Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul’un Yaptığı Basın Açıklaması Metni

Değerli Basın Emekçileri,

Bildiğiniz üzere, kamu emekçilerinin çözüm bekleyen onlarca sorunu orta yerde dururken AKP iktidarı geçtiğimiz çarşamba günü TBMM’ye yeni bir Torba Yasa tasarısı sunmuştur.  Söz konusu tasarı ile başta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu olmak üzere pek çok kanunda, kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörülmektedir. Tasarıda öngörülen düzenlemelere ana başlıklar halinde değinmeden, sonda söyleyeceğimizi hemen başta söyleyelim.  Bu torba yasa tasarısı ile 2,5 milyonu aşkın kamu emekçisinin umutları bir kez daha karartılmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile aylardır yaptığımız toplantılarda taraflar olarak üzerinde uzlaşma sağladığımız hiçbir konuya yasa tasarsında yer verilmemiştir. Torba yasa tasarısında, 2012-2013 toplu sözleşme sürecinde görüşülmesine izin verilmeyerek Kamu Personeli Danışma Kuruluna havale edilen 161 konunun hiç birisine ilişkin tek bir düzenleme bile yer almamaktadır.

Yıllardır kadro bekleyen yüz binlerce sözleşmeli ve geçici personelin beklentisi boşa çıkartılmıştır. Sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi, 2005 yılından sonra göreve başlayan kamu emekçilerine bir derece verilmesi, disiplin cezalarının affı, yardımcı hizmetler sınıfına dâhil personele ek gösterge verilmesi, 399 sayılı KHK’ye tabi sözleşmeli personelin, memurlara tanınan izin haklarından aynı şekilde yararlanması, kadın memurlara hamileliğin başlangıcından itibaren ve analık izninin bitiminden itibaren bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilmemesi gibi sorunların çözümü için kanun tasarısı taslağı hazırlanmasına rağmen bugüne kadar en küçük bir adım dahi atılmamıştır.

Tüm bunların yerine Çalışma bakanlığı ile sendikalar-konfederasyonlar olarak yaptığımız toplantılarda çekince koyduğumuz konular yine bir torbanın içerisine doldurulmuştur. 

Değerli Basın Emekçileri;

Peki, ne var bu torbada?  Bu torbada,  kamuda üst düzey yönetici olarak atanabilmek için gerekli koşulların alt üst edilmesi dolayısıyla kariyer ve liyakat ilkesinin tamamen ortadan kaldırılması vardır. Otoriter başkanlık sistemine giden yolun taşlarının döşenmesi için tıpkı 12 Eylül referandumun da olduğu gibi AKP’nin devletleşmesi sürecinin hızlandırılması vardır.

AKP’nin bu torbasında, “Hükümet memuru” yaratarak zaten doruğa çıkan siyasi kadrolaşmanın önündeki son kalelerin de işgali vardır. Kamu Hastaneleri Birlikleri düzenlemeleri ile hastanelerin yönetimine özel sektörden yüksek maaşla sağlıkçı olmayan CEO ların atanmasına benzer bir uygulamanın tüm kamu alanında genelleştirilmesi vardır. AKP’nin bu son torbasında işe göre personel değil yandaşa göre iş-mevki yaratma vardır.

Diğer taraftan tasarı ile kamu emekçilerinin disiplin cezalarının affı beklentisi de boşa çıkarılmaktadır. Başından beri yüz kızartıcı suçlar dışında kalan tüm disiplin cezalarının affedileceği beklentisi yaratılan kamu emekçilerine 28 Şubat şoku yaşatılmıştır.  AKP iktidarına göre disiplin suçları nedeniyle 28 Şubat sürecinde memuriyetten çıkarılanlardan başka mağdur olan kamu emekçisi bulunmamaktadır.

Bildiğiniz gibi Anayasa Mahkemesi bu yılın başında 666 sayılı KHK’nın bazı maddelerinin iptaline ilişkin başvuruyu değerlendirerek kararını açıklamıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı ile 666 KHK’nın kamu kurumlarının çok büyük bölümünde fazla mesai ücretini ortadan kaldıran 15. Maddesi iptal edilmiştir. Ancak bu torba tasarı ile Anayasa Mahkemesinin kamu emekçileri lehine verdiği bu önemli karar ortadan tekrar kaldırılmak istenmektedir. Dolayısıyla bu torbada fazla mesai ücretinin tamamen kaldırılmasıyla kamu emekçilerinin sefalet koşullarına itilmesi vardır.

