Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

LAİKLİK, LAİK EĞİTİM VE BAŞÖRTÜSÜ SORUNU

Eğitimin kurumsal olarak gelişimine bakıldığında, başlangıçta dinsel bir ni­telik taşıdığı, ağırlıklı olarak dini kurumlar içinde, din görevlileri tarafından ve­rildiği görülür. Din kurumunun ve dini kuralların belirleyici ve baskın olduğu toplumlarda, eğitim her yönüyle dinsel bir nitelik göstermiş, dini kurumlar ve kurallar top­lumsal yaşamda uzun yıllar belirleyici olmuştur.

Özellikle tek tanrılı dinlerle birlikte, din kurumları, yönetici ve üst düzey memurların yetiştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Örneğin Osmanlı İmparatorluğunda mahalle ve subyan mektepleri dine dayalı eğitim veren ilkokul düzeyinde okullardır. Arapça eğitim veren medreseler ise Osmanlı’nın ulema sınıfını oluşturmuş, fetva yoluyla devlet yönetiminde belirleyici olmuşlardır.

Laiklik anlayışı, Avrupa’da Aydınlanma Çağı’ndan önce yıllarca süren din ve mezhep savaşları sonrasında ortaya çıkmıştır. Ortaçağ’da Kilise, her şeyi kendi otoritesi altında tutmuştur. Günlük işlerden bilimsel çalışmalara, ekonomiden felsefeye kadar hemen her şeyin kilisenin buyruğu altında olması ve bunu topluma yönelik bir baskı biçimde hayata geçirmesi çeşitli tepkilere neden olmuştur. Batıda laikliğin gelişim sürecine bakıldığında, kilisenin toplum üzerindeki katı denetimi ve baskısına karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı görülür. Laik kelimesinin bir hukuk ve siyaset terimi olarak ön plana çıkması ise 1789 Fransız Devrimi’nden sonra olmuştur.

Devletlerin laikleşmesi, tarihsel ve toplumsal bir süreç olarak yaşanmıştır. Modern toplumda laiklik, bireyin yaşamının çeşitli alanlarının din tarafından yönlendirilmesinin sona ermesi anlamına gelir. Bu süreç, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik düzenin dinsel kurumlardan bağımsızlığını, dinsel inanç açısından bilimin özgürlüğünü ve din otoritelerinden kopuşunu içerir.

İnsan aklının laiklik sayesinde dogmatizmden kurtulmasından sonra bilimlerde büyük bir gelişme yaşanmıştır. Dogmatik değerlerin belirlediği toplumların tutucu olması ve bilimsel ilerleme karşısında statükoyu savunması kaçınılmazdır. Böylesi bir yaklaşımın herkesin, dini kuralların belirlediği gibi yaşaması ve düşünmesini dayatması kaçınılmazdır.

Laisizm, bilimsel bir kavramdır ve herkes için geçerli kriterleri vardır. Ülkeden ülkeye laisizm yerleşmesi tarihsel ve sosyolojik açıdan farklılıklar gösterse de hepsinde ortak özellik, “devlet ve din alanının kesin kurallarda birbirinden ayrılması”, birbirinin alanına müdahale etmemesidir. Dinin devlete, devletin de din alanına müdahale etmemesidir. Laik bir ülkede laiklik, din ve devletin alanlarının tümüyle ayrılmasını, din ve vicdan özgürlüğünün inanan ve inanmayan herkes için eşit koşullarda geçerli olmasını ifade etmektedir.

Laik bir ülkede devlet, bütün dinler ve inançlar karşısında eşit mesafede olmak zorundadır. Türkiye gibi, dinin devlet tekelinde olduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum tarafından örgütlenen ülkelerde gerçek anlamda laiklikten bahsetmek mümkün değildir. Bu durum Türkiye’de, yıllardır dini kuralların toplumsal yaşamın çeşitli alanlarında belirleyici olmasını beraberinde getirmiştir.

Laik eğitim neden önemlidir?

Laiklik, din adına insanları korkutmak ve onları denetim altında tutmak için dinin egemen sistemin çıkarları doğrultusunda kullanılmasının engellenmesi açısından önemlidir. Bu yönüyle laiklik, din ve inanç istismarcılarının aksine, bütün din ve inançlara eşit mesafede ve saygılı olmayı ifade etmektedir. Laik eğitim, doğası gereği toplumda farklı inançların birbirine saygılı olmasını ve hoşgörü ortamı yaratmayı, din ve inanç farklılıkları üzerinden toplumu bölüp birbirine karşı kışkırtmayı değil, demokratik, nitelikli ve özgür düşünceyi güvence altına almayı ilke edinmiştir. Bu özelliği dolayısıyla, eğitimin tek başına laik olması yeterli olmadığı için aynı zamanda demokratik olması gerekmektedir.

Laik eğitim, önemli toplumsal işlevleri olan dinin eğitim sistemi üzerinden örgütlenmesine, Türkiye’de sıkça gördüğümüz gibi, siyasal ve ekonomik çıkar çevreleri tarafından istismar edilmesinin, kapitalist sistemde sömürünün meşrulaştırılması amacıyla kullanılmasının önüne geçilebilmesi açısından ayrıca önemlidir.

Laiklik, dinsel inançların varlığı ve özgürlüğü için en temel güvencedir. Laik olmanın temel ilkesi başkalarının inançlarına, düşüncelerine saygılı olmak, aklı ve bilimi rehber edinmek, hangi din ve inançtan olursa olsun, her insanın değerli olduğunu bilmek ve buna saygı göstermektir. Nerede gerçek anlamıyla laiklik varsa, orada gerçek anlamda din ve vicdan özgürlüğü vardır.

Eğitim sistemi dini kurallara göre biçimlendirilemez

AKP Hükümeti’nin son 11 yılda benimsemiş olduğu eğitim politikalarına bakıldığında, özellikle eğitimde 4+4+4 dayatmasıyla birlikte zorunlu din derslerine ek olarak, “zorunlu seçmeli” din derslerinin getirildiği görülmektedir. Okul dönüşümleri sürecinde en donanımlı okulların imam hatip olarak ayrılması, imam hatip ortaokulu ve liselerin tüm taleplerinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından karşılanması ve diğer kamu okullarının kendi kaderiyle baş başa bırakılması, Türkiye’de eğitim sisteminin nasıl bir dönüşüm içine itildiğini göstermektedir.

