” gibi akla ilk gelen her “müjdenin” altından kamu emekçilerinin mevcut haklarını daha da sınırlayan düzenlemeler çıkması ne yazık ki rutin hale gelmiş bulunuyor.

      Bu nedenle kamu emekçileri bir “müjde” haberi gördüğünde sevinemiyor. Tam tersine  “acaba yine hangi hakkımıza göz diktiler” diye sormadan edemiyor. Buna rağmen seçim öncesinde 3.600 ek gösterge sözü verip seçim sonrasında “her seçim döneminde böyle vaatler olur”  diyerek verdiği sözün gereğini hala yerine getirmeyenler kamu emekçilerine yeni ‘müjdeler’ vermeye devam ediyor.

 MÜJDELERİN ARKASI KESİLMİYOR!

       Yıllardır ardı arkası kesilmeyen müjdelere boğulan!, kamu emekçilerine dün güne yeni bir “müjde” haberi ile başladı. Son “müjde” yine hükümete yakınlığı ile bilinen, bir gazete kanalıyla, ‘2.5 milyon memurun hayatı değişiyor’ manşeti ile servis edildi. “Yeni Ekonomi Programı’yla (YEP) birlikte kamu personel rejimi değişiyor”  diye başlayan söz konusu haberde kamu emekçilerine esnek çalışma müjdesi veriliyor.

       Haberin ayrıntılarında ise kamu çalışanlarının, hizmetin özelliğine göre, hangi saatlerde çalışacaklarının kendileri tarafından belirlenebileceği kaydediliyor. Buna göre kamu emekçilerinin haftalık 40 saat olan mesai süresini nasıl tamamlayacağına kendilerinin karar verebileceği,  örneğin bir kamu emekçisinin isterse günlük 8 saat yerine 10 saat mesai yaparak 4 günde 40 saatlik mesai süresini tamamlayabileceği, böylece 3 günü “aile ve sosyal yaşamına, kurs ve eğitim programlarına daha fazla vakit ayırmak” için kullanabileceği iddia ediliyor.

      İşlerin en yoğun olduğu, özellikle 10.00 – 12.00 ve 13.00 -15.00 saatleri arasında bütün “memurların” işinin başında olacağının aktarıldığı haberde ‘memurların’ bu saatler dışında çalışma saatlerini sosyal aktiviteler, eğitim programları, çocukların durumuna göre belirleme haklarının olacağı ileri sürülüyor. Ayrıca “mesaisine her an ihtiyaç duyulmayan memurlara da evde çalışma izni verilebileceğinin”  aktarıldığı haberde “esnek çalışma modelleri ile personelin aktif, üretken olacağı, sosyal yaşamlarına da zaman ayırabileceği” ileri sürülüyor.

 

AKLA TAKILAN SORULAR…

       Her şeyin gayet tozpembe gösterildiği söz konusu haber ilk bakışta kulağa hoş geliyor. Ancak ilk şoku atlatıp bir de daha önce verilen benzer müjdelerin sonuçlarını göz önüne getiren her kamu emekçisi bu yeni müjde haberinde aşağıdaki soruların cevabının olmadığını görüyor.

      Çalışma saatlerim esnek olunca çalışma süreme bağlı mali ve sosyal haklarım olduğu gibi kalacak mı? Onlarda da bir esneme mi olacak? Örneğin fiili hizmet süremin, prim gün sayımın, derece yükselmesi ile kademe ilerlemesi için aranan sürelerin hesabında, bir değişiklik olur mu?

      Ya da çalışma süreme göre belirlenen haklarımda, örneğin yemek ücreti, servis, ek ödeme, ek ders ücreti, fiili hizmet süresi zammı (yıpranma payı) gibi haklarımda değişiklik olur mu?

       Esnek çalışmaya göre hangi saatlerde çalışacağıma ben mi karar vereceğim yoksa benim üstüm, amirim pozisyonunda olanlar mı? Ya da kurumun idarecisi mi?