Değerli Basın Emekçileri,

Eğer kamu emekçilerinin başına örülmek istenen bu torba yasa tasarısı yasalaşırsa;

$1ØKamuda,  Müdür, İl Müdürü, Daire Başkanı kadrolara yapılacak atamalarda aranan sırası ile 8, 10 ve 12 yıllık hizmet süresi  5 yıla indirilecek. Bu pozisyondakiler için 5 yılın hesabında sadece kamudaki süreler değerlendirilecek.

$1Ø6400 ek göstergeli Genel Müdür ve üstü kadrolara atanmada yine 5 yıl hizmet yeterli olacak. 5 yılın hesabında bu kez özel sektördeki süreler de değerlendirilecek. Üstelik bu kadrolara daha önce hiç memuriyeti olmayanlar da atanabilecek.

$1ØMüdür ve üstü kadrolara atanmada belirli süre o kurumda çalışmış olma, belirli bölümleri bitirmiş olma gibi şartlar aranmayacak.

$1ØAdalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlardaki üst düzey kadrolara meslek mensubu olmayanlar da atanabilecek. Örneğin Adalet Bakanlığına bağlı müdürlüklerin büyük bölümüne atanabilmek için, hukuk fakültesi mezunu olma, hâkim, savcı ya da avukat olma şartlarının yanı sıra ve kamuda belli bir hizmet süresine sahip olma şartı da ortadan kaldırılacak. Yani mesleğin gerektirdiği hizmet yılı, fakülte-eğitim şartları kaldırılacak. Adalet Bakanlığındaki üst düzey kadrolara İlahiyat Fakültesi mezunu, meslekle uzaktan yakından ilgisi olmayanlar atanabilecek.

$1ØBöylesine önemli görevlere atanmada tek kriter sadece ve sadece AKP yandaşlığı olacak. Kamuda yıllarca hizmet eden gerekli şart ve nitelikleri taşıyanların başına bu Yandaş-CEO-Tüccar takımı amir olarak atanacak.

Bunun adı, AKP iktidarına biatta kusur etmeyecek “hükümet memurluğu” yaratılması değil de nedir? Zaten kamu alanında ciddi mesafe kaydedilen siyasi kadrolaşmanın tamamlanması değil de nedir? Bunun adı,  kamu hizmetinin sürekliliğinin yok edilmesi, kamu personel alımında uyulması gereken kuralların yok sayılması değil de nedir?

 Değerli Basın Emekçileri,

Burada özellikle bir konunun altını çizmek istiyoruz. Ne yazık ki bu tasarıda AKP iktidarının “ölümü gösterip sıtmaya razı etme mantığı” bir kez daha yüzünü göstermiştir. Bu durumu AKP hükümetinin medyayı manipüle etmesinin, kamuoyunu bilinçli olarak yanlış yönlendirmek için tüm olanaklarını seferber etmesinin doğal bir sonucu olarak görüyoruz. Medyaya, hemen her gün “memura müjde” manşetleri attıran AKP iktidarının yarattığı sis perdesinin de etkisiyle, kamu emekçilerinin geniş bir bölümünce hatta ne yazık ki bazı sendika ve konfederasyonlarca bu torba yasa tasarısının yasalaşması durumunda ortaya çıkacak tablo tüm netliği ile görülememektedir.

Sürgün-Rotasyonla, bireysel performansa dayalı ücretlendirmeyle, kamuda güvencesizliği artıracak istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması tehdidi altında tutulan milyonlarca kamun emekçisi “Korktuğumuz gibi değilmiş. Neyse torba yasa tarsısında bunlar yok” diyecek duruma getirilmiştir.

Bu tasarıdan beklentisi olan, hatta KPDK toplantılarında bugün bu torba yasa tasarısıyla birebir örtüşen önerilerde bulunan, yandaşlığı tescilli konfederasyon yönetiminin görmezden geldiğinin aksine bu tasarı tüm kamu emekçilerinin yaşamını alt üst edecektir. Nasıl mı?