Toplumlarda din-eğitim ilişkisini, büyük ölçüde din-devlet ilişkisi belirler. Başka bir ifadeyle, dini konular devlet üzerin­de ne kadar güçlü bir etkiye sahip ise, eğitim sistemi üzerinde de o kadar yönlendirici, yasakçı ve dayatmacı olması kaçınılmazdır. AKP hükümetinin dini kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanması ve istismar etmesi, din adına çeşitli yasakları gündeme getirmesini ve uygulamasını beraberinde getirmiştir. Bu anlamda, dinin genel olarak toplumsal yaşam, özel olarak eğitim üze­rindeki etkisini, var olan siyasal yapı ve iktidar ile kurulan ilişkilerden ayrı değerlendirmek mümkün değildir.

Laik eğitimde öğretim programları, bilimsel bilgiler üzerine kurulmak zorundadır. Programlarda katı ve değişmez bilgilere yer olmamalıdır. Eğitim programlarında tek ve değişmez doğru olmadığı, cansız maddenin bile bir yandan çözülüp dağılırken, diğer yandan da yeni biçimler altında örgütlenmekte olduğu anlatılmalıdır. Bu şekilde öğrenciler, eğitimde sıkça kullanılan dini söylemlerden farklı olarak, sürekli değişim gösteren gerçekliğin “tek ve değişmez açıklaması” olamayacağını daha iyi anlayabileceklerdir.

Hem öğretmenler, hem öğrenciler, kendi bildikleri doğrular dışında doğru aramazlarsa gerçeği bulmaları mümkün değildir. Bu sonuç öğretim yöntemlerine de yansımıştır. Örneğin öğretmenler, bilimsel bir konuyu işlerken, “şu kişiye göre”, “bunun bakış açısına göre”, “şu koşullar altında”, “şu dönemdeki yaklaşıma göre” vb gibi çekincelerle sergilemektedir. Böylesi bir tutum öğrenciler arasında bir çeşit tartışma geleneği de yaratmaktadır.

Laik eğitimin en önemli ayaklarından birisi “karma eğitim”dir. Karma eğitimle öğretim, kız ve erkek öğrencilerin küçük yaşlardan itibaren bir arada eğitilmeleri, toplumda kadın erkek eşitliğini yaşama geçirmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu şekilde farklı cinslerin küçük yaşlardan itibaren birbirini tanıması, farklılıklarına saygı göstermesi öğretilebilmektedir.

Eğitimin dini kurallara göre ya da herkesin inancına uygun bir içerikte düzenlenmesi durumunda, bir sonraki hedefin karma eğitimin kaldırılması, kız ve erkek öğrencilerin önce ayrı sınıflarda, daha sonra ayrı ayrı okullarda okutulmasını gündeme getirecektir. AKP’nin ve Memur Sen’in bazı yetkililerinin dönem dönem karma eğitimi hedef alan sözleri dikkate alındığında, iktidarın sahte özgürlük söylemleri ile eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamı bir bütün olarak dini kurallara göre biçimlendirmek istemesine karşı net bir duruş sergilemek gerektiği açıktır.

Okullarda din dersinin zorunlu ya da “zorunlu seçmeli” olarak okutulması, kamusal, laik, demokratik eğitim anlayışıyla, bilimsel eğitimle temelden çelişmektedir. Okullarda, üstelik devlet aracılığıyla ve zorunlu olarak, yalnızca belli bir din ve mezhep öğretilmektedir. Bu durum, Türkiye gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok mezhepli bir toplumda, birçok sorunun ve eşitsizliklerin doğmasına yol açmaktadır. Bu noktada farklı inançlara karşı açık bir ayrımcılık ortaya çıkarken, tek bir din ve mezhep üzerinden tüm toplumun tek tipleştirilmesine seyirci kalmak mümkün değildir. Bu nedenle devletin bırakalım zorunlu din dersini, seçmeli olarak bile din eğitimi vermemesi gerekmektedir.

Okullarda din eğitimi sorunu, eğitim üzerinden “dini bilimselleştirmeye” ya da “bilimi dinselleştirmeye” çalışma girişimleri noktasında düğümlenmektedir. Oysa eğitim bilimi açısından geçerli olan tek şey, eğitime bilimin gözlüğü ile bakmaktır. Dinin gözlüğü ile dini kuralların gerektirdiği gibi eğitime ve bilime bakmak mümkün değildir. Bilim “bilim” olarak, din “din” olarak kaldığı sürece ve birbirinin alanına müdahale etmediği sürece işlevlerini doğru bir şekilde yerine getirebilecektir.

Bütün din ve inançtan insanlar, özellikle okullarda, eşit koşullarla, aynı kurallara uymak durumundadır. Eğitim kurumlarında hiç kimseye ya da gruba “dini inancının gereği” gerekçesiyle ayrımcı uygulama yapılması ya da yasakçı bir tutum içine girilmesi kabul edilemez. Bu nedenle eğitim kurumlarında herkesin dini inancının gerektirdiği gibi giyinerek okula gelmesini “özgürlük” olarak tanımlamak, özgürlük kavramının anlamını kasıtlı olarak çarpıtmak anlamına gelmektedir.

Laikliğin temelinde farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanması vardır. Bunu yapabilmek için devlet, tüm din ve mezheplere aynı mesafede durmak, dine bakışında mutlak olarak ta­rafsız olmak zorundadır. Devlet eğitim hizmetlerini örgütlerken ve bu hizmetleri sunarken, bunu asla dini referanslara göre yapmamalı, hiç kimseyi belli bir inanç grubunun eğitimini almaya zorlamamalıdır. Sırf bu durumun kendisi bile “Dinde zorlama yoktur” anlayışıyla çelişmektedir.

