Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

Pazartesi, 24 Haziran 2013 13:34

AKM BASIN TOPLANTISI

20 Haziran 2013 Perşembe günü saat 11.00’de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi binasının neden yıkılamayacağına dair Sendikamız Genel Merkezinde basın toplantısı düzenlenmiştir. Buna İlişkin Basın Toplantısı Metni : 

KÜLTÜR VARLIKLARIMIZA VE ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİNE SAHİP ÇIKIYORUZ!
11 yıla yakın bir süredir uyguladığı politikalar ile kamu hizmetlerini adım adım özelleştiren, çalışma yaşamını kuralsızlaştıran, kentlerimizi, doğayı ve doğal yaşam alanlarımızı her fırsatta talan eden AKP hükümeti, son olarak Gezi parkına yapılmak istenen “topçu kışlası” ve “AVM” yapma girişimi sonucunda beklemediği kitlesellik ve yaygınlıkta tepkilerle karşılaşmıştır. Halkın yaşam alanlarının ranta açılması için bugüne kadar sayısız adım atan hükümet, bu kez sert kayaya çarpmıştır.
Başbakan’ın gezi parkına sahip çıkan sanatçılar başta olmak üzere herkesi hedef göstermesi yetmiyormuş gibi, hükümet temsilcilerinin, gezi direnişi ile giderek artan tepkileri göz ardı ederek Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yıkılabileceğinin açıklanması, AKP’nin insanlığın tüm değerlerine olduğu gibi, kültür ve sanat kurumlarına karşı da büyük bir sorumsuzlukla hareket ettiğini göstermektedir. Anlaşılan odur ki, hükümet temsilcileri Atatürk Kültür Merkezi ile ilgili koruma kurulu kararlarından haberdar değildir.
Atatürk Kültür Merkezi İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.01.1999 gün ve 10521 sayılı kararıyla tescil edilmiş, 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 30.07.2007 gün ve 1344 sayılı kararıyla da “Korunması Gerekli 1. Grup Yapı” olarak belirlenmiştir. Atatürk Kültür Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tarihsel ve kültürel önemi göz ardı edilerek ranta açmak amacıyla 2006-2007 yıllarında yıkılmak istenmiştir. Yıkımının durdurulması için, kalemiyle, sanatıyla, inadıyla, yüreğiyle ve mücadelesiyle bizlere destek veren sanatçılarımızla duyarlı İstanbul halkıyla birlikte direndik ve yıkımı engelledik.
Kültür ve sanatı sadece “elit” bir uğraş olarak görüp küçümseyen mevcut çağdışı zihniyet, toplum ve ülkemizin tarihsel, kültürel, sanatsal değerlerini gerçek dışı bilgilerle yozlaştırıp, halkı manipüle ederek, toplumun derin bir karanlığın içine çekilmesine neden olmaktadır.
Atatürk Kültür Merkezi 2008 yılının Mayıs ayında perdelerini kapatmıştır. O dönem kamuoyunda yıkılacak, yenilenecek tartışmaları ve çeşitli projeler dolaştığı hatırlanacaktır. Atatürk Kültür Merkezi’nin geleceğine, belleğimize, sanatımıza, hakkımıza sahip çıkmak için Kültür Sanat Sen olarak demokratik kitle örgütleriyle onlarca eylem gerçekleştirdik. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa uygun onarım yapılmasını istedik.