Cuma, 12 Ekim 2018 14:30

ENFLASYON SON 16 YILIN ZİRVESİNDE! ZAMLAR GERİ, MAAŞLARIMIZ İNSANCA YAŞAMAYA YETECEK SEVİYEYE ÇEKİLSİN! Özel

Yazan 
Öğeyi Oyla
(0 oy)

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamları tüm tahminleri alt üst ederek emeği ile geçinen kesimler başta olmak üzere milyonların yoksullaşmaya devam ettiğini, yükü emekçilere yıkılmak istenen krizin derinleştiğini bir kez daha teyit etti.

Bu da mı manipülasyon?

TÜİK tarafından açıklanan verilere yer verilen aşağıdaki tablo;  ülkede artan hayat pahalılığını, işsizliği, işten çıkarmaları, frenlenemeyen döviz kurunu, artan faizleri yok sayarak ‘kriz miriz, yok hepsi manipülasyon’ diyenlere ‘bu da mı manipülasyon, TÜİK’te mi manipülasyon yapıyor? ‘ sorusunu yöneltiyor.

OVP ‘Yenilenip’ YEP Oldu,  Ama Enflasyon Hedefi Şimdiden Tarih Oldu!

27 Eylül 2017’de açıklanan 13.  Orta Vadeli Planda (OVP) daha önceki OVP’de %5 olan 2018 yılı enflasyonu hedefi %7 olarak ‘revize edilmiştir.’ Geçtiğimiz Mayıs ayında açıklanması gereken 14.Orta Vadeli Planda bu hedefin her zaman olduğu gibi tekrar ‘revize edilmesi’ bekleniyordu. Ancak 14. OVP açıklanması sürekli ertelenmiş ve sonuçta OVP yerine iki hafta önce Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklanmıştır. Cumhurbaşkanının ‘Kriz miriz yok, hepsi manipülasyon’ sözlerinin aksine hayat pahalılığının dolayısıyla yoksulluğun artacağının itiraf edildiği söz konusu programda 2018 yılı için enflasyon hedefi son kez revize edilerek  %20,8 olarak belirlenmiştir.

Ancak TÜİK tarafından bugün açıklanan verilere göre yıllık enflasyon 24.52’ye ulaşmıştır. Yani gerçekleşen enflasyon bir kez daha OVP ile hedeflenen oranı, revize edilen, YEP ile tekrar revize edilen hedefleri aşmıştır. Buna göre enflasyon %5 olarak belirlenen ilk OVP hedefinin 4 kat,  %7 olarak revize edilen OVP hedefinin, 2,5 katına ulaşılmış, daha iki hafta önce açıklanan Yeni Ekonomi Programı  (YEP) ile hedeflenen yıllık enflasyon oranı dokuzuncu ay itibari ile 3,72 puan aşılmıştır.

Resmi Veriler Hayat Pahalılığının Artacağını Göstermektedir!

Bugün açıklanan rakamlara elektik ve doğalgaz zamları başta olmak üzere son zamların dahil olmamasının yanı sıra çekirdek enflasyon ve üretici enflasyonunda rekor artışlar yaşanması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha artacağını göstermektedir.

Özellikle, tüketici enflasyonu (TÜFE)  ile üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE)  arasındaki makasın bugüne kadar hiç olmadığı kadar açılması, 2016 yılında %9,94 olan 2017 yılında %15,47’ye çıkan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin (Yİ-ÜFE)  rekor kırarak %46,5’e yükselmesi,  Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksinin de (YD-ÜFE) Türk Lirasının döviz karşındaki eriyişine paralel olarak yükselmeye devam ederek 20 Eylül’de açıklanan TÜİK verilerine göre %59,2’e kadar tırmanması, kısacası sadece tüketicilerin değil üreticilerin de enflasyonunun artması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha da artacağını ispatlamaktadır.   Çünkü maliyeti artan üretici bunu ya doğrudan ürünün-malın fiyatına yansıtacaktır. Ya da son dönemde sıkça karşılaşıldığı üzere ürünün gramajını, litresini, paket içindeki adedini düşürerek ‘örtülü zam’ yapma yolunu seçecektir. Dolayısıyla tüketici enflasyonu (TÜFE) önümüzdeki aylarda üretici enflasyonuna bağlı olarak artmaya devam edecektir.

 

Gerçek Enflasyon Çok Daha Yüksek!

Bu ülkede yaşayan herkes TÜİK’in resmi rakamları ile yaşadığımız gerçek enflasyon arasında bir uçurum olduğunu bilmektedir. Dolayısıyla başta emekçi kesimler olmak üzere tüm halk TÜİK’in bu resmi enflasyon rakamlarının gösterdiğinden çok daha derin bir yoksullaşma yaşamaktadır.

TÜİK’in enflasyon hesaplamasında izlediği yöntem de alt gelir grupları için önemli olan gıda, konut (kira), ulaşım harcama kalemlerinin ağırlığı sürekli değiştirilmektedir. Örneğin emekçilerin ve ailelerinin büyük oranda harcama yaptığı gıda harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %27,6 iken 2018 yılında %23,03’e, yine söz konusu kesimler için önemli bir harcama kalemi olan konut (kira) harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %16,83 iken 2018 yılında %14,85e indirilmiştir.   Bu nedenle bugün açıklanan yıllık %27,7 oranındaki Gıda Enflasyonu ve %21,84 oranındaki Konut Enflasyonu bile gerçek durumu yansıtmaktan uzaktır.