Kamuda başörtüsünün serbest olması, “özgürlük” anlamına gelmemektedir

Yıllardır önemli istismar alanlarından birisi olan kamuda başörtüsü yasağının kaldırılması, iddia edildiğinin aksine, kamuda kılık kıyafet özgürlüğü anlamına gelmemektedir. Yıllardır önemli bir inanç istismarı olarak yaşanan bir sorun olan başörtüsü, siyasi iktidarın “kendine demokrat” tutumuyla siyaseten çözülmek istenmiş, çözülmek istenirken bile yeni yasaklar gündeme getirilmiştir. Sorun, sadece “başörtüsü serbestliğine” indirilemeyecek kadar derindir.

Kamu emekçilerinin nasıl giyineceğinin son derece ayrıntılı ve katı kuralların olduğu ve 12 Eylül’ün yasakçı mantığıyla hazırlanmış bir yönetmelikle belirlenmiş olması, hükümetin “kendine demokrat” ve “sahte özgürlükçü” kimliğini bir kez daha ortaya koymuştur.

Okulda din derslerinin yarattığı eşitsizlikler, tek din, tek mezhep dışındaki inanç gruplarına yönelik ayrımcı uygulamaların arttığı bir dönemde, bir taraftan kamuda “kılık-kıyafet özgürlüğü” söylemini kullanıp, diğer taraftan sadece başörtüsü “serbestliği”nin getirmek, üstelik bütün bunların “özgürlük” gibi yansıtılması ve savunulması, özgürlük kavramının içinin boşaltılmasından başka bir anlam taşımamaktadır.

Özgürlük, insanın insan olmaktan dolayı, doğuşla sahip olduğu bir şey değil, tarihsel gelişmenin belli bir aşamasında yürütülen mücadeleler sonucunda elde edilen, insanların esaretten, kölelikten ve her türlü sömürüden kurtulmasını ifade eden, derin ve kapsamlı bir kavramdır. Bireyler açısından genel ve soyut bir özgürlük kavramından bahsetmek mümkün olmadığı gibi, siyasi iktidarın toplumsal hayatı ve çalışma yaşamını dini kurallara göre biçimlendirme çabalarını “özgürlük” olarak ifade etmek mümkün değildir.

Sendikalar soruna nasıl yaklaşmalıdır?

Sendikalar, kamuda “başörtüsü” serbestliği üzerinden emekçilerin ayrışmasına hizmet edecek her türlü tutum ve davranıştan uzak durmalı, hiçbir şekilde başörtüsü yasağını savunur konuma düşülmemelidir. Bu aşamada ilk yapılması gereken, öncelikle laikliği mevcut biçimsel ve yasakçı haliyle savunmaktan uzak durmak olmalıdır. Şu unutulmamalıdır ki, başörtüsü sorununun bu kadar büyümesinin en önemli nedeni, uzun yıllardır bireylerin günlük yaşamını katı ve yasakçı kurallarla biçimlendirilmek istenmesidir.

Gerçek laiklik savunusu, sadece başörtüsüne indirgenemeyecek kadar derin ve kapsamlı bir konudur. Sendikalar ve kamu emekçileri, gerçek anlamda kılık-kıyafet serbestliğini, din ve inanç özgürlüğünü savunmak, pratikte de buna uygun tutumlar almak zorundadır. Aksi bir tutum, emekçileri yeniden laik-anti laik kamplaşması içine itecek ve bu durum en çok siyasi iktidarın işine yarayacaktır. Çözüm ise, dinin kişisel bir inanç meselesi olduğu gerçeğinden hareketle, devletin ya da onun yürütme organı olan hükümetin kişisel bir alanla ilgili sadece kendi siyasal çıkarları doğrultusunda birtakım düzenlemeler yaparak konuyu “inanç istismarı” noktasına getirmesine izin vermemek, bu konuda toplumda yaratılmak istenen ayrışmaların önüne geçecek tutumlar almaktır.

Okullarda kamu adına görev yapan öğretmenlerin (kadın ya da erkek fark etmeksizin), öğrencilerin kişilik gelişimi başta olmak üzere çeşitli konulardaki tutum ve davranışlarını etkileyecek; ya da onları belli bir inanç sistemi üzerinden yönlendirecek tutum, davranış ve söylemlerde bulunması, eğitim kurumlarının dini esaslara göre düzenlenmesi yönünde atılmış her adımın karşısında olmak gerektiği açıktır. Siyasi iktidarın dinin ve dinsel geleneklere dayanan değerlerinin özel yaşama, toplum ve çalışma yaşamına daha derinden nüfuz etmesini amaçlayan girişimleri karşısında durmak gerektiği açıktır. Ancak bu yapılırken, bugüne kadar sık sık karşılaşılan biçimsel bir laiklik savunusu yapmak, sendikaları kaçınılmaz olarak mevcut yasakçı uygulamaları savunmak konumuna asla düşülmemelidir.

Türkiye’de uzunca bir süredir yaratılmaya çalışılan bütün kamplaşma girişimlerine rağmen, kamuda başörtüsünün yasaklanmasının savunulacak hiçbir bir yanı yoktur. Başörtüsünün özel yaşamda serbest iken, kamusal alanda yasak olmasının pratik olarak hiçbir anlamının olmadığı açıktır. Bu noktada kadınların sırf başörtüsü kullanıyorlar diye çalışma ve yaşama alanlarının sınırlandırılması kabul edilemez. Ancak kamuda başörtüsü yasağına karşı çıkmak, başörtüsünün bir özgürlük talebi olduğu ya da kadını özgürleştirdiği gibi ifadeleri haklı çıkarmamaktadır. Başörtüsü, hangi nedenle savunulursa savunulsun, kadını özgürleştiren değil, onun esaretini artıran, ikinci sınıf konumunu pekiştiren bir araç olduğu gerçeğini açıkça tartışmayı ve eleştirmeyi de gerektirmektedir.