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 14.01.2010 tarih ve 3155 sayılı kararıyla Atatürk Kültür Merkezinin, rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu doğrultusunda uygulama yapılmasında sakınca olmadığına dair karar alınmış olmasına rağmen, yaklaşık 2,5 yıllık süre içerisinde onarıma ilişkin bir çivi dahi çakılmamış olması düşündürücüdür. Atatürk Kültür Merkezi ’nin rölöve, güçlendirme projesi ve güçlendirme raporu, İstanbul II Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.06.2012 tarih ve 498 sayılı kararıyla güncel hale getirilmiştir. Bu kararın alınmasından yaklaşık bir yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen onarıma başlanmamış, Atatürk Kültür Merkezi kendi kaderine terk edilmiştir.06.06.2013 tarihinde Başbakan “Atatürk Kültür Merkezi yerine opera binası yapacağız” demiştir. AKP hükümetinin Atatürk Kültür Merkezi’ni çürümeye terk etmesi ve depreme dayanıklı olmadığını iddia ederek yıkılabilir açıklaması yapılması, yeni bir provokasyondan başka bir anlama gelmemektedir. Binanın depreme dayanıklılık konusunda bilimsel araştırma ve raporları ile yeterli dayanıklılığa sahip olduğu kamuoyunca bilinmektedir.
Başbakan ve hükümet temsilcileri, Atatürk Kültür Merkezi’nin depreme dayanaksız olduğunu iddia ederek (depreme dayanıklı olup olmadığına dair Hükümet tarafında yapılmış bilimsel, teknik bir değerlendirme olmamasına rağmen) yıkılacağını ve yerine daha modern bir yapı inşa edeceklerini söyleyerek kamuoyunu ve halkı yanıltmaya çalışmaktadır.
Yıkılacağı iddia edilen Atatürk Kültür Merkezi hakkında sendikamızın açmış olduğu davada bilirkişi raporuna dayanarak verilen 16.12.2009 tarihli korunması ve aslına uygun restore edilmesi için kesinleşmiş İstanbul 9.idare mahkemesi kararı vardır. Bu mahkeme kararında Atatürk Kültür Merkezi’nin tarihi eser niteliğinde olduğu ve İstanbul Koruma Kurulu tarafından da koruma altına alındığı, bu tarihi eserde bırakın yıkımı aslına uygun olmayan tadilat dahi yapılmasını yasakladığı halde, yıkacağız dayatması yapılması; bilimin, hukukun, yargı kararlarının yok sayılması, kabul edilemez.
20.12.2009 tarihinde Mimarlar Odası, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında yapılan protokolle Atatürk Kültür Merkezi’ nin aslına uygun onarılması karar altına alınmıştır.
Atatürk Kültür Merkezinin 1.grup tescilli kültür varlığı olduğu için yıkılamaz. Yıkılmasına ilişkin çabalar AB Müktesebatına, ulusal ve uluslararası kültür varlıklarının korunması hukukuna ,UNESCO kararlarına aykırıdır.
Kültür Sanat Sen, mekansal olarak tarihi, sosyolojik değerleri olan sanat ortamlarına ve kültür merkezlerine, Emek Sineması, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Şinasi ve Akün Sahnelerine Atatürk Kültür Merkezi gibi önemli yapılara yönelik hükümetin ranta açma çabalarına karşı kültürel ve tarihsel değeri tartışmasız olan sanat kurumlarına sahip çıkmaya devam edecektir. Atatürk Kültür Merkezi ile diğer kültür ve sanat değerlerimizi, AKP hükümetinin yapmak istediği gibi sermaye ve rantiyecilere teslim etmeyeceğiz. Toplumun yararına ve toplum hizmetinde olması için bütün gücümüzle direneceğimizin, Atatürk Kültür Merkezi’nin onarılmasına devam edilmesini istediğimizin ve yıkılmasına ise asla izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
KÜLTÜR SANAT SEN
Merkez Yönetim Kurulu