       Pratikte her kamu emekçisinin kendi çalışma saatlerine karar vermesi deyim yerindeyse her kamu emekçisinin kafasına göre çalışma saatleri belirlemesi mümkün mü?

       Kimin hangi günlerde, hangi saatlerde mesai yapacağına karar verecek olan amirlerin, yöneticilerin kamu emekçileri arasında ayrım yapmaması, adil olması mümkün mü?

       Hangi saatlerde mesai yapacağıma kendim veya amirim-idarecim karar verecekse fazla mesai ücretim doğal olarak ortadan kalkmayacak mı?

        Mevcut durumda işçiler için esnek çalışma uygulanıyor. Denkleştirme çalışmasına göre bir işçi günde 11 saat, 6 günde haftada toplam 66 saat çalışsa bile fazla mesai ücreti alamıyor. Bunun yerine daha sonraki haftalarda çalışma süresi azaltılarak iki ay içersinde haftalık 45 saate denk getiriliyor. Bu iki aylık süre 4 aya kadar uzatılabiliyor. Yani işveren işlerin yoğun olduğu dönemde işçiyi fazla mesai ücreti ödemeden günde 11 saat, haftada 66 saat çalıştırabiliyor. İşlerin yoğun olmadığı zaman ise haftalık çalışma süresini düşürebiliyor. Kamu emekçileri için de aynı yol mu izlenecek?

KRİZ KAMUDA ESNEK ÇALIŞMANIN FIRSATI HALİNE GETİRİLİYOR!

        Aslında bu soruların cevabı “2.5 milyon memurun hayatı değişiyor’ manşetli haberin ilk cümlesinde yani “Yeni Ekonomi Programı’yla (YEP) birlikte kamu personel rejimi değişiyor”cümlesi ile verilmektedir.

          Bilindiği üzere hükümet tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) ülkede yaşanan krize önlem olarak açıklanan ve daha çok tasarrufları içeren bir programdır. Ve ne yazık ki bu ülkede ‘tasarruf’ ya da ‘kemer sıkma’ dendiğinde akla hep emekçi kesimlerin geldiği de bilinmektedir.

         Nitekim söz konusu programda başta “mali açıdan sürdürülebilirliği sağlamak ve kamu maliyesine olan yükü azaltmak amacıyla sosyal sigorta sisteminin yeniden düzenlenmesi’, kamuda hizmetin özelliğine göre esnek çalışma modellerinin uygulanması, işgücü verimliliğinin (yani iş yükünün)  arttırılması,  kamuda ‘yetenek ölçümü’, ‘tekrar yerleştirme’ ve ‘norm kadro’ çalışmaları yapılarak kamu sektörü ‘insan kaynağının ‘ödül ve performans sistemleri’ üzerinden yeniden düzenlenmesi, kıdem tazminatı fonunun kurulması,  bireysel emekliliğin 3 yıl zorunlu hale getirilmesi, sıcak para ihtiyacının İşsizlik Sigortası Fonu kaynakları ile birlikte oluşturulacak ‘fon ekonomisi’ ile karşılanması, dışarıdan kaynak bulma hedefi ile Varlık Fonu kapsamındaki kurumların ‘ipotek’ edilmesi gibi düzenlemelere yer verilmesi tasarrufun yine emekçiler üzerinden, emekçilerin mevcut haklarının budanması üzerinde yapılacağını göstermektedir.

        Kısacısı ekonomide yaşanan/yaşanacak olumsuzluklara neden olanlar ne pahasına olursa olsun korunurken, krizde hiçbir sorumluluğu olmayan emekçilere krizin bedelini ödetmek için yoğun bir hazırlık yapılmaktadır.