Başörtüsü pek çok çevrenin iddia ettiği gibi bir özgürlük simgesi olmadığı gibi, kadının toplumsal yaşamını kuşatan “dinsel-muhafazakâr” iklimi daha da güçlendiren, pek çok sorun gibi, kadınların yaşadığı diğer sorunların da üzerini örten bir işlev görmektedir. Sorunu sadece başörtüsüne indirgememek, genel olarak kılık kıyafete yasaklar getirilmesine karşı çıkmak, başörtüsünün özünde kadınların özgürlük mücadelesiyle çatışan bir tutum olduğunu, iktidar tarafından toplumu bölmenin ve önemli bir bölümünü yedeklemenin aracı haline getirildiğini, başörtüsünün teşvik edilmesi ya da özendirilmesini eleştirmekten geri durmamak gerekmektedir. Bu noktada, başörtüsünün kadını özgürleştirdiğini iddia edenlerin tutarsızlıklarını ve içine düştükleri çelişkileri eleştirmekten asla geri durulmamalıdır.

AKP ve onun yedeklediği çevrelerin yarattığı sahte özgürlük söylemlerini ters yüz eden “başörtüsü özgürlüğü” propagandası, diğer alanlardaki bütün özgürlük taleplerini ve mücadelesini de örtmektedir. Öyle ki, toplum bu sorun etrafında çok boyutlu bir tartışmanın içine itilirken, işçi ve emekçilerin acil sorunları gündeme bile gelmemekte, burjuva siyaset mekanizmasının sağ ve “sol” fraksiyonları bizzat kendileri tarafından yaratılan kamplaşma ve bölünme ortamı üzerinden kendilerini yeniden örgütlemektedir.

Burada belirtilmesi özellikle belirtilmesi gereken bir diğer önemli nokta, doğrudan doğruya kadınları ilgilendiren bir konuda, “üç çocuk” ve “kürtaj” tartışmalarında olduğu gibi, konuyu kadınlardan çok erkeklerin tartışması ve kadınlar adına karar verici bir pozisyon almaya çalışmalarıdır. Sırf bu durum bile, hemen her konuda olduğu gibi, başörtüsü konusunda da erkeklerin öne çıkması ve sorunun asıl muhatabı olan kadınların ikinci plana itilmesidir.

Sonsöz

Laik olmayan bir eğitim sisteminin ne demokratik olması, ne demokrasiye hizmet etmesi, ne de bireyin gerçek anlamda özgür olması mümkündür. Gerçek anlamda laik bir eğitimi biçimsel değil, gerçek demokrasi ve özgürlükler destekleyebilir. Değişik din, mezhep, inanç ve cinsiyetten yurttaşların okullara eşit biçimde devam etmeleri, eğitim sisteminin inanç ve görüşler arasında ayırım yapmamasıyla, kamusal, laik ve demokratik bir eğitim sistemine sahip olmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Bu aşamada elbette bir taraftan dinin, başta siyasi iktidar olmak üzere, egemen güçlerin çıkarlarını gerçekleştirmek için kullanmasını engellemek, diğer taraftan emekçiler içinde herhangi bir inanç ayrımı yapmadan, demokrasi ve laiklik mücadelesini yükseltmeyi ve dinle devlet işlerinin birbirinden tam ayrılığını savunma mücadelesini öne çıkarmak gerekmektedir.

Türkiye’de yıllardır yaşandığı gibi dinin siyasallaşması ve siyasal çıkarlara alet edilmesinin engellenmesi, ancak devletin dinden elini tamamen çekmesiyle mümkündür. Devlet, din işlerinden bütünüyle elini çekmeli, bütün dinler, mezhepler ve inançlar karşısında tarafsız olmalıdır. Laik eğitimin bir gereği olarak okullarda hiçbir dinin eğitimi verilmemeli, okullarda çocuklara yönelik yönlendirici ya da dışlayıcı hiçbir dini ya da siyasi yönlendirme yapılmamalıdır.

Türkiye’de din ve milliyetçiliğin sermaye tarafından işçi sınıfı ve emekçilerin sömürülmesinde en etkili araç olarak kullanılmasını önlemek, halkın şu ya da bu şekilde oluşmuş inançlarını hedef alan ifadeler ya da kaba bir din karşıtı propaganda yoluyla olabilecek bir şey değildir. Dinin kişinin “özel alanı” olarak kalması ama sermaye ve hükümetlerinin bu özel alanı nasıl kendi çıkarları için ters yüz ettiğini anlamaları, ancak emekçilerin sermayeye karşı hep birlikte, omuz omuza yürütecekleri örgütlü mücadele içinde olacaktır.

Dr. Erkan AYDOĞANOĞLU*

* Eğitim Sen Eğitim Uzmanı. (E-mail: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.)

Çarşamba, 30 Ekim 2013 14:19

ACI KAYBIMIZ...

Ankara İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nde Şube Müdürü olarak görevli üyemiz Refiye CENGİZ'in annesi vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

Pazartesi, 28 Ekim 2013 10:23

GENEL KURUL SEÇİM YÖNETMELİĞİ...