Pazartesi, 24 Haziran 2013 09:23

ACI KAYBIMIZ...

İstanbul Devlet Opera ve Balesi  Müdürlüğünde üyelerimiz Bülent Işık Odabaşı ile Mahmut Nedim Odabaşı'nın ağabeyleri vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

Perşembe, 20 Haziran 2013 11:43

CANLI YAYIN PROGRAMI

Genel Başkan Yavuz DEMİRKAYA; 16.30'da Kanal B'de canlı yayınlanan "GÜNCEL" adlı programa katılmıştır.  

Salı, 18 Haziran 2013 18:54

657 TORBA YASA TASARISI - ÖNE ÇIKANLAR

15 Mayıs 2013 tarihinde AKP iktidarınca TBMM’ye 657 sayılı DMK başta olmak üzere pek çok Kanunda ve Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik öngören Torba Yasa Tasarısı sunulmuştur. Söz konusu tasarının yasalaşması durumunda “hükümet memurluğu’ hayata geçirilerek siyasi kadrolaşma tamamlanmış olacak. Tasarıyı ana başlıklar halinde özetlemek gerekirse;

MADDE 1 -2:

$11-    Uzman yardımcılığı, müfettiş yardımcılığı, denetçi yardımcılığında çalışma süresi 3 yıldan 2 yıla indirilecek. Bu kadrolardan uzmanlığa atanabilmek için tez hazırlama şartı kaldırılacak. Yine uzmanlığa atanmalarında yabancı dil belgesine sahip olma şartı ihtiyari hale getirilecek.

$12-    Uzman yardımcılığı, müfettiş yardımcılığı, denetçi yardımcılığında çalışma süresi 3 yıldan 2 yıla indirilecek. Bu kadrolardan uzmanlığa atanabilmek için tez hazırlama şartı kaldırılacak. Yine uzmanlığa atanmalarında yabancı dil belgesine sahip olma şartı ihtiyari hale getirilecek.

$13-    Kamu kurum ve kuruluşlarında uzman olabilmek için daha önce Adalet, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Yüksek Öğrenim Kurulu ve Bakanlar kurulunca belirlenen bakanlık bağlı kuruluşlarının uzman yardımcılığı için gerekli olan “en az dört yıllık lisans eğitimi veren hukuk siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakültelerinden veya bakanlıklar ve kurumlarca yürütülen kurumsal hizmet gerekleri çerçevesinde en az dört yıllık lisans eğitimi veren ve yönetmelikle belirlenen yüksek öğretim kurumlarından ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki öğretim kurumlarından mezun olma” şartı, tüm uzmanlıklar için gerekli  hale geliyor.

MADDE 3: KARİYER VE LİYAKAT ORTADAN KALDILIYOR: HÜKÜMET MEMURLUĞU GELİYOR

 

$11.     Müdür, İl Müdürü, Daire Başkanı ve daha üst ünvanlı kadrolara yapılacak atamalarda aranan 8-10 ve 12 yıllık hizmet süresi  5 yıla indiriliyor. 5 yılın hesabında sadece kamudaki süreler değerlendirilecek.

$12.     6400 ek göstergeli Genel Müdür ve üstü kadrolara atanmada da 5 yıl hizmet yeterli olacak. 5 yılım hesabında bu kez özel sektördeki süreler de değerlendirilecek.

$13.     6400 ek göstergeli Genel Müdür ve üstü kadrolara daha önce hiç memuriyeti olmayanlar da atanacak.

$14.     Müdür ve üstü kadrolara atanmada belirli süre o kurumda çalışmış olma, belirli bölümleri bitirmiş olma gibi şartlar aranmayacak

MADDE 4:

Yukarıda 1.  Ve 2. Madde kapsamında öngörülen düzenlemelerin şuan çalışmakta olan uzman-müfettiş ve denetçi, yardımcıları hakkında da uygulanacak.

 

MADDE 5:

Bu madde de en önemli husus 6004 sayılı yasanın 13. Maddesinin birinci ve ikinci fıkrasının iptal edilmesidir.

6004 sayılı yasaya göre mevcut durum;

Merkez teşkilatındaki unvanlar ve atamalar

MADDE 13- (l) Merkez teşkilatındaki görevlere yapılan atamalara ilişkin genel esaslar şunlardır:

a) Müsteşar ve müsteşar yardımcıları, büyükelçilik yapmış birinci derece kadrodaki meslek memurları arasından atanır.

b) Genel müdürler, genel müdür yardımcıları ve müstakil daire başkanları, birinci derece kadrodaki meslek memurları arasından atanır.

MADDE 6:

ÖSYM Hizmetlerinde öğrenci çalıştırma: Ucuz işgücü. Memur istihdamı yerine maliyeti azaltmak için öğrenci emeği sömürüsü.