Öncelikle iş güvencesinin sadece kadrodan ibaret olmadığını hatırlatmak isteriz. Geleceğe güvenle bakmayı engelleyen her şeyin iş ve ücret güvencesinin bir unsuru olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla çalışma yaşamında belirsizlik yaratan, yarının nasıl olacağını görmeyi engelleyen her gelişme güvencesizliği derinleştirmektedir. Bugüne kadar kamu alanında güvencesizliği gittikçe artıran, istihdamı onlarca parçaya ayıran bir süreç yaşanmıştır.

Başta 6111 sayılı torba yasa ve onlarca Kanun Hükmünde Kararname ile kamu alanında taşeronlaştırma yaygınlaştırılmıştır. Esnek, performansa dayalı, kuralsız, güvencesiz çalışma biçimleri İş ve ücret güvencemizle doğrudan bağı olmadığı yanılsaması yaratılan onlarca düzenleme, fiili uygulama ile hayata geçirilmiştir.

Sonuç olarak bugün sadece sözleşmeli istihdamın karşılığı olan 4/B kadrosu veya geçici personel istihdamının karşılığı olan 4/C kadrosu değil bunlara göre daha göre daha avantajlı olduğu bilinen 4/A kadrosu da önemli bir tehlike ile karşı karşıyadır. İşin özü hangi ad altında istihdam edilirse edilsin tüm kamu personeli günümüzün çağdaş köleliği dediğimiz 4/C’li istihdama doğru hızla sürüklenmektedir.

İş ve ücret güvencesinin unsurlarını birer birer ortadan kaldıran diğer torba yasalar, KHK lar gibi bu son torba yasa tasarsının hedefi de bu kadar açıktır.

Değerli Basın Emekçileri,

Sizin vasıtanızla hala bu torba yasa tasarısının iş güvencesi ile ilişkisi olmadığını düşünenlere buradan sormak istiyoruz.Ehliyetsiz, vasıfsız ama sadece yandaş olduğu için üst düzey yöneticiliğe atanan amirlerin, müdürlerin, genel müdürlerin, müsteşarların olduğu bir kamu istihdamında kamu emekçilerinin sınırlı hale getirilen iş güvencesi derin bir darbe daha almayacak mı? İş güvencesi ve ücret güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması için ayrı ayrı yasalar, düzenlemeler mi bekleyeceğiz? Sürgün niteliğindeki rotasyon, bireysel performansa dayalı ücretlendirme, disiplin cezalarından uyarma ve kınama basamaklarının çıkarılarak performansa bağlı olarak aylıktan kesme cezalarının getirilmesini mi bekleyeceğiz? Yoksa yarın çok geç olmadan bunlara karşı sesimizi, mücadelemizi mi yükselteceğiz? Sorun da çözüm de işte tam bu noktadadır.

Diğer taraftan bugüne kadar TBMM’ye gelen yasa tasarılarının, tekliflerinin getirildikleri haliyle kalmadığını defalarca yaşayarak öğrendik. Konusuyla en alakasız yasa tasarılarının, tekliflerin bile verilen önergelerle nasıl tanınmaz hale getirildiğine, sendikal hak ve özgürlüklerimizi yok ettiğine defalarca şahit olduk. Hemen her gün kabineden bir bakanın “657’ye sırtını dayayan memurlar yan gelip yatıyor” beyanatları, kamu emekçileri ile toplumun diğer kesimlerini karşı karşıya getirmeyi hedefleyen kışkırtıcı açıklamaları hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor.

Biz, vicdanlarında kamu emekçilerinin sorunlarına yer vermeyenlerin torba yasa tasarılarından da medet umulmayacağı gerçeğini defalarca yaşayarak öğrendik. Aynı tehlike bugün de kapımızda. Eğer biz iş güvencemize sahip çıkmazsak, bugüne kadar emek karşıtı onlarca yasayı hayata geçirenlerin fırsat buldukları ilk anda bugün bu torba yasa tasarısında yer almayan konuları gündeme getirmekten kaçınmayacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın.