KÜLTÜR SANAT SEN
GENEL KURUL SEÇİM YÖNETMELİĞİ

I. BÖLÜM
GENEL HÜKÜMLER
Madde 1- AMAÇ:
Bu Yönetmeliğin amacı, Kültür, Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat-Sen) Merkez, Şube, Genel Kurul toplantısı öncesinde, sırasında ve sonrasında uyulacak esas ve usuller ile, İl Temsilcilik Yönetim Kurulu ve delege usulünün uygulandığı Şube Genel Kurullarını oluşturacak delegelerin, Şube Genel Kurulunda Şube Organlarının ve Sendika Genel Kurulunu oluşturacak delegelerin; Sendikanın Genel Kurulunda Sendika Organlarının ve Üst Kurul delegelerinin; 4688 sayılı yasa, sendika ana tüzük ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 22.Kasım 2001 gün ve 14699 sayılı yazısı (yönetmeliği) hükümlerinden yararlanılarak belirlemektir.
Madde 2- KAPSAM:
Bu yönetmelik;
a) Merkez, Şube Genel Kurullarının toplanması,
b) Merkez, Şube Genel Kurul Delegelerinin seçimi,
c) Merkez, Şube organlarında görev alacakların seçilmesi ile
d) Genel Kurulda, Üst Kurul Delegelerinin seçilmesi ile ilgili esasları düzenler.
Madde 3- YÖNETMELİK HÜKMÜ:
Bu Yönetmelik sendika Ana Tüzüğü eki olup; Yönetmelik hükümleri yürürlükte bulunduğu süre içerisinde olası yapılacak yasal düzenlemelere aykırı düşmesi halinde, Yönetmelikte değişiklik yapmaya Sendika Genel Yönetim Kurulu yetkilidir.
Madde 4- TANIMLAR:
Bu Yönetmelikte;
1- Kültür Sanat Ve Turizm Emekçileri Sendikası; SENDİKA,
2- Sendikaya bağlı şubeler; ŞUBE,
3- Şubeye bağlı İl Temsilcilikleri; İL TEMSİLCİLİĞİ,
4- Sendikanın Genel Kurul dışındaki zorunlu organları; Yönetim, Denetim, Disiplin Kurulları; SENDİKA ORGANI,
5- Şubelerin Genel Kurul dışındaki zorunlu organları; Yönetim, Denetim, Disiplin Kurulları; ŞUBE ORGANI,
6- Şubelerin ve bağlı İl Temsilciliklerinin faaliyet alanına giren işyerlerinin tümü; ŞUBE SEÇİM ÇEVRESİ,
7- Şubelerin seçim çevresi içindeki delegeler seçimlerinin yapılacağı işyerleri; SEÇİM BİRİMİ,
8- Şube Genel Kurullarını oluşturacak olan delegeler; ŞUBE DELEGESİ,
9- Sendika Genel Kurulunu oluşturacak delegeler; MERKEZ GENEL KURULU DELEGESİ,
10- Üyesi bulunduğumuz Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) Genel Kuruluna, Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası adına katılacak delegeler, ÜST KURUL DELEGESİ, olarak ifade edilir.
Madde 5- SEÇİMLERDE UYULACAK KURALLAR:
a) Genel Kurullarda zorunlu organlara yapılacak üye ve üst kurul delege seçimleri yargı gözetimi altındadır.
b) Serbest, eşit, gizli oy, açık sayım ve döküm, esasına göre yapılır.
c) Şube Genel Kuruluna katılacak delegeler yargı gözetimi aranmaksızın üyeler tarafından serbest, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına ve Sendika Tüzüğü ile Eki olan bu Yönetmelik hükümlerine göre yapılır.
Madde 6- SEÇİMLERDE SANDIK KURULUNUN ALDIĞI ÖNLEMLERE UYMA ZORUNLULUĞU:
Sendika ve Şube Genel Kurullarında yapılan seçimlerin belli bir disiplin içerisinde yapılabilmesi amacıyla Seçim Kurulu Hakimi ve Sandık Kurulunun aldığı önlemlere uyulur.
Madde 7- OY KULLANMA:
Seçime katılacak üye ve delegeleri belirten ve kesinleşmiş bulunan listede adı yazılı olmayan oy kullanamaz. Oy, oy verenin kimliğini belirten bir belgeyi ispat ederek kullanılır.
Madde 8- OY PUSULASI:
Oy, oy verme sırasında Seçim Kurulu veya Divanca mühürlenmiş listelerdeki adayların isimlerinin karşıları işaretlenmesi suretiyle kullanılır.
Madde 9- OYLARIN EŞİTLİĞİ:
Eşit oy alan adaylardan biri kura ile belirlenir. Sandık kurulu veya Divan tarafından Tutanağa ilave edilir.
Madde 10- DELEGELİK SÜRESİ:
a) Delege sıfatı müteakip Olağan Genel Kurul için yapılacak delege seçimlerine kadar devam eder.
b) Bir olağan Genel Kurulu oluşturmak üzere seçilecek delegeler müteakip Olağan Genel Kurul tarihine kadar geçecek süre içerisinde yapılacak Olağanüstü Genel Kurullara delege olarak katılırlar.
c) Sendika üyeliğinden çekilme veya çıkarılma (Kesinleşmiş olmak şartıyla) delegelik sıfatını sona erdirir.
d) Herhangi bir nedenle bir şubenin olağanüstü Genel Kurula gitmesi halinde o şubenin Olağan Genel Kuruluna delege olarak katılmış olan (Şubesi değişmiş olsa bile) eski şubesindeki delegeliği devam eder.
e) Emekli olan delegelerin bir sonraki genel kurula kadar delegelikleri devam eder.
Madde 11- SEÇİME KATILACAK ÜYE VEYA DELEGE LİSTELERİNİN HAZIRLANMASI:
Seçim yapılacak Genel Kurula katılacak olan üye ve delegelerin listeleri ve faaliyet raporu Yönetim Kurulunca en az 15 gün önceden hazırlamak zorundadır.
Madde 12- LİSTELERİN ONAYI VE İLANI:
a) 11. Maddede belirtilen listeler, seçimin yapılacağı günden en az 15 gün önceden Genel Kurul Toplantısının Gündemi, yeri, saati ve çoğunluk sağlanamadığı takdirde yapılacak ikinci toplantının yeri, saati bir yazı ile birlikte iki nüsha olarak Seçim Kurulu Başkanlığına bildirilir. ( EK-1)
b) Seçim Kurulu Başkanı ilgili kayıt ve belgeleri inceleyerek, varsa noksanlıkları tamamlatarak seçime katılacak üye ve delege listelerini onaylar.
c) Onaylanan listeler ve toplantıya ilişkin diğer hususları Genel Kurul tarihinden 7 gün önceden sendika veya ilgili şube binasında ilan edilir. İlan süresi 3 gündür.
d) Seçim tarihinden en az 15 gün önceden Genel Kurul Gündemi, seçimin yapılacağı yer, tarih ve saat; çoğunluk sağlanamadığı takdirde ikinci toplantı yeri, tarihi, saati belirtilmek üzere, ulusal veya yerel günlük bir gazetede ilan olunur. İkinci toplantı ile birinci toplantı arasındaki süre 15 günden fazla olamaz.(EK-2)
Madde 13- İL VE İLÇE MÜLKİ AMİRLERİNE BİLDİRİMDE BULUNMA:
Gazete ilanı, hazerun listesi ve toplantı yapılan yer kiralanmış ise yerin kiralandığına dair bir belge veya sözleşme eklenerek o yerin en yüksek mülki amirine; illerde valiye, ilçelerde ise kaymakama başvuru yapılır. Başvuru seçimin yapılacağı tarihten en az 15 gün önce yapılır.(EK-3)
Madde 14- LİSTEYE İTİRAZ:
12. Madde de belirtilen listeye ilan süresi içerisinde itiraz edilebilir. Yapılan itirazlar en geç iki gün içerisinde kesin olarak karara bağlanır ve listelerde düzeltme yapılacak ise bu düzeltme yapılarak Seçim Kurulu Başkanlığına onaylatılır. Onaylanan bu listeler kesinleşir.