MADDE 7:

28 Şubat 1997 tarihinden sonra verilen disiplin cezaları nedeniyle memurluktan çıkarılanlardan aradan geçen sürede memur olma şartlarını taşıyanlar yeniden göreve ataması yapılacak. Bu atamalarda bütçedeki kadro kısıtları uygulanmayacak. Yani yıllardır beklenen disiplin affından sadece “28 şubat mağdurları” nın yararlanması hedefleniyor.

MADDE 8: Üst düzey yöneticiler ve kariyer meslek mensupları (uzman, uzman yardımcısı, denetçi gibi) hakkında yapılması planlanan değişikliklerin kurum, teşkilat yasaları ile uyumlu hale getirilmesi ağırlıklı bir madde.

Bunun dışında bu madde de öne çıkanlar:

 1-Fazla mesai ödemesi Anayasa Mahkemesi kararına rağmen ortadan kaldırılıyor:

 

Hatırlanacağı üzere 2 Kasım 2011 tarihili Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 666 Sayılı KHK ile bazı kurumların fazla çalışma ücreti ödemelerinin 31 Aralık 2012′ye kadar devam etmesi ancak 1 Ocak 2013 tarihi itibariyle sonlandırılmasını düzenliyordu. Bu süre bazı kurumlar için ise 31 Aralık 2014’te sona eriyordu. Hatta Orman Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli için öngörülen fazla çalışma ücreti 31Aralık 2012’e kadar olan süre için yarıya düşürülmüştü.

Anayasa mahkemesi 666 sayılı KHK’nın bazı maddelerinin iptaline ilişkin başvuruyu değerlendirerek bir karar aldı. Bu karara göre 666  KHK’nın 15. Maddesinde düzenlenen fazla mesai ile ilgili  hükmünü iptal etti. Yine hatırlanacağı üzere Anayasa Mahkemesinin 666 KHK’nın iptal ettiği düzenlemelerinin bir kısmı kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte, iptal edilen düzenlemelerin önemli bir bölümü ise mahkeme kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten dokuz ay sonra yürürlüğe girecekti.

TBMM’ye sunulan bu torba yasa ile Anayasa Mahkemesi kararı boşa çıkarılıyor ve fazla mesai ücreti yeniden iptal ediliyor. Fazla mesai ücretlerinin kesilmesi nedeniyle kamu emekçilerinin önemli bir bölümünün ücretlerinde büyük düşüşler yaşanmaya devam edecek.

ÖSYM ‘NİN YAPTIĞI SINAVAR BİLGİ EDİNME HAKKI’NIN KAPSAMI DIŞINA ÇIKARILIYOR:

Tasarıda en önemli değişikliklerden birisi de Bili Edinme Hakkı Kanunun istisna düzenlemesine ilişkin. Bu mad deye yapılan ekle ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda sorulan sorular ve cevaplar bilgi edinme hakkının kapsamı dışına çıkarılıyor.

Bunun anlamı ÖSYM’nin yaptığı herhangi bir sınavda (örneğin kamu kurum kuruluşlarına alınmada aranan KPSS) beklediği puanı alamayanların bilgi alma hakkı artık olmayacak. Yani itiraz edemeyecek.  Böylece özellikle son yıllarda yapılan sınavlarda yaşanan kopya-soruların dışarı sızdırılması olayları sonrası sıkışan ÖSYM tam koruma altına alınacak.

Sonuç:

 Yönetici kadrolarına atanabilmek için belirli bir meslek grubu, kariyer meslek mensubu ya da kurum meslek personeli olma, belirlenen hizmet sınıflarına ya da hâkimlik ve savcılık mesleklerine ilişkin kadrolarda bulunma gibi özel şartların kaldırılıyor.