     Bugün ‘müjde’ olarak sunulan kamuda esnek çalışma,  hükümet temsilcileri tarafından kamuda istihdamın daraltılacağına ilişkin yapılan açıklamalar, kamuda kadrolu-güvenceli istihdam sınırlanırken sözleşmeli-güvencesiz istihdamın yaygınlaşması, önümüzdeki süreçte alınacak 80 bin kişinin bile kadrolu olarak değil, maaşı İŞKUR tarafından-İşsizlik fonundan karşılanan Toplum Yararına Programlar (TYP) kapsamında çalışanlardan olması söz konusu hazırlığın adımlarıdır.

       Tüm bunlara bakıldığında hükümetin kamu çalışanlarına ‘müjde’ vermek gibi bir niyetinin olmadığı, aksine mevcut haklarını daraltmayı hedeflediği görülmektedir.

        Tüm kamu emekçilerini seçim öncesinde 3.600 ek gösterge sözü verip aradan üç ay süre geçmesine rağmen gereğini yerine getirmeyenlerin yeni “müjdelerine”, hele de krize çözüm olarak sunulan Yeni Ekonomi Programına bağlanan müjdelerine temkinli yaklaşmaya, hak kayıplarımızı artıracak düzenlemelere karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz.

 

                                                                                                                                                               YÜRÜTME KURULU

Devlet Tiyatrosu emekli sanatçılarından Ferdi Merter Fosforoğlu ve Oytun Şanal vefat etmiştir. Bu iki usta tiyatro ve seslendirme sanatçısını saygıyla…
Çarşamba, 12 Eylül 2018 08:27

12 EYLÜL SÜRÜYOR... Özel

Yazan

Sivil/askeri tüm darbeciler karanlıktan, gericilikten, milliyetçilik ve şovenizmden beslenirler. Barış ve demokrasi havarisi kesilip darbe gerçekleştirirler ancak kısa süre içerisinde barış ve demokrasi düşmanı olup demokratik birikimleri bir bir ortadan kaldırırlar. Toplumsal kutuplaşma ve yeni düşman odaklar yaratarak sürekliliklerini sağlamaya çalışırlar.

12 Eylül bunun tipik bir örneğidir.

Emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda, finans kapitalin ve uluslararası tekellerin ihtiyaçlarına yönelik kurulan neoliberal politikaların rahatça uygulanması için gerçekleşen 12 Eylül faşist darbesinin üzerinden 38 yıl geçti.

Darbe ile 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış (İşten atılanların 3 bin 854’si öğretmen, 120’si öğretim üyesi ve 47’si hâkim) 31 gazeteci cezaevine gönderilmiş, seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerine sıkıyönetim tarafından atama yapılmış, 517 kişi idam cezasına çarptırılmış, 50 kişi acımasızca asılmış, yüz binlerce insan akıl almaz işkencelerle, göz altılarla, cezaevlerinde ölüme terk edilmiştir. Yüzlerce sendika, konfederasyon, dernek ve demokratik kitle örgütü kapatılmış, yöneticileri tutuklanmıştır.

Darbeciler ülkemizin geleceği gençleri idam sehpalarına yollamış, aydın, üretken beyinleri ülke dışına kaçırtmış, üniversiteleri YÖK karanlığına teslim etmiştir.

“Ülke elden gidiyor” gerekçesine sığınan darbeciler ülkenin kaynaklarını uluslararası sermayeye peşkeş çekmiş, yolsuzluk ve rüşvet çarkının parçaları olmuş, eğitim sistemini gerici ülkelerin finanse ettiği Türk/İslam sentezci laiklik karşıtı müfredatla donatmışlardır.

12 Eylül’ün Karanlığı Dağılmadı!

15 Temmuz’da ülkemiz yeni bir askeri darbe ile karşı karşıya kalmıştır. Son on yıllarda ve özellikle de AKP hükümetleri döneminde devlet fideliğinde büyütülen, “ne istediyse verilen”, devletin tüm kurumlarında kadrolaşmasının önü açılan cemaat, ikili iktidara son verip tek başına iktidar olma amacıyla darbe girişiminde bulunmuştur. 15 Temmuz darbe girişimi en sistematiği AKP Hükümetleri döneminde olmak üzere bir kez daha devlet kurumları içerisinde beslenmiş, halklarımıza ve emekçilere karşı gerçekleştirilmek istenmiştir.