Değerli Basın Emekçileri,

Bugün kamu emekçileri olarak  önümüzde iki yol var. Ya işimize, güvencemize göz koyanlara karşı geleceğimize sahip çıkmak için örgütlü mücadeleyi yükselteceğiz ya da AKP’ye biat eden hükümet memurluğu ile güvencesiz, esnek, kuralsız çalışmanın gönüllü kulları olacağız.

Biz tercihini birinci yoldan yana kullanan kamu emekçilerinin örgütü olarak mücadeleyi yükseltemeye kararlıyız. Bunun için, bugün başlattığımız il gezileri ile yurdun dört bir yanına dağılan yöneticilerimiz emek karşıtlarının yaratmak istediği sis perdesini dağıtıyor. 

Yalana karşı gerçeğin, haksız-hukuksuz olana karşı adil ve demokratik olanın açığa çıkarılması mücadelesinde, tüm kamu emekçilerini kendi tercihlerini, iradelerini ortaya koymanın bir aracı olarak 27-31 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapacağımız REFERANDUMA katılmaya çağırıyor.

Bize sormadan hakkımızda karar alanlara haklarımıza ve geleceğimize sahip çıktığımızı göstermek için tüm yurtta, işyerlerinde, alanlarda sandıklar kurarak oy kullanmaya, kendi referandumlarını yapmaya çağırıyor.

Sadece bugün TBMM de olan” hükümet memurluğu” yasa tasarısına karşı değil her an bu tasarıya eklenme ihtimali hiç de uzakta olmayan sürgün-rotasyon düzenlemesine, performansa dayalı ücretlendirmeye, uyanık tüccar hesabıyla disiplin cezalarının değiştirilmesine, iş ve ücret güvencemizin tamamen ortadan kaldırılmasına karşı;  5 Haziran 2013 Çarşamba günü yapacağımız GREV ile AKP iktidarını güçlü biçimde uyarmaya davet ediyor.

Biz de buradan bugün yurdun dört bir yanında dile getirdiğimiz bu çağrıyı, bu daveti yineliyor, tüm kamu emekçilerine sesleniyoruz. Bu mücadele vicdanlarında, torbalarında emek karşıtlığından başka bir şey taşımayanlara karşı umut ve insana dair ne varsa taşıyanların mücadelesidir. Bu mücadele yaşamı sevgiden tuğlalarla yeniden kurma mücadelesidir.

Son söz olarak tüm kamu emekçilerini yarın çok geç olmadan, bugün, iş ve ücret güvencesine, insanca yaşam güvenceli gelecek mücadelesine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu mücadele hepimizin mücadelesidir.

                                                                                             KESK Yürütme Kurulu

30 Mayıs 2013 

Bilindiği üzere KESK olarak insanca yaşam, güvenceli iş ve ücret talebi ile 5 Haziran’da uyarı grevi gerçekleştireceğimizi kamuoyuna ilan etmiş bulunuyoruz. Bizi greve götüren koşulları kamuoyu ile paylaşırken amacımızın sadece 15 Mayıs’ta TBMM’ye sevk edilen “hükümet memurluğu” torba yasa tasarısının geri çekilmesi olmadığını, kamu emekçilerini güvencesiz bir çalışma yaşamına sürükleyen düzenlemeleri adım adım hayata geçirenlere karşı güçlü bir cevap vermek olduğunun altını özellikle çizdik. Ancak grev kararımızı açıklamamızın hemen ardından durumun ciddiyetini hala görmek istemeyen bazı çevreler kamu emekçilerinin kafasını karıştıran bir söylemle adeta grev kırıcılığına soyunmuştur.

AKP’nin aylardır ısrarla gündeme getirdiği; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda kapsamlı değişiklikler çerçevesinde kamuda istihdam biçimlerinin yeniden düzenlenmesi, rotasyon, performansa göre ücret, disiplin cezalarının yeniden düzenlenmesi gibi konuların Meclise sevk edilen torba yasa tasarısında şimdilik yer almamasından yola çıkan malum çevreler grevi gerektiren koşulların olmadığını iddia etmektedir.