Madde 15- ADAYLARIN TESPİTİ:
a) Genel Kurulda yapılacak zorunlu organlara ve üst kurul seçimlerine aday olacaklar, tek tek ya da liste halinde hangi organa aday olmak istediklerini bir dilekçe ile Genel Kurul Divan Başkanlığına bildirir.
b) Divan başkanlığı adaylık başvurularını organlara göre ayırarak, gerekli düzenlemeyi yapar, mühürlemek üzere seçim kuruluna verir.
c) Genel Kurulda görevli Seçim Kurulu yoksa kendisi mühürleyerek bu listeleri Genel Kurul mahallinde tüm delegelerin görebileceği şekilde ilan eder.
Madde 16- SEÇİM SANDIK KURULU:
12. Maddede belirtilen o yer seçim kurulu başkanı olan Hakim tarafından bir sandık kurulu oluşturulur. Seçim sandık kurulu seçimleri yasa ve sendika ana tüzüğü hükümleri içerisinde yürütür. Sandık kurulu seçim ve tasnif işlemleri bitene kadar görevine devam eder.
Madde 17- GENEL KURUL TOPLANTISININ BAŞLAMASI VE ERTELENMESİ:
a) Madde 14'de belirtilen kesinleşmiş listede yer alan üye veya delegelerin salt çoğunluğunun hazır bulunduğu yapılacak yoklama sonucunda anlaşılırsa, Genel Kurul çalışmaları başlatılır.
b) Çoğunluk bulunmaması halinde toplantı ertelenir. İkici toplantı 15 günden fazla ertelenemez. İkinci toplantıda salt çoğunluk aranmaz, ancak toplantıda yeter sayı Genel Kurula katılacak üye veya delegenin 1/3'ünden az olamaz.
Madde 18- SEÇİM SONUÇLARI:
a) Seçimler bittikten sonra sonuçları tutanağa yazılarak sandık kurulu başkan ve üyeleri tarafından imzalanır.
b) İmzalanan bu tutanağın bir örneği seçim mahallinde ilan edilir.
c) Kullanılan oylar ile tutanağın diğer örneği seçim kuruluna verilir.
Madde 19- SEÇİM SONUÇLARINA İTİRAZ:
Seçimin devamı sırasında yapılan işlemler ile tutanakların düzenlenmesinden itibaren iki gün içerisinde seçim sonuçlarına itiraz yapılabilir. Yapılacak itirazlara o yer seçim kurulu başkanlığınca verilen yanıt kesindir. Ona göre işlem yapılır.
Madde 20- ŞUBE GENEL KURULUNDAN SONRA YAPILACAK İŞLEMLER:
Genel Kurulun yapıldığı tarihi izleyen 15 gün içinde;
a) Şubenin bulunduğu İlin Valiliğine bir yazı yazılır. (EK: 4) Bu yazı ekinde; 5'er nüsha olmak üzere Şube Zorunlu Organlarına seçilenlerin sendika görevlerini gösterir bir liste, Nüfus Cüzdanı Örneği, İkametgah Belgesi, Cumhuriyet Savcılığından alınacak Sabıka Kayıt Belgesi gönderilir.
b) Seçim sonuçları sendika binasında ilan edilir. Zorunlu Organlara (Yönetim, Denetim, Disiplin Kurulu ) seçilenlerin sendika görevleri belirtilmek kaydıyla, Şubelere, basına ve kamuoyuna duyurulur.
ŞUBE GENEL KURULUNDAN ÖNCE DÜZENLENMESİ GEREKEN DEFTERLER
1- Genel Kurul Karar Defteri (Şube), (Genel Kurulda Divan tarafından Divan Tutanakları yazılacaktır.
2- Yönetim Kurulu Karar Defteri (Şube)
3- Denetleme Kurulu Karar Defteri (Şube)
4- Disiplin Kurulu Karar Defteri (Şube)
5- Gelen-Giden Evrak Kayıt Defteri (Şube)
6- Zimmet Defteri (şube) elden verilen evraklarda kullanılacak.
7- İşletme Defteri (Şube-notere gerek yok)
Defterler noter tasdikli olacaktır (sendikalar, vergiden muaf olduklarını notere bildirirlerse düşük ücret ödenmektedir.) Defterleri bitmeyenler bitene kadar kullanabilir Yeni göreve başlayan Şube Yöneticileri adı geçen defterleri yasaya uygun bir biçimde kullanacaklardır.

II. KISIM
ŞUBELERDE SEÇİM ESASLARI
I. BÖLÜM
ŞUBE DELEGE SEÇİMLERİ
Madde 21-DELEGE SAYISI:
Şube Olağan Genel Kurulunu oluşturmak üzere o şubenin seçim çevresi içinde oluşacak seçim birimlerinde sayısı sendika ana tüzüğü 19.(A) maddesinde belirtilen sayıda delege seçilir.
a) Şube Seçim çevresindeki üye sayısı 400–1000 arasında ise Şube Genel Kurulu 125 delege ile toplanır. Delege hesaplaması; 125–10 (Şube Yönetim ve Denetleme Kurulu asıl üyeleri) =115, Üye sayısı: 115= Anahtar sayı
b) Şube Seçim çevresindeki üye sayısı 1001 veya daha fazla ise Şube Genel Kurulu; 250 delege ile toplanır. Delege hesaplaması 250–10(Şube Yönetim ve Denetleme Kurulu asıl üyeleri)= 240, Üye sayısı: 240=Anahtar sayı
c-)Bölge şubelerin şube delege sayılarının iller ve işyeri dağılımları genel merkez tarafından üye sayıları oranında belirlenerek bölge şubelere gönderilir.