Darbe girişimine hazırlıklı olan AKP, emekçilerin ve halklarımızın darbe karşıtı pozisyon almasını da değerlendirerek darbe girişimini bir lütuf olarak görmüştür.

AKP 15 Temmuz darbe girişimini kendi otoriter-totaliter, tekçi, mezhepçi, dayatmacı, toplumu kutuplaştırıcı bir siyaset ile başkanlık sistemini inşa etmek için bir fırsat olarak kullanmaya çalışmıştır. AKP, darbe girişimini yarım kalmış operasyonlarını tamamlamak için de bir bahaneye dönüştürmüş durumdadır.

15 Temmuz’dan bu yana on binlerce kamu emekçisi ihraç edilmiştir. Bunlardan 4.237’si konfederasyonumuza bağlı sendikaların üyesi olup yüzlerce arkadaşımız açığa alınmıştır.

AKP, darbe girişiminden hemen sonra, 20 Temmuz 2016 tarihinde OHAL ilan edip sivil darbe ile Meclisi devre dışı bırakarak ülkeyi KHK’lerle yönetmeye başlamış, torba yasalar, genelgelerle her türlü demokratik hakkın kullanımını ortadan kaldırmış, kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kesimlere karşı adeta savaş başlatmıştır.

Öncesinde ve oy kullanma günü 24 Haziran’da yaşananlara bakıldığında AKP’nin OHAL’i niçin kaldırmadığı bir kez daha görülmüştür.

24 Haziran seçimi sıradan bir seçim olmanın ötesinde, fiilen uygulanan tek adam rejimi kurumsallaştırılmış, parlamenter rejimini sona erdirilmiş, “Reis”e göre uyarlanmış, Türkiye tipi başkanlık rejimi yürürlüğe sokulmuştur.

Artık Meclis üyelerinden oluşan ve seçimle gelen Hükümet değil, Başkanın atadığı kişilerden oluşan, biçimsel de olsa güven oylamasına dahi sunulmayan Hükümetlerle yönetilen bir ülke gerçekliği ile karşı karşıyayız.

Darbe Mekaniği Devam Ediyor!

İçte ve dışta uyguladığı savaş politikaları ile ülkeyi tam bir cehenneme çeviren AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve diyaloğa dayalı siyasal çözümü yerine bir kez daha silaha, çatışmalara sarılmıştır.

12 Eylül faşist cuntasının tüm hukuk-kurum ve yasaları bugün iktidardadır ve ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi emekçi halkların üzerinde sallanmaya devam etmektedir. AKP+MHP ittifakının anti-demokratik, tekçi, otoriter, faşizan ve emek karşıtı uygulamaları 12 Eylül ve sonrası iktidarların devamı niteliğindedir.

12 Eylül’ün sadece anayasası değil politikaları da günümüzde uygulanmaktadır. OHAL’in adı değişse de tüm uygulamaları kalıcı hale getirilerek devam ettirilmektedir. Akademisyenlere ve üniversitelere yönelik artan baskı ve davalar nedeniyle bir kez daha 12 Eylül’de olduğu gibi yurt dışına doğru beyin göçü yaşanmaktadır.

İşçilerin ve emekçilerin kendi kaderlerini belirleme haklarını ellerinden alan, iradelerini yok sayan, kazanılmış haklarını gasp eden 12 Eylül zihniyeti bugün AKP iktidarında da işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını tek başına belirlemek istemektedir.