Kamu emekçilerinin iradesinin açığa çıkmasından korkanların başında emek karşıtı yüzüne, grev kırıcılığında ne kadar “ustalaştığına” son olarak ÇAYKUR ve Hava -İş grevlerinde bir kez daha tanık olduğumuz AKP’nin gelmesi elbette ki şaşırtıcı değildir. 5 Haziran’da yapacağımız uyarı grevinin altını boşaltmak, etkisini zayıflatmak AKP iktidarının emek düşmanlığı politikasındaki tutarlılığının doğal sonucudur.  Diğer taraftan sadece AKP iktidarı değil, kamu emekçilerinin hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmekle görevli olduğunu iddia eden ancak yaşanan her gelişmede yandaşlığını yeniden tescillemekten öteye gitmeyen kimi sendikamsı yapılar da işyerlerinde yaptıkları anti propaganda ile grev kırıcılığına soyunmuştur. Daha dün, greve katıldığı için aynı işyerinde birlikte çalıştığı arkadaşı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacak kadar “sendikacılık” yapanlar bugün grev aleyhtarlığında hamileri AKP ile el ele vermiştir.

Daha önce de defalarca ifade ettik, bir kez daha vurgulamakta fayda görüyoruz. Yazıldığı gibi okunan ‘güvence’ kavramı bir insanın geleceğe güvenle bakmasını sağlayan tüm unsurları barındırır. Bir çalışanın geleceğe güvenle bakabilmesi ancak işinin, gelirinin, sosyal güvenliğinin, sendikal hak ve özgürlüklerinin garanti altı altına alınması ile mümkündür. Tüm çalışanlar gibi kamu emekçileri de geleceğe ilişkin beklentilerini koruyabildikleri ölçüde kendisini ve ailesini güvende hissedebilir. Oysa ülkemizin kamu emekçileri istikrarsızlıkla kol kola giren güvencesizliği her geçen gün biraz daha fazla hissetmektedir. Yıllardır hayata geçirilen yasalarla, kanun hükmünde kararnamelerle, fiili uygulamalarla kamu emekçilerinin iş güvencesi alabildiğine sınırlanmıştır.

Bugün aynı kurumda, aynı veya benzer işi yapan kamu emekçileri ücret ve sosyal haklar başta olmak üzere pek çok konuda ayrı düzenlemelere, yasalara tabi hale getirilmiştir. Diğer gruplara göre göreceli olarak daha avantajı gözüken 4/A’lıllar da dâhil olmak üzere, istihdam biçimi ne olursa olsun tüm kamu emekçileri taşeron, esnek, performansa dayalı, güvencesiz ve kuralsız bir çalışmanın ucuz işgücü haline dönüştürülmek istenmektedir. Kamu emekçilerinin kazanılmış haklarını, maaşlarını, ücretlerini maliyet olarak gösterenler farklı farklı istihdam yapıları ile onları bölmek için elinden geleni yapmaya devam etmektedir.

Bugüne kadar iktidara gelen, ruhunu sermayeye teslim etmiş tüm siyasi partilerin iş birliği ile kamu hizmetlerinin adım adım ticarileştirilmesi süreci çalışanların güvencesizleştirilmesi ile paralel olarak hayata geçirilmiştir. 10 yılı aşan AKP iktidarında ise kamunun toptan tasfiye edilmesi sürecine hız verilmiştir. Kamu hizmetlerinin piyasaya açılma süreci hızlandırılmış, özelleştirme ve taşeronlaştırma katlanarak artmıştır. Asgari ücrete mahkûm edilen taşeron firma çalışanı yüz binlerce insan hastanelerden okullara kadar birçok kamu kurumuna kadar yayılmıştır. Kamuda taşeron firma bünyesinde çalıştırılanların sayısı 2002 yılında 15 bin civarında iken bugün belediyelerdekilerle birlikte bu sayı 1 milyonu çoktan aşmıştır. Halktan alınan vergilerle kurulan kamu kuruluşları, KİT’ler birkaç yıllık karı karşılığında hatta çoğu kez arsa bedelinin bile altında belirlenen rakamlarla bir avuç sermayedara, yandaşa peşkeş çekilmiştir. Son olarak Demiryollarının serbestleştirilmesi ve PTT A.Ş. yasaları sermayenin karı için her yolu mubah görenlerin kamu yararını yok sayan yüzlerini tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur. Emeğin, emekçilerin aleyhine yaşanan tüm bu gelişmeler bile aslında başlı başına grev sebebidir.