Neredeyse hiçbir nitelik aramadan tüm yandaşların (kamu –özel ayrımı gözetmeksizin)   üst düzey yönetici olabilmesinin yolunun açılması ise kamuda kariyer ve liyakat ilkelerini yok edilecek. Yıllarca kamuda görev yapmış olan kamu emekçilerinin yükselmelerinin önü tamamen tıkanacak. Kamu istihdam mantığını tamamen tahrip eden düzenleme ile kamu emekçisi alımındaki kurallar tamamen ihlal edilecektir. Kamu yararı ilkesi tamamen rafa kaldırılacaktır.

Kadrolaşma, adam kayırma gibi olumsuzlukları kısmen de olsa engelleyen, kamu personelinin bilgi birikimine göre yerleştirilmesini amaçlayan KPSS’yi ve kariyer ve liyakat ilkelerini arkadan dolanmak anlamı taşıyan bu uygulama, tam anlamıyla bir istismar alanı haline gelecektir.

KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul’un Yaptığı Basın Açıklaması Metni

Değerli Basın Emekçileri,

Bildiğiniz üzere, kamu emekçilerinin çözüm bekleyen onlarca sorunu orta yerde dururken AKP iktidarı geçtiğimiz çarşamba günü TBMM’ye yeni bir Torba Yasa tasarısı sunmuştur.  Söz konusu tasarı ile başta 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu olmak üzere pek çok kanunda, kanun hükmünde kararnamede değişiklik öngörülmektedir. Tasarıda öngörülen düzenlemelere ana başlıklar halinde değinmeden, sonda söyleyeceğimizi hemen başta söyleyelim.  Bu torba yasa tasarısı ile 2,5 milyonu aşkın kamu emekçisinin umutları bir kez daha karartılmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile aylardır yaptığımız toplantılarda taraflar olarak üzerinde uzlaşma sağladığımız hiçbir konuya yasa tasarsında yer verilmemiştir. Torba yasa tasarısında, 2012-2013 toplu sözleşme sürecinde görüşülmesine izin verilmeyerek Kamu Personeli Danışma Kuruluna havale edilen 161 konunun hiç birisine ilişkin tek bir düzenleme bile yer almamaktadır.

Yıllardır kadro bekleyen yüz binlerce sözleşmeli ve geçici personelin beklentisi boşa çıkartılmıştır. Sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi, 2005 yılından sonra göreve başlayan kamu emekçilerine bir derece verilmesi, disiplin cezalarının affı, yardımcı hizmetler sınıfına dâhil personele ek gösterge verilmesi, 399 sayılı KHK’ye tabi sözleşmeli personelin, memurlara tanınan izin haklarından aynı şekilde yararlanması, kadın memurlara hamileliğin başlangıcından itibaren ve analık izninin bitiminden itibaren bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilmemesi gibi sorunların çözümü için kanun tasarısı taslağı hazırlanmasına rağmen bugüne kadar en küçük bir adım dahi atılmamıştır.

Tüm bunların yerine Çalışma bakanlığı ile sendikalar-konfederasyonlar olarak yaptığımız toplantılarda çekince koyduğumuz konular yine bir torbanın içerisine doldurulmuştur. 

Değerli Basın Emekçileri;

Peki, ne var bu torbada?  Bu torbada,  kamuda üst düzey yönetici olarak atanabilmek için gerekli koşulların alt üst edilmesi dolayısıyla kariyer ve liyakat ilkesinin tamamen ortadan kaldırılması vardır. Otoriter başkanlık sistemine giden yolun taşlarının döşenmesi için tıpkı 12 Eylül referandumun da olduğu gibi AKP’nin devletleşmesi sürecinin hızlandırılması vardır.

AKP’nin bu torbasında, “Hükümet memuru” yaratarak zaten doruğa çıkan siyasi kadrolaşmanın önündeki son kalelerin de işgali vardır. Kamu Hastaneleri Birlikleri düzenlemeleri ile hastanelerin yönetimine özel sektörden yüksek maaşla sağlıkçı olmayan CEO ların atanmasına benzer bir uygulamanın tüm kamu alanında genelleştirilmesi vardır. AKP’nin bu son torbasında işe göre personel değil yandaşa göre iş-mevki yaratma vardır.