İşçilerin yaşamlarını bile değersiz gören ödünç işçilik, kiralık işçi büroları, vb. Uygulamalar gibi 19.yy’ın kölelik koşulları bu hükümlerden aldığı mirasla bugün yaşamımıza taşınmaktadır.

Neo liberal politikaların kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik krizin faturası emekçilere çıkarılmak istenirken, sermayeye kriz ortamında da yeni ayrıcalıklar tanınmakta, kamu kaynakları peşkeş çekilmektedir.

Bugün, halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, anayasa ve uluslararası sözleşmelerden doğan hakların askıya alındığı, gençlerin gelecek umutlarının yok edildiği, kamu emekçilerinin hukuksuz ve keyfi olarak açığa alınıp, işten atıldığı, ülkemizin siyasi, ekonomik ve askeri bakımından emperyalizme daha da bağımlı olduğu, gericiliğin toplumsal alanı kuşattığı bir ülkede yaşıyorsak, bu 12 Eylül ile birlikte kurulan ve bugün AKP iktidarıyla devam eden yeni sömürü düzeninin bir  sonucudur.

12 Eylül koşullarının devam ettiği bir süreçte, yasaklara rağmen fiilen kendi sendikalarını kuran emekçiler, yeni rejimin baskılarına ve dayatmalarına teslim olmayacak, ülkemizin aydınlığı ve çocuklarımızın geleceği için eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi ve laiklik mücadelesini sürdürecektir.

KESK olarak, 12 Eylül’ün 38 yıldır sürdürülen karanlığında AKP darbesi ile şiddetlenen tüm saldırıları geriletmeye, barışı egemen kılmaya dönük laik, demokratik bir ülke temelinde halkların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle, yeni bir demokratik anayasayı hayata geçirinceye dek toplumsal muhalefetin tüm unsurlarıyla birlikte ortak mücadeleyi esas almaya devam edeceğiz.

KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ!

FAŞİZME VE DARBELERE HAYIR!

YAŞASIN EMEK, DEMOKRASİ VE BARIŞ MÜCADELEMİZ!

 KESKYÜRÜTME KURULU

Sendika Şubemizin Olağanüstü Genel Kurulu 08.09.2018 tarihinde saat 11.00’da Hüseyin Ağa Mah. Dudu Odaları Sok. Bedir Han No:1/701  Beyoğlu/ İstanbul adresindeki Kültür Sanat- Sen İstanbul Bölge Şube Salonu’nda aşağıdaki gündemle yapılacaktır.

Belirtilen gün ve saatte çoğunluk sağlanamazsa ikinci toplantı 15.09.2018 tarihinde saat 11.00’da Kemankeş Mah. Kemankeş Caddesi No:31 Karaköy Beyoğlu/İstanbul adresindeki TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde aşağıdaki gündemle yapılacaktır. DUYURULUR

GÜNDEM

1-Yoklama açılış ve saygı duruşu

2-Divan seçimi

3-Açılış konuşması

4-Çalışma ve denetleme kurulu raporlarının sunumu

5-Çalışma ve denetleme kurulu raporlarının ibrası

6-Seçimler Yönetim Kurulu, Denetleme Kurulu, Disiplin Kurullarının asil ve yedek üyelerinin seçimi

7-Dilek ve temenniler

8-Kapanış

 

 

KÜLTÜR SANAT-SEN İSTANBUL BÖLGE ŞUBESİ 

 

 

   Kültür Sanat- Sen İstanbul Bölge Şubesi Olağanüstü Genel Kurulunda, delege olarak katılacakları ve oy kullanacakları kapsayan delege listesi ile gündem Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının belirlemiş olduğu tarihler olan 01-02-03 Eylül 2018 Cumartesi, Pazar, Pazartesi günlerinde sendika binasında asılmak suretiyle, 3 gün ilan edilecektir. Listede ki düzeltmelerin, ilan süresi içerisinde, belgeleri ile birlikte doğrudan Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına yapılması gerekmektedir.