Emekçilerin içinde bulunduğu bu kara tablonun her geçen gün daha da karanlık hale getirilmesini görmeyen, bilinçli ya da bilinçsiz grev aleyhtarlığı yapanlara hiç değilse son birkaç hafta içinde yaşanan gelişmelere göz atmalarını öneriyoruz. Evet,15 Mayıs’ta TBMM’ye sevk edilen torba yasa tasarısında sürgün-rotasyon şimdilik yok. Ama söz konusu torba yasa tasarısından hemen iki gün sonra, 17 Mayıs 2013 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yayınlanan Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin tam bir sürgün yönetmeliği olmadığını kim iddia edebilir? Sosyal hizmetlerde büyüyen personel açığını yeni kadro ihdas ederek gidermek yerine mevcut personeli daha fazla çalıştırmayı ve istekleri dışında adeta sürgün ederek sosyal hizmet vermeyi dayatan bu yönetmelikte zorunlu çalışma süreleri 1. bölgede 7 yıl, 4. bölgede 3 yıl olarak öngörülmektedir. Hiçbir kanunda bu kadar uzun süreli zorunlu çalışma olmamasına rağmen çıkarılan bu yönetmelik AKP iktidarının hak, hukuk tanımazlığını yeterince göstermiyor mu? Gözaltına alınan, görevden uzaklaştırılan, tutuklanan kişilerin aynı görev yerlerinde kalmalarının önüne geçerek başka yerlere sürgün edilmelerinin yönetmelik maddesi haline getirildiği koşullarda bırakın iş güvencesini, sendikal hakların da hedef alınmadığını iddia etmek mümkün müdür?

Basına yansıyan haberlere göre 15 Mayıs’ta meclise sevk edilen torba yasa tasarısı ile birlikte kimin nerede, hangi bakanlıkta üst düzey yönetici kadrolarına getirileceği daha bugünden tartışılmaya başlanmıştır. Bilindiği üzere AKP tüzüğüne göre aralarında partinin kurmaylarının da olduğu 73 kişi 3 dönemdir üst üste milletvekili olduğu için önümüzdeki seçimde adaya olamayacaktır.  Ancak torba yasa tasarısı ile bu 73 milletvekilinin geleceği de garanti altına alınmakta, kimisine Dışişleri kimisine Adalet Bakanlığında makam hazırlanmaktadır.

Öte yandan bu ülkede yaşayan herkes meclise sevk edilen yasa tasarılarının, tekliflerinin içeriğinin komisyonlarda, genel kurulda verilen önergelerle nasıl değiştirildiğini, tanınmaz hale getirildiğine defalarca tanık olmuştur. Vatandaşlara yazılan ilaç reçetesinden “katkı payı” adı altında ücret alınmasını düzenleyen yasa tasarısına son anda eklenen madde ile milletvekili emeklilik maaşlarının %100’e varan oranda artırılması bu durumun en tipik örneğidir. Daha geçtiğimiz yıl 4+4+4 olarak bilinen kesintili eğitim yasa tasarısı TBMM’ye sevk edildikten sonra komisyonlarda, genel kurulda yapılan eklemlerle esaslı bir şekilde değiştirilmiştir.

Yine geçtiğimiz yıl, tam da toplu sözleşme süreci arabuluculuk aşamasında iken bir AKP milletvekilinin verdiği yasa teklifi ile havacılık iş kolunda grevin yasaklanması hafızlardaki tazeliğini korumaktadır.  Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda meclise sevk edilen hükümet memurluğu torba yasa tasarısına yeni düzenlemelerin eklenmeyeceğini hiç kimse garanti edemez.