Diğer taraftan tasarı ile kamu emekçilerinin disiplin cezalarının affı beklentisi de boşa çıkarılmaktadır. Başından beri yüz kızartıcı suçlar dışında kalan tüm disiplin cezalarının affedileceği beklentisi yaratılan kamu emekçilerine 28 Şubat şoku yaşatılmıştır.  AKP iktidarına göre disiplin suçları nedeniyle 28 Şubat sürecinde memuriyetten çıkarılanlardan başka mağdur olan kamu emekçisi bulunmamaktadır.

Bildiğiniz gibi Anayasa Mahkemesi bu yılın başında 666 sayılı KHK’nın bazı maddelerinin iptaline ilişkin başvuruyu değerlendirerek kararını açıklamıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararı ile 666 KHK’nın kamu kurumlarının çok büyük bölümünde fazla mesai ücretini ortadan kaldıran 15. Maddesi iptal edilmiştir. Ancak bu torba tasarı ile Anayasa Mahkemesinin kamu emekçileri lehine verdiği bu önemli karar ortadan tekrar kaldırılmak istenmektedir. Dolayısıyla bu torbada fazla mesai ücretinin tamamen kaldırılmasıyla kamu emekçilerinin sefalet koşullarına itilmesi vardır.

Değerli Basın Emekçileri,

Eğer kamu emekçilerinin başına örülmek istenen bu torba yasa tasarısı yasalaşırsa;

$1ØKamuda,  Müdür, İl Müdürü, Daire Başkanı kadrolara yapılacak atamalarda aranan sırası ile 8, 10 ve 12 yıllık hizmet süresi  5 yıla indirilecek. Bu pozisyondakiler için 5 yılın hesabında sadece kamudaki süreler değerlendirilecek.

$1Ø6400 ek göstergeli Genel Müdür ve üstü kadrolara atanmada yine 5 yıl hizmet yeterli olacak. 5 yılın hesabında bu kez özel sektördeki süreler de değerlendirilecek. Üstelik bu kadrolara daha önce hiç memuriyeti olmayanlar da atanabilecek.

$1ØMüdür ve üstü kadrolara atanmada belirli süre o kurumda çalışmış olma, belirli bölümleri bitirmiş olma gibi şartlar aranmayacak.

$1ØAdalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlardaki üst düzey kadrolara meslek mensubu olmayanlar da atanabilecek. Örneğin Adalet Bakanlığına bağlı müdürlüklerin büyük bölümüne atanabilmek için, hukuk fakültesi mezunu olma, hâkim, savcı ya da avukat olma şartlarının yanı sıra ve kamuda belli bir hizmet süresine sahip olma şartı da ortadan kaldırılacak. Yani mesleğin gerektirdiği hizmet yılı, fakülte-eğitim şartları kaldırılacak. Adalet Bakanlığındaki üst düzey kadrolara İlahiyat Fakültesi mezunu, meslekle uzaktan yakından ilgisi olmayanlar atanabilecek.

$1ØBöylesine önemli görevlere atanmada tek kriter sadece ve sadece AKP yandaşlığı olacak. Kamuda yıllarca hizmet eden gerekli şart ve nitelikleri taşıyanların başına bu Yandaş-CEO-Tüccar takımı amir olarak atanacak.

Bunun adı, AKP iktidarına biatta kusur etmeyecek “hükümet memurluğu” yaratılması değil de nedir? Zaten kamu alanında ciddi mesafe kaydedilen siyasi kadrolaşmanın tamamlanması değil de nedir? Bunun adı,  kamu hizmetinin sürekliliğinin yok edilmesi, kamu personel alımında uyulması gereken kuralların yok sayılması değil de nedir?

