Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

Cuma, 27 Eylül 2013 11:40

BÜYÜK USTAYI KAYBETTİK...

Demokrat, devrimci ve özgürlükçü kimliğiyle bilinen Sinema ve Tiyatro sanatçısı büyük usta Tuncel KURTİZ'in hayatını kaybetmesinin derin üzüntüsü yaşamaktayız. Ailesine, yakınlarına ve sanat camiasına başsağlığı dileriz. 

Perşembe, 26 Eylül 2013 08:32

ACI KAYBIMIZ...

Çorum İskilip İlçe Halk Kütüphanesi'nde görevli üyemiz Veysel GÜLCÜ'nün babası ibrahim GÜLCÜ vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

Perşembe, 26 Eylül 2013 06:38

ACI KAYBIMIZ...

Ankara Anadolu Medeniyetler Müzesi'nde görevli üyemiz Hatice COŞAR'ın babası vefat etmiştir. Ailesine, sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

Perşembe, 05 Eylül 2013 13:05

ACI KAYBIMIZ..

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestra Sanatçılarımızdan Gülten TANGÜNER'in eşi Sükan TANGÜNER vefat etmiştir. Ailesine , sevenlerine ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

31 Ağustos 2013 gün ve 28751 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte bir dizi değişiklik yapılmıştır. 15 Mart 1999 gün ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan genel yönetmelikte yapılan bu değişikliklerle, görevde yükselme ve unvan değişikliklerinde keyfiyetin, kadrolaşmanın, subjektif karar almanın önü sonuna kadar açılmışır. Yönetmeliği ilişkin ayrıca KESK bünyesinde dava açılacaktır. 
Konuya ilişkin KESK basın açıklaması : 

 

HÜKÜMET KURUMLARDA DA GRİ DIŞINDA RENK GÖRMEK İSTEMİYOR!

                                                                                

Siyasi iktidarın kadrolaşmadaki açgözlülüğü ve sınır tanımazlığı biliniyor. On yıldır devlet kurumu olsun olmasın her alanda kendisince nitelikli gördüğü kadrolarını ÖSYM'nin dillere düşen şaibeli sınavlarından tutalım her yol ve yöntemi kullanarak buralara yerleştirdi. Ancak bu da yetmemiş olacak ki, artık herhangi bir nitelik ya da donanım aramadan, açıkta kalan tüm AKP'lileri devlet kurumlarına yerleştirmek için liyakat ve kariyer ilkelerini, en temel hukuk kurallarını ayaklar altına alıyor.

Bilindiği gibi 6495 sayılı, kamuoyunda torba kanun denen yasanın ilk taslağında kamu alanını tam anlamıyla şirket gibi yönetmeyi hedefleyen düzenlemeler mevcut idi. O hali geçmiş olsa devlet kurumlarını CEO'lar yönetecek, atamalarda liyakat, kurum tecrübesi, aynı kurumda belli bir süre çalışma şartı vb. zorunluluklar ortadan kaldırılacaktı. Böylelikle AKP kadroları, işten anlasın ya da anlamasın kurumlara yerleştirilmiş olacaktı. Ancak gerek konfederasyonumuzun taslağı teşhiri ve engellemeye yönelik mücadelesi ve gerekse de kamuyunun tepkisi nedeniyle ilgili o maddeler taslaktan çıkarıldı.

Ancak AKP'nin yönetmeliklerle, genelgelerle, tebliğlerle aynı içerikte düzenlemeleri hayata geçirme şeklindeki klasik politikasıyla yine karşı karşıyayız.


31 Ağustos 2013 gün ve 28751 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte bir dizi değişiklik yapılmıştır.

 Yapılan değişikliklerden en önemlisi, görevde yükselmede sözlü sınavın esas yöntem haline getirilmesidir.

 Hizmetiçi eğitim uygulamasından vazgeçilmiştir.
 Yöneticiliğe atanmada, kamu kurumlarında ve kurumda belirli süre çalışma koşulu kaldırılmıştır.
 Yazılı sınavdan 70 puan alma zorunluluğu kaldırılmıştır.

 Böylece görevde yükselmede yazılı sınavda başarılı olma yetmeyecek, sınavda başarılı olanlar hizmetiçi eğitime tabi tutulmayacak, göreve yeni başlayanlar kısa süre içerisinde yönetici olabilecek, örneğin yazılı sınavda 100 üzerinden 40 puan alan da başarılı sayılabilecek böylece sözlü sınavla rahatlıkla yönetici olabilecektir.
 Değişikliklerden birisi de avukat kadro veya pozisyonlarından hukuk müşaviri kadro veya pozisyonlarına yapılacak atamalarda görevde yükselme yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkindir.