Bu duruma bir de alt gelir gruplarının hayatında tüketmediği deve eti, ördek eti ya da gelişen teknoloji ile fiyatları düşen flaş bellek, CD gibi ürünlere yer verilen enflasyon sepeti eklendiğinde gerçek enflasyonla alakası olmayan resmi enflasyon rakamları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de siyasi iktidarların yıllardır “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” nutukları atarken kullandıkları rakamlar çarşıyı, pazarı, sokağı yansıtmayan işte bu çarpık enflasyon rakamlarıdır.

Zam Kasırgası Ocak Söndürüyor!

Hayat pahalılığı, işsizlik artarken emekçiler her gün gözünü yeni bir zamla açmaya devam etmektedir.

İğneden ipliğe her şeyin fiyatı artarken yılın başından itibaren şiddeti artan zam kasırgasını takip etmek gittikçe daha zor hale gelmektedir. 

Örneğin aşağıda görüleceği üzere 2018 yılı başından bugüne elektriğe toplam %43,64, doğalgaza ise toplam %41,2 zam yapılmıştır. Buna rağmen Ocak ve Nisan ayında gelen zamlar unutulmuştur. Hafızlarda sadece son 3 ayda yapılan zamlar kalmıştır.

Tablo: Elektrik ve Doğalgaz Zamları (%)

Bilindiği üzere bugüne kadar elektrik ve doğalgaz zamlarına gerekçe olarak hep döviz kurlarındaki yükselme gösterilmiştir. Ancak Ekim ayında döviz kurunda düşme yaşanmasına rağmen her iki üründe zam yapılmaya devam edilmiştir.

Öte yandan yukarıdaki rakamlar elektrik ve doğalgazın konut kullanımlarındaki artışları göstermektedir. Elektriğe ve doğalgaza sanayi ve ticarethanelerde yapılan zam oranları ise konutlarda yapılan bu zam oranlarını katlamaktadır.

Temel girdiler olan ve ‘lokomotif ürün’ olarak ifade edilen elektrik ve doğalgaza zam yapılması maliyetleri artırdığı için tüm kesimleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Kısacası konutlar için yapılan zam doğrudan, sanayi ve ticarethanelerde kullanılan ise malların, ürünlerin fiyatına yansıyarak dolaylı yoldan yine vatandaşların cebinden çıkacaktır.

Zamlar Geri,  Maaşlarımız İnsanca Yaşamaya Yetecek Seviyeye Çekilsin!

Zam kasırgası devam ederken tüm ücretli kesimler gibi kamu emekçilerinin de geliri her geçen gün daha fazla erimektedir. Artan hayat pahalılığı ve kamuda yaşanan dönüşüm kamu emekçilerinin daha fazla yoksullaşmasını ve güvencesizleşmesini beraberinde getirmektedir.

Bilindiği üzere mevcut iktidar ve Cumhurbaşkanı tarafından 24 Haziran seçimleri öncesinde yürütülen kampanyanın merkezinde “istikrar” söylemi yer almıştır. Emekçiler için istikrar yarına güvenle bakabilecek koşulların sağlanması ile mümkündür.

Ülkeyi bugün uçurumun kıyısına sürükleyen çok ülkeli şirketlerin, emperyalist ülkelerin çıkarlarını temel alan neoliberal politikalardır. Hem ‘yerlilik ve millik’ nutukları atıp hem de emperyalizmin ülke kaynaklarını talan eden,  emeğe kölelik koşulları dayatan,  devlet eli ile verilen kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, sanayiyi ortadan kaldıran,  kentlerimizde ve doğamızda onarılamaz derin tahribatlar yaratan neoliberal politikalara sarılmaya devam etmenin yaşadığımız krizi daha da derinleştirmekten başka işe yaramayacağı açıktır.

Bugün içine sürüklendiğimiz girdaptan çıkmanın yolu ülke kaynaklarını sömürenleri, yıllardır kaptığı teşviklere rağmen ne istihdamı ne de üretimi artırmayan, üstelik konkordato ilan ederek borçlarından kaçmaya çalışanları değil, emeği, emekçileri koruyan politikaları temel almaktan geçmektedir.

Bunun için ilk yapılacak iş ülkede yaşanan krizin, yıkımın faturasını emekçi kesimlere,  yoksullaştırılan halka yıkmaktan vazgeçmektir.

Başta elektrik ve doğalgaz zamları olmak üzere temel ürünlere yapılan zamlar derhal geri çekilmeli, iş güvencemizi tamamen ortadan kaldıracak olan düzenlemelerden vazgeçilmelidir.

Öte yandan maaşları hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedeflerine göre belirlenen,  böylece ileriye dönük ücret-maaş artışı talepleri daha baştan kısıtlanan, yandaş konfederasyon yönetiminin altına imza attığı ‘satış sözleşmeleri’ ve her yıl tarifesi daha da adaletsiz hale getirilen vergi dilimleri ile kayıpları artan kamu emekçilerine TÜİK’in çarpık hesaplamalara dayalı resmi enflasyon farkı ödenmesinin hiçbir karşılığı kalmamıştır.

Açlık sınırının 2.000 yoksulluk sınırının ise 6.200 TL’yi aştığı günümüz koşullarında emekçilerin ücret-maaş artışlarında TÜİK’in çarpık resmi verileri değil, hayatın yansıttığı gerçek enflasyon rakamları temel alınmalıdır.

Kamu emekçileri başta olmak üzere tüm emekçileri krizin yükünün sırtımıza yıkılmasına karşı güvenceli çalışma ve insanca yaşam taleplerine sahip çıkmaya, bu temel talepler için omuz omuza vermeye çağırıyoruz.

Okunma 883 defa Son Düzenlenme Cuma, 12 Ekim 2018 14:38