 Değerli Basın Emekçileri,

Burada özellikle bir konunun altını çizmek istiyoruz. Ne yazık ki bu tasarıda AKP iktidarının “ölümü gösterip sıtmaya razı etme mantığı” bir kez daha yüzünü göstermiştir. Bu durumu AKP hükümetinin medyayı manipüle etmesinin, kamuoyunu bilinçli olarak yanlış yönlendirmek için tüm olanaklarını seferber etmesinin doğal bir sonucu olarak görüyoruz. Medyaya, hemen her gün “memura müjde” manşetleri attıran AKP iktidarının yarattığı sis perdesinin de etkisiyle, kamu emekçilerinin geniş bir bölümünce hatta ne yazık ki bazı sendika ve konfederasyonlarca bu torba yasa tasarısının yasalaşması durumunda ortaya çıkacak tablo tüm netliği ile görülememektedir.

Sürgün-Rotasyonla, bireysel performansa dayalı ücretlendirmeyle, kamuda güvencesizliği artıracak istihdam biçimlerinin yaygınlaştırılması tehdidi altında tutulan milyonlarca kamun emekçisi “Korktuğumuz gibi değilmiş. Neyse torba yasa tarsısında bunlar yok” diyecek duruma getirilmiştir.

Bu tasarıdan beklentisi olan, hatta KPDK toplantılarında bugün bu torba yasa tasarısıyla birebir örtüşen önerilerde bulunan, yandaşlığı tescilli konfederasyon yönetiminin görmezden geldiğinin aksine bu tasarı tüm kamu emekçilerinin yaşamını alt üst edecektir. Nasıl mı?

Öncelikle iş güvencesinin sadece kadrodan ibaret olmadığını hatırlatmak isteriz. Geleceğe güvenle bakmayı engelleyen her şeyin iş ve ücret güvencesinin bir unsuru olduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla çalışma yaşamında belirsizlik yaratan, yarının nasıl olacağını görmeyi engelleyen her gelişme güvencesizliği derinleştirmektedir. Bugüne kadar kamu alanında güvencesizliği gittikçe artıran, istihdamı onlarca parçaya ayıran bir süreç yaşanmıştır.

Başta 6111 sayılı torba yasa ve onlarca Kanun Hükmünde Kararname ile kamu alanında taşeronlaştırma yaygınlaştırılmıştır. Esnek, performansa dayalı, kuralsız, güvencesiz çalışma biçimleri İş ve ücret güvencemizle doğrudan bağı olmadığı yanılsaması yaratılan onlarca düzenleme, fiili uygulama ile hayata geçirilmiştir.

Sonuç olarak bugün sadece sözleşmeli istihdamın karşılığı olan 4/B kadrosu veya geçici personel istihdamının karşılığı olan 4/C kadrosu değil bunlara göre daha göre daha avantajlı olduğu bilinen 4/A kadrosu da önemli bir tehlike ile karşı karşıyadır. İşin özü hangi ad altında istihdam edilirse edilsin tüm kamu personeli günümüzün çağdaş köleliği dediğimiz 4/C’li istihdama doğru hızla sürüklenmektedir.

İş ve ücret güvencesinin unsurlarını birer birer ortadan kaldıran diğer torba yasalar, KHK lar gibi bu son torba yasa tasarsının hedefi de bu kadar açıktır.

Değerli Basın Emekçileri,

Sizin vasıtanızla hala bu torba yasa tasarısının iş güvencesi ile ilişkisi olmadığını düşünenlere buradan sormak istiyoruz.Ehliyetsiz, vasıfsız ama sadece yandaş olduğu için üst düzey yöneticiliğe atanan amirlerin, müdürlerin, genel müdürlerin, müsteşarların olduğu bir kamu istihdamında kamu emekçilerinin sınırlı hale getirilen iş güvencesi derin bir darbe daha almayacak mı? İş güvencesi ve ücret güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması için ayrı ayrı yasalar, düzenlemeler mi bekleyeceğiz? Sürgün niteliğindeki rotasyon, bireysel performansa dayalı ücretlendirme, disiplin cezalarından uyarma ve kınama basamaklarının çıkarılarak performansa bağlı olarak aylıktan kesme cezalarının getirilmesini mi bekleyeceğiz? Yoksa yarın çok geç olmadan bunlara karşı sesimizi, mücadelemizi mi yükselteceğiz? Sorun da çözüm de işte tam bu noktadadır.