15 Mart 1999 gün ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan genel yönetmelikte yapılan bu değişikliklerle, görevde yükselme ve unvan değişikliğinde kısmen de olsa uygulanması mümkün olan objektif yöntemlerden geriye gidilmiştir.

Anımsanacağı üzere 14 Eylül 2011 gün ve 28054 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 652 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 3797 sayılı Milli Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştı. Bizler yalnızca bir Kanun Hükmünde Kararnamenin çıkarılma biçimini eleştirirken, Hükümete Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren Yetki Yasasının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvurunun reddi üzerine hükümet, Yetki Yasasının son günlerini oldukça iyi değerlendirdi! 1 Kasım 2011 gün ve 28102 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazete ile 2 Kasım 2011 gün ve 28103 sayılı (Mükerrer) Resmi Gazetelerde, dile kolay, tam 12 (ON İKİ) tane Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Bu Kanun Hükmünde Kararnameler ile yalnız on iki yasada değil, yüzlerce yasada değişiklik yapıldı.

Bunlardan 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan bir değişiklik uyarınca; yapılacak sözlü sınavlarda, Sınav Komisyonu, adaylar hakkında değerlendirme yapacak, yapılan değerlendirmeye göre verilen puanlar tutanağa geçirilecek, bunun dışında sözlü sınav ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmayacaktı. Danıştay’ın yerleşik hale gelen ve içtihat niteliğindeki kararlarıyla, “Sözlü sınavda başarısız sayılma işleminin hukuka uygunluk denetiminin 2577 sayılı Yasanın 2. maddesinde belirtilen unsurlar yönünden yapılabilmesi için, sözlü sınavda adaya yöneltilen soruların ve yanıtlarının teknolojik imkanlardan yararlanılarak sesli ve görüntülü kayıt altına alınması gerektiği” belirtilmiştir. Yapılan düzenlemeyle, sesli ve görüntülü kayıt alınması gerekmediğinin belirtildiğini, böylece siyasal kadrolaşmanın önünün açıldığını dile getirmiştik.

1998 ve 1999 yıllarında yayımlanan bir dizi yönetmelikle, kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmeleri, görevde yükselmeleri ve unvan değişiklikleri konusunda bir dizi düzenleme yapılmış, bu konularda objektif yöntemlerin yaygınlaştırılması amacıyla adımlar atılmıştı. Kuşkusuz objektif bir atama, yer değiştirme ve görevde yükselme sisteminin oturtulması amacıyla, bu düzenlemeler içerisinde değiştirilmesi gereken çok sayıda hüküm vardı. Bu amaçla başta konfederasyonumuz ve bağlı sendikalarımız olmak üzere kamu emekçileri ve onların örgütlerinin bir dizi önerisi de oldu. Örneğin, kamu yöneticilerinin, belirli koşullar taşıyanlar arasından seçimle belirlenmesi, bu önerilerden yalnız bir tanesiydi. Ancak AKP hükümeti, kamu hizmetlerinin yürütülmesi ve bu hizmeti verenlerin belirlenmesinde objektif esasların belirlenmesinden her zaman kaçındı, tamamen keyfi denebilecek yöntemler önerdi ve bunları yaşama geçirdi.

AKP hükümeti, kamu kurum ve kuruluşlarının neredeyse tamamındaki yönetim kadrolarını siyasi yandaşlarıyla doldurduğu halde, siyasal kadrolaşmanın önünde en küçük bir engele tahammül göstermemekte, kamu yöneticilerini istediği gibi atama konusunda dikensiz gül bahçesi yaratmak istemektedir. Çünkü AKP'nin farklı renklere, farklı düşüncelere ve farklı kimliklere tahammülü ve sabrı yoktur.

Yazılı sınavlarda bile şaibeli bir ortam yaratan AKP'nin niçin kayıtsız, denetimsiz bir sözlü sınav sisteminde ısrar ettiği aşikardır. AKP, hukuk devleti normlarını yerleştireceğine, varolan kırıntıları da ortadan kaldırarak adeta aşiret kriterlerini hakim kılmaya çalışıyor!

Konfederasyon olarak Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelikte yapılan değişiklerin iptali için hukuksal girişimde bulunacağız. Ayrıca yapılan değişikliklerin ne anlama geldiğini her düzlemde kamu emekçilerine aktaracak ve onlarla paylaşacağız.

Kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi ve görevde yükselmeleri için görevin gerektirdiği nitelikler dışında, siyasal ve benzeri hiçbir düşünce, yol ve yönteme geçit vermeyecek düzenlemeler yapılması konusundaki mücadelemiz sürecektir.

KESK Yürütme Kurulu

Pazartesi, 02 Eylül 2013 08:53

MEMURA 2 ŞOK BİRDEN!

Memura 2 şok birden!
Memur-Sen’in imzaladığı toplu sözleşmeyle 1.5 milyon memurun maaş kaybı 2015 yılndan sonra her yıl büyüyecek.Çocuk ve aile yardımının artırılmaması ise ikinci şok.

Gülümhan Gülten, Vatan, 30 Ağustos 2013 

Hükümetle tek başına toplu sözleşme imzalayan Memur-Sen’in attığı imzadan 1.5 milyon memur için gelir kaybı çıkarken, memurun sadece 2014’te değil, önümüzdeki yıllarda da kayba uğrayacağı anlaşıldı. Toplu sözleşmeye göre, 1.5 milyon memurun kaybı, bundan sonraki memuriyet hayatları boyunca artarak sürecek. Hükümetin verdiği yüzde 3+3 oranındaki zammın bile gerisine düşen 1.5 milyon memurun bu durumu, 2015’de daha da belirginleşecek ve sonraki yıllarda da devam edecek.

Gelir kaybı büyüyecek

Vatan’dan Gülümhan Gülten’in haberine göre, Örneğin, bir şube müdürünün 2015 yılındaki gelir kaybı, yıllık gelir hesabıyla, 366 liraya ulaşırken, kamuda çalışan doktorun 2015 yılı gelir kaybı 780 lira, polis memurunun 2015 yılı için yaşayacağı kayıp 594 lira olacak. Bir kaymakam 2015 yılında 1 yıllık çalışması karşısında 1.224 lira kayba uğrarken, kamuda çalışan bir mühendisin 2015 yılı kaybı ise 1.170 lirayı bulacak.

Söz konusu 1.5 milyon memur 2014 yılı sonuna doğru, alabileceği daha yüksek zamma rağmen daha düşük bir zam alacağı için 2015 ve sonraki yıllarda da oransal maaş artışları bu düşük tutarlara uygulanacak. Memurların gördüğü zarar, bir değişiklik yapılmaz ve bu toplu sözleşmede altına imza atılan kararlar uygulanırsa, hiçbir zaman telafi edilemeyecek.

Memur-Sen’e tepki

2014 yılı maaş artışlarını da içeren toplu sözleşme masasına hükümet, ilk teklif olarak yüzde 3+3 zam teklifiyle gelmiş, memur adına masaya oturan Memur-Sen, önce, “bu teklifin kabul edilemez olduğunu” açıklamış, ardından brüt 175 lira zam kararıyla masadan kalkmıştı. Bu durum sert eleştirilere neden olmuş, Memur-Sen, düşük maaş alan memurların maddi kaybı olmadığını açıklamış, ancak görece yüksek maaş alanlar (2300 lira ve üstü) için bu kaybın olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştı.

Memur-Sen, hükümetin masaya ilk oturuşunda memura yüzde 3+3 teklif etmiş olduğu halde, yetkili sendika olarak neden talebini yüzde 4+4 ve üstü bir oransal artışa çıkarmadığı, 1.5 milyon için hükümet teklifinin bile gerisine düşüldüğü eleştirilerine ise tepki göstermişti.

Aile yardımı da artmadı

Toplu sözleşmeden memurlara çıkan ikinci bir ‘gol’ daha bulunuyor. Buna göre memurlar için imzalanan toplu sözleşmede çocuk ve aile yardımında artış yapılmadı. Maaş zammı yüzdelik artış olmadığı için, çocuk ve aile yardımı da 2013’le aynı tutarda kaldı.

2014 yılında sadece taban aylıklarına zam kararı alınması nedeniyle, aile yardımı ödeneği de maaş katsayısına bağlı olduğu için hem eş hem de çocuk için alınan bu ödenek 2014 yılında artmayacak. Eğer hükümetin yüzde 3+3 önerisi kabul edilseydi eş ve 2 çocuk için aile yardımı ödeneği 110 lira artacak, yüzde 4+4 zam alınması durumunda artış 145 lirayı geçecekti. Böylece memurların tamamı aile yardımı artışından da mahrum kaldılar.