Tekrar ediyoruz. Bugün mecliste olan torba yasa tasarısının şu anki içeriğine bakıp  “iş güvencesini tehdit eden gelişme yok”  diyerek küçümsemek büyük bir hatadır. Bu nedenle  “greve gerek yok” diyenleri bir kez daha uyarmayı görev biliyoruz.  Bilinmelidir ki,  AKP iktidarı tarafından “iş güvencenizi bir kalemde ortadan kaldıracağız” yönünde bir açıklama hiçbir zaman yapılmadı, bundan sonra da yapılmayacaktır. Takiyyeciliğin ustalaşan mimarı, dün kara dediğine bugün ak diyen bir iktidardan açık sözlü olmasını beklemek için iyi niyetten çok daha fazlasına ihtiyaç vardır. 

Dönüp geçmişe bakıldığında “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” vecizesini doğrulayan onlarca örnekle karşılaşılacaktır. AKP’nin aynasından bugüne kadar emekçilerin lehine hiçbir şey yansımamıştır. Kaşıkla verilenler ise hep kepçeyle geri alınmıştır. AKP iktidarı,  2,5 milyonu aşkın kamu emekçisini doğrudan karşısına almak yerine kavisli yollardan gitmeyi, iş güvencemizi sınırlayan düzenlemeleri adım adım hayata geçirmeyi tercih etmiştir. Çok değil, daha iki yıl önce, yine bir torbanın içine konulan onlarca düzenlemeyi içeren 6111 sayılı yasa ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu torba yasa ile esnek, performansa dayalı çalışmanın önünü açan, kamu emekçilerinin memuriyetten çıkarılmasını kolaylaştıran hükümler 657 sayılı DMK’ya eklenmiştir. 

Tüm bunlara rağmen Türkiye’de kamu emekçilerinin gerçek bir iş güvencesine sahip olduğunu iddia edebilmek için ya AKP hükümetinde bakan ya da AKP iktidarına biat etmekte sınır tanımayan “hükümet memuru” adayı olmak gerekmektedir. 

KESK olarak, bugün mecliste olan, özel sektörden kamuya üst düzey yönetici atanabilmesinin kapılarının ardına kadar açmak için liyakat ve kariyer ilkesini tamamen ortadan kaldırılmayı hedefleyen torba yasa tasarısının da bu bağlamda ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.   

Ehliyetsiz, vasıfsız ama sadece yandaş olduğu için özel sektörden kamuya üst düzey yöneticiliğe atanmanın önünü açan yasa tasarısı öncelikle bu görevleri yerine getirecek niteliklere sahip, yıllardır kamuda hizmet edenlere hakarettir. Yandaş-Tüccar-CEO takımının açıktan atamayla müdür, genel müdür, müsteşar makamlarına taşındığı bir kamu yapılanması dolaylı değil, doğrudan kamu emekçilerinin iş güvencesini hedef almaktadır.

Kamu emekçilerinin iş güvencesinin adım adım yok edilmek istendiği bu süreçte tüm sendikalara, konfederasyonlara önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Mecliste olan “hükümet memurluğu” torba yasa tasarısının içeriği hakkında hamileri ile üş aşağı beş yukarı aynı noktada buluşanların bu sorumluluğu yerine getirmeye hiç de hevesli olmadığını biliyoruz. ‘Kendine Müslüman’ olanların yaşanan bu adaletsizlik karşısında sessizliğe bürünmeleri şaşırtıcı değildir.

Ancak biz yine de her fırsatta kamu emekçilerinin iş güvencesinin “kırmızı çizgileri” olduğunu açıklayan tüm sendikalara, konfederasyonlara dostça bir tavsiyede bulunmayı görev biliyoruz. Kamu emekçilerinin iş güvencesinin adım adım yok edildiği bu süreçte ya göründüğüz gibi olun ya da olduğunuz gibi görünün.  

KESK olarak 5 Haziran’da hayata geçireceğimiz uyarı grevinin tek talebinin TBMM’ye sevk edilen torba yasa tarsısının geri çekilmesi olmadığını bir kez daha vurguluyoruz. Bu torbanın içine eklenme ihtimali hiç de uzak olmayan, iş ve ücret güvencemizi hedef alan tüm saldırılara karşı 5 Haziran Çarşamba günü hizmet üretmeyeceğiz. Tüm kamu emekçilerini iş ve ücret güvencesine sahip çıkmak, emek karşıtlarına güçlü bir cevap vermek için bir kez daha 5 Haziran grevine katılmaya çağırıyoruz.

                                                                                                          Yürütme Kurulu