Madde 22- SEÇİM ZAMANI:
Şube delege seçim zamanı o şubenin olağan Genel Kurulu için belirlenen tarihten bir ay önce sonuçlanacak şekilde düzenlenir.
Madde 23-SEÇİM BİRİMLERİNİN BELİRLENMESİ:
a-) Her işyeri bir seçim birimidir. Ancak işyerindeki üye sayısı anahtar sayının altında ise birden fazla işyerleri birleştirilerek şube delege seçimi yapılır. Birleştirmede mekanların yakınlığı öncelikle dikkate alınır. Birleştirmeden sonra ilin şube delege sayısında eksiklik olduğu takdirde, artık sayısı en fazla olandan başlayarak kalan delege dağıtılır.
b-) Üye seçme ve seçilme hakkını fiilen çalıştığı il/işyerinde kullanır.
Madde 24- SEÇİME KATILACAK ÜYE LİSTELERİNİN HAZIRLANMASI:
Seçime katılacak üye listeleri seçim birimlerine göre ayrı ayrı düzenlenir. Bu listede üyelerin açık kimlikleri yazılır.
Madde 25-LİSTELERİN İLANI:
a) 24.Madde de belirtilen listeler, seçim birimlerine hangi işyerlerinin dahil olduğu, seçimlerin hangi tarihler arasında yapılacağı, yer ve gün ile oy kullanma başlangıç ve bitiş saatleri belirtilmek suretiyle, toplantı tarihinden 7 gün önce şube binasında asılmak suretiyle ilan edilir.
b) Oy kullanma süresi, oy kullanacak üye sayısı dikkate alınarak tespit ve ilan edilir. Ancak bu süre üç saatten az olamaz.
c) Bu ilan ayrıca her seçim biriminde ve bu birimlere dahil işyerlerinde ayrı ayrı yapılır.
d) İlan süresi üç gündür. Yapılan bu ilan Şube Yönetimleri veya işyeri Temsilciliğince tutanak tutularak tespit edilir.
Madde 26-LİSTEYE İTİRAZ:
a) 24. Madde de isimleri bulunmayan üyeler buna ilan süresi içinde itiraz edebilirler.
b) İtirazlar Şube Başkanlığına yazılı olarak bildirilir.
c) Yapılan itirazlar Şube Başkanlığınca incelenir ve en geç iki gün içinde sonuçlandırılır.
d) İtirazın haklı görülmesi halinde, itirazı yapan üyenin ismi listeye ilave edilir.
e) Haklı görülmez ise, durum itirazı yapan üyeye yazılı olarak bildirilir. Bu durum aynı gün içerisinde Sendika Genel Merkezine de bildirilir. Üye bu sonuca itiraz hakkını Genel Merkeze yapabilir. Genel Merkez Yönetimi, yapılan bu itirazı aynı gün görüşüp karara bağlar, bu karar kesindir.

Madde 27-DELEGE ADAYLARININ TESPİTİ:
a) Üyeler çalıştıkları işyerlerini kapsayan seçim birimlerinde aday olabilirler.
b) Aday olmak isteyen üyeler, delege seçimi gününden birgün önceye kadar delege adayı olduğunu bağlı bulunduğu şubeye veya işyeri temsilciliğine ya da aynı gün sandık kuruluna tek tek veya toplu olarak yazılı başvuruda bulunur.
c) Aday listeleri başvuru sırasına göre Şube Yönetimi veya İşyeri Temsilciliğince veya Divan Başkanlığınca düzenlenir.
Madde 28- SEÇİM SANDIK KURULU:
a) Şube Yönetimi veya İşyeri Temsilciliğince; delege seçimi işlemlerini yönetmelik esaslarınca yerine getirilmesi için seçimleri yönetmek ve oyların tasnifi ile görevli olmak üzere her seçim biriminde; bir Başkan ve iki üyeden oluşan Seçim Sandık Kurulu oluşturulur.
Madde 29-OY KULLANMA:
a) Kesinleşmiş olan listede adı yazılı olanlar oy kullanabilirler. Oylar, sandık kurulunca oy verenin kimliğinin tespiti ve listedeki isminin karşısındaki yerin imzalanmasından sonra kullanılır.
c) Üyeler, adayları belirleyen oy pusulalarındaki aday isimlerinin karşısına, o seçim biriminde seçilecek delege sayısı kadarını işaretlemek suretiyle seçme haklarını kullanırlar.
Madde 30-SEÇİM SONUÇLARININ TESPİTİ, SAYIM, DÖKÜM VE DUYURU İŞLEMLERİ:
a) Oy kullanma işlemi tamamlandığında, sandık kurullarınca oylar açık sayım ve döküm esasına göre tasnif edilir. Oyların sayımında en fazla oy almış üyelerden o seçim biriminden seçilmesi gereken delege sayısı kadar üye seçilmiş sayılır.
c) Eşit oy alanlardan birinin tercihi gerektiği durumda, eşit oy alanlar arasında kura çekilir.
d) Seçim sonuçları sandık kurulunca bir tutanakla tespit edilip, bir örneği seçim biriminde ilan edilir.
e) Kullanılan oylar ve diğer belgeler aynı gün, Şube Başkanlığına bir tutanakla teslim edilir.
Madde 31- SEÇİM SONUÇLARINA İTİRAZ:
a) Delege seçimlerine katılan veya üyelerce; seçim tarihini izleyen 3 (üç) gün içinde, seçimin serbest, eşit, gizli oy açık sayım ve döküm esaslarına uymadığı gerekçesiyle ve somut olay belirtilmek ve iddialarını ispata yarayan her türlü belgeyi eklemek suretiyle, Şube Başkanlığına verilecek bir dilekçe ile itiraz edilebilir.
b) Şube Başkanlığı, itiraz dilekçesini alınmasını müteakip en kısa süre içinde, tüm seçim belgelerini ve itiraz dilekçelerini Sendika Genel Merkezine iletir.
c) Genel Merkez Yönetim Kurulunca gerektiğinde itiraz eden üyeler, Sandık ve Tasnif Kurulu üyeleri de dinlenerek ve Şubeden gönderilen evrak, seçim pusulası ve zarfları incelenerek itirazın kabulü veya reddi yolunda kesin karar verilir.
d) İtirazın kabulü halinde, itiraza konu seçim birimindeki delege seçimi iptal olunur. O seçim birimine ait, evvelce ilan edilen delege seçimine katılmaya hak kazanan sendika üyeleri listesi değiştirilmeksizin delege seçiminin belirlenecek en yakın tarihte yapılması kararlaştırılır ve bu doğrultuda işlem yapılması için ilgili şube Başkanlığına talimat verilir.
e) Şube Yönetim Kurulu, Sendika Genel Merkez Yönetim Kurulunun aldığı karar ve talimata uygun olarak gerekli kararları almak ve uygulamak zorundadır.
f) Seçim sonuçları itiraz süresi sonunda kesinleşir.
Madde 32- SEÇİM SONUÇLARININ GENEL MERKEZE BİLDİRİLMESİ:
a) Kesinleşen seçim sonuçları şube başkanlıklarınca üç iş günü içerisinde Sendikaya bildirilir.
b) Bunlara ilişkin belgeler şubeler tarafından muhafaza edilir.
c) Seçilen Delegeler sıra no, adı-soyadı, baba adı, ana adı, doğum yeri ve tarihi, çalıştığı birim ve imza yeri şeklinde sağdan sola doğru ve sıra numarasına göre hazerun listesi hazırlanır.
II. BÖLÜM
Madde 33- ŞUBE ORGANLARININ VE MERKEZ DELEGELERİNİN SEÇİMİ:
a) Şube Genel Kurulunda, şube zorunlu organları olan Şube Yönetim Kurulu, Şube Denetleme Kurulu, Şube Disiplin Kurulu üye seçimleri yapılır. Ayrıca aynı şube genel kurulunda bölge şubeye düşen sayıda merkez delegesi de seçilir.
b) Aday olanların listeleri; ayrı listeler veya çarşaf liste ya da birleşik oy pusulası şeklinde birlikte düzenlenebilir.
c) Listelerde asil ve yedek üyeler ayrı ayrı gösterilir. Yönetim, disiplin ve denetleme asil sayısı kadar yedek üye seçimi de yapılır.
Madde 34- MAL BİLDİRİMİ İLE İLGİLİ YAPILACAK İŞLER:
Şube Yönetim Kurulu Üyeleri seçildikleri tarihten itibaren 1 ay içinde verecekleri yazılı mal bildirimi ile kendilerine, eşlerine, çocuklarına ve bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerine ait menkul ve gayrimenkul mal varlıklarını beyan eden belgeleri genel merkeze gönderir. Beyanlar, Merkez Denetleme Kurulunca muhafaza edilir.