Diğer taraftan bugüne kadar TBMM’ye gelen yasa tasarılarının, tekliflerinin getirildikleri haliyle kalmadığını defalarca yaşayarak öğrendik. Konusuyla en alakasız yasa tasarılarının, tekliflerin bile verilen önergelerle nasıl tanınmaz hale getirildiğine, sendikal hak ve özgürlüklerimizi yok ettiğine defalarca şahit olduk. Hemen her gün kabineden bir bakanın “657’ye sırtını dayayan memurlar yan gelip yatıyor” beyanatları, kamu emekçileri ile toplumun diğer kesimlerini karşı karşıya getirmeyi hedefleyen kışkırtıcı açıklamaları hafızalarımızdaki tazeliğini koruyor.

Biz, vicdanlarında kamu emekçilerinin sorunlarına yer vermeyenlerin torba yasa tasarılarından da medet umulmayacağı gerçeğini defalarca yaşayarak öğrendik. Aynı tehlike bugün de kapımızda. Eğer biz iş güvencemize sahip çıkmazsak, bugüne kadar emek karşıtı onlarca yasayı hayata geçirenlerin fırsat buldukları ilk anda bugün bu torba yasa tasarısında yer almayan konuları gündeme getirmekten kaçınmayacaklarından kimsenin kuşkusu olmasın.

Değerli Basın Emekçileri,

Bugün kamu emekçileri olarak  önümüzde iki yol var. Ya işimize, güvencemize göz koyanlara karşı geleceğimize sahip çıkmak için örgütlü mücadeleyi yükselteceğiz ya da AKP’ye biat eden hükümet memurluğu ile güvencesiz, esnek, kuralsız çalışmanın gönüllü kulları olacağız.

Biz tercihini birinci yoldan yana kullanan kamu emekçilerinin örgütü olarak mücadeleyi yükseltemeye kararlıyız. Bunun için, bugün başlattığımız il gezileri ile yurdun dört bir yanına dağılan yöneticilerimiz emek karşıtlarının yaratmak istediği sis perdesini dağıtıyor. 

Yalana karşı gerçeğin, haksız-hukuksuz olana karşı adil ve demokratik olanın açığa çıkarılması mücadelesinde, tüm kamu emekçilerini kendi tercihlerini, iradelerini ortaya koymanın bir aracı olarak 27-31 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapacağımız REFERANDUMA katılmaya çağırıyor.

Bize sormadan hakkımızda karar alanlara haklarımıza ve geleceğimize sahip çıktığımızı göstermek için tüm yurtta, işyerlerinde, alanlarda sandıklar kurarak oy kullanmaya, kendi referandumlarını yapmaya çağırıyor.

Sadece bugün TBMM de olan” hükümet memurluğu” yasa tasarısına karşı değil her an bu tasarıya eklenme ihtimali hiç de uzakta olmayan sürgün-rotasyon düzenlemesine, performansa dayalı ücretlendirmeye, uyanık tüccar hesabıyla disiplin cezalarının değiştirilmesine, iş ve ücret güvencemizin tamamen ortadan kaldırılmasına karşı;  5 Haziran 2013 Çarşamba günü yapacağımız GREV ile AKP iktidarını güçlü biçimde uyarmaya davet ediyor.

Biz de buradan bugün yurdun dört bir yanında dile getirdiğimiz bu çağrıyı, bu daveti yineliyor, tüm kamu emekçilerine sesleniyoruz. Bu mücadele vicdanlarında, torbalarında emek karşıtlığından başka bir şey taşımayanlara karşı umut ve insana dair ne varsa taşıyanların mücadelesidir. Bu mücadele yaşamı sevgiden tuğlalarla yeniden kurma mücadelesidir.

Son söz olarak tüm kamu emekçilerini yarın çok geç olmadan, bugün, iş ve ücret güvencesine, insanca yaşam güvenceli gelecek mücadelesine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu mücadele hepimizin mücadelesidir.

                                                                                             KESK Yürütme Kurulu