Madde 35- ŞUBELER VE SEÇİM ÇEVRELERİ
Şube Adı Şb.No Bağlı İller
1 ANKARA Ağrı, Ardahan, Amasya, Artvin, Ankara, Bartın, Bayburt, Bolu, Çankırı, Çorum, Düzce, Erzincan, Erzurum, Eskişehir, Giresun, Gümüşhane, Iğdır, Kars, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Ordu, Rize, Samsun, Siirt, Sinop, Trabzon, Yozgat, Zonguldak,
2 İSTANBUL Çanakkale, Edirne, İstanbul, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ, Yalova
3 İZMİR Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Denizli, İzmir, Kütahya, Manisa, Muğla, Uşak
4 MERSİN Adana, Adıyaman, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Gaziantep, Hakkâri, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Mardin, Mersin, Muş, Osmaniye, Şanlıurfa, Tunceli, Şırnak, Van
5 KONYA Afyon, Aksaray, Antalya, Batman, Burdur, Diyarbakır, Isparta, Karaman, Kayseri, Konya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Tokat


IV. BÖLÜM

SENDİKA SEÇİM ESASLARI
Madde 36- SENDİKA ZORUNLU ORGANLARININ SEÇİMİ:
a) Sendika merkez genel kurulunda zorunlu organlar olan Sendika Merkez Yönetim Kurulu, Merkez Denetleme Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyeleri ile konfederasyon delegeleri seçilir.
b) Aday olanların listeleri bütün organlar için birlikte düzenlenir.
c) Listelerde asıl ve yedek üye adayları ayrı gösterilir.
Madde 37- YÜRÜRLÜK YETKİSİ:
Bu Yönetmeliği Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen) Merkez Yönetim Kurulu yürütür.
Madde 44- YÜRÜRLÜK TARİHİ:
Bu Yönetmelik 29.11.2010 tarihinden itibaren yürürlüğe girer

Çarşamba, 23 Ekim 2013 13:08

90.YILDA CUMHURİYET KOROSU...

90.YILDA CUMHURİYET KOROSU
YİNE BİRARADA

Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Cumhuriyet Haftasında başkentli korolar çevre illerden katılımcı korolarla, bayramdan önceki pazar günü 27 Ekim 2013 saat 12 de Anıtkabir karşısında Anıtpark ta bir araya gelecek.
7 den 70 e herkese açık olan etkinlikte marşlarımız ve türkülerimiz seslendirilecek…
“90.YIL CUMHURİYET KOROSU”
Şef: İbrahim Yazıcı

Anıtpark (Anıtkabir karşısı)
27 Ekim 2013 Pazar
Saat 12:00

Pazartesi, 21 Ekim 2013 08:11

ACI KAYBIMIZ...

İzmir Hoca Mithat Halk Kütüphanesi Müdürlüğü'nde görevli üyemiz Ümit Duran KAYMAZ'ın babası vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.  

Pazartesi, 21 Ekim 2013 07:21

ACI KAYBIMIZ...

Adana Devlet Tiyatrosunda geçici görevli üyemiz Mehmet Fatih OK'un geçirdiği trafik kazası sonucu vefat etmesinin derin üzüntüsünü yaşamaktayız. Ailesine , sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz.