Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

   Kültür Sanat- Sen İstanbul Bölge Şubesi Olağanüstü Genel Kurulunda, delege olarak katılacakları ve oy kullanacakları kapsayan delege listesi ile gündem Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının belirlemiş olduğu tarihler olan 01-02-03 Eylül 2018 Cumartesi, Pazar, Pazartesi günlerinde sendika binasında asılmak suretiyle, 3 gün ilan edilecektir. Listede ki düzeltmelerin, ilan süresi içerisinde, belgeleri ile birlikte doğrudan Beyoğlu 1. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına yapılması gerekmektedir.

 

Salı, 28 Ağustos 2018 05:26

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ

Uluslararası Barış Günü, her yıl 21 Eylül tarihinde kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1981’deki 57. birleşiminde, “Genel Kurul’un açılış günü olan her Eylül’ün üçüncü salı gününü “Uluslararası Barış Günü” ilan etti ancak yıllar sonra Genel Kurul’un 7 Eylül 2001 tarih ve A/RES/55/282 sayılı kararı ile 21 Eylül Barış Günü olarak kabul edildi.

Dünya Barış Günü kapsamında, dünya çapında barışın tesisi amaçlı çalışmalar yürütülüyor ve her 21 Eylül’de, Birleşmiş Milletler Merkezi’ndeki “Barış Çanı” çalınıyor. Barış Çanı savaşlarda hayatını kaybeden insan anısına Japonya tarafından yaptırılan bu çan, dünyanın tüm kıtalarından çocukların bağışladıkları bozuk paralarla üretildi. Çanın üzerine, “Çok Yaşa Mutlak Barış” yazısı kazındı.

Türkiye’de 1 Eylül tarihinde kutlanan “Dünya Barış Günü” 2. Dünya Savaşı’nın başlama tarihi ve BM buna yönelik olarak aldığı bir kararla ilişkili. Takvimler 1 Eylül 1939’u gösterirken Naziler Polonya’yı işgal etti ve bu işgal 2. Dünya Savaşı’nın da başlangıcı oldu.

Teknolojinin hızla geliştiği ve bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı günümüzde, insanlar için barışın temini daha çok önem kazandı. Tüm dünyada şiddet ve terör olaylarına karşı eş zamanlı olarak sesler ve tepkiler yükselirken, barış ve dostluk ortamı insanların özlemini çektiği öncelikli unsur olarak kendini gösteriyor.

Özgürlükçü demokrasi, bireylerin hak ve hürriyetleri evrensel çapta değer bulurken, tüm dünya insanlarının ortak temennisi ırk, dil, din, kültür farkı gözetmeksizin sürdürülebilir barış ortamının sağlanması yönünde.

Pazar, 26 Ağustos 2018 13:44

BASINA VE KAMUOYUNA

Annelerimize, Kadınlarımıza Karşı Yapılan Şiddeti ve İşkenceyi KINIYORUZ!

1995 yılından bu yana her hafta cumartesi günü sessiz oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri'nin 700. ncü hafta buluşmasına polisin kontrolsüz güç uygulaması damga vurdu.  

Evlatlarını isteyen anneler dövüldüler, gaza maruz bırakıldılar ve yerlerde sürüklenerek gözaltına alındılar.                                 

Bununla birlikte eyleme destek veren milletvekillerine de aynı şekilde kontrolsüz güç uyguladılar. Dirilerini değil ölülerini isteyen Annelerin sessiz topluluğuna yapılan bu müdahale, iktidarın sessiz topluluğu tehdit olarak görmesi ve tahammülsüzlüğü, hukuksuzluğu da beraberinde getirmiştir. 

KESK'e bağlı KÜLTÜR, SANAT VE TURİZM EMEKÇİLERİ SENDİKASI olarak yapılan müdahaleyi KINIYOR  ve suçluların bir an önce cezalandırılmasını istiyoruz.

SAYGILARIMIZLA.

AKP’nin uyguladığı katıksız neoliberal politikaların kaçınılmaz olarak geldiği nokta krizdir. Bugün yaşanmakta olan kriz, göz göre göre, bağıra bağıra gelmiştir. Görünen yüzü tutuklu vatandaşları nedeniyle ABD ile restleşme olsa da asıl neden ranta dayalı ekonomik politikaların tıkanmasıdır. “Ekonomik savaş içindeyiz” diyerek 16 yıldır uygulanan sermayeye kaynak aktarmaya ve yatırıma dönüşmeyen, spekülatif büyümeye dayalı ekonomi politikalarının yol açtığı krizin nedenini çarpıtamazlar.

ABD ile son bir-iki hafta içinde yaşanan ve gerçek yüzünün tam bilinemediği gerginlikten çok öncesinden, AKP ve iktidar ortağı MHP dışında tüm kesimler tarafından bir ekonomik krizin, resesyonun geldiği yıllardır söylenmekteydi.

Yandaş medya sağırları, körleri oynasa da uzun süredir pazarlar yangın yerine dönüştü. Dolar bu kadar yükselmeden de patates, soğan, domates başta olmak üzere temel gıdaların fiyatları cep yakıyordu.

Bu kriz, küresel kapitalist bunalımın ve ülkedeki siyasal rejim krizinin bileşkesi olarak karşımıza çıkmıştır.

24 Haziran seçimleri sonrasında; ‘yeni rejimin ortaya çıkardığı belirsizlikler’, ‘24 ay süren OHAL hukuksuzluğunun kalıcılaşması’, ‘kamu kurum ve hizmetlerinde liyakat ve kanunilik ilkesinin terk edilmesi’, ‘genel olarak hukuk devleti ilkesinin yaygın bir şekilde ihlal edilmesi’ gibi koşullarda iyice kırılgan hale gelen ekonomi beklenen krize girmiştir.

460 Milyar dolara yükselen “döviz endeksli borçlanma”, son 15 yılın en yüksek gerçekleşmelerini yaşayan ve % 60 oranında sapma gösteren enflasyon ‘hedefi’, % 20’nin üzerine yerleşen faiz ve enflasyon göstergeleri, iki haneli işsizlik oranının yeniden artış eğilimine girmesi ekonomide yaşanan yapısal krizin göstergeleridir.

24 Haziran seçimleri için AKP’nin seçim ekonomisi uygulamaları, rekor düzeyde bütçe açıklarına neden olurken, üretim ve tüketimdeki dışa bağımlılık ise dış ticaret açığının giderek büyümesine, rekor seviyelere ulaşmasına yol açtı.

Ekonomiye duyulan güvensizlik son bir haftadaki ‘döviz krizi’ ile birlikte saman alevi gibi yayılıyor. Bu yangının alevi de samanı da AKP politikalarıdır.

AKP Genel Başkanı’nın bir hafta önce açıkladığı “100 günlük icraat metni” ve Hazine ve Maliye Bakanı’nın 10 Ağustos 2018 tarihinde açıkladığı “Yeni Ekonomi Modeli (YEM)” ekonomik krize yönelik bir çözüm sunmamaktadır. Bu modelde bol laf, bol şema dışında hiçbir yenilik yoktur. Yalan üzerine kurulu bir modelden emekçilere bir fayda gelmez. YEM’in en büyük yalanı “katılımcı” bir model olduğu iddiasıdır. Günlerdir sermaye ile toplantı üzerine toplantı yapılmasına rağmen bir kez olsun emekçilere tek bir soru sorulmamıştır. Bu model %1’in modelidir, içinde %99 yoktur.

Emekçilerin sorunlarına bir çözüm içermeyen ve sermaye açısından günü kurtarma amacında olan iktidarın planlarının ortalama ömrü bir haftayı geçememektedir.

Seçimlerden sonra hızlanan ve son bir hafta içerisinde şok etkisi oluşturan TL’deki “değersizleşme”; aslında AKP iktidarı boyunca yaşanan bir durumdur. Kamu emekçileri, emekliler, asgari ücretliler ve “işsizler” değersizleşen TL ile ücretlerini aldıkları için reel satın alma güçleri düzenli olarak azalmıştır. Bu azalış seçimlerden sonra ivme kazanmıştır. Çünkü enflasyon verileri % 20 bandına yerleşme eğilimdedir.

Dolar kuru 24 Haziran seçimleri sonrasında % 33 artış göstermiştir. Bu oran saat saat yukarı doğru seyir izlemektedir.

10 Ağustos Cuma günü yaşanan “TL değersizleşmesi” tek başına % 20’lere varmıştır. 2018 yılı başından bu yana Türkiye’nin kredi risk primi (CDS) 150’den 440’a kadar yükselmiştir. Bu yükselişin % 33’ü seçimlerin sonrasındadır. Yakın dönem borçların çevrilmesi sorununa işaret eden bu veri krizin ne kadar kontrolden çıktığını da göstermektedir.

Döviz kurlarında yaşanan hızlı yükseliş; dövizle borçlanmış yurttaşları, firmaları ve kurum/kuruluşları borç çevriminde krize sokmaktadır. İşçiler, kamu emekçileri, emekliler ve işsizlere yansımaları ise çok boyutlu olmaktadır. Tedbir alınmaması halinde döviz kurlarındaki artışın sonucunda bugüne kadar gerçekleşen enflasyon ve faiz artışlarında ivmenin daha da hızlanması olasıdır. Tarihte ve mevcut durumda örnekleri yaşanmış hiper enflasyon durumuna gidiş söz konusudur.

AKP iktidarının yıllardır “enflasyon farkı” adı altında “sabit ücretlileri” yandaş sendikaların işbirlikçiliği ile yoksullaştırdığı bilinmektedir. Yaşanan krizin etkisiyle “daha yüksek” veya “hiper” enflasyon durumunda bu yoksullaştırma eğiliminin hızlanacağı bilinmelidir. Enflasyon farkı almak reel zam almamaktır. Ayrıca enflasyon farkının enflasyon yaşanan dönemde değil sonrasında verildiği görülmelidir. Yani enflasyonu peşin yaşayan emekçiler “farkını” izleyen dönemde geciken bir şekilde almaktadır.

Enflasyonun hızlı bir şekilde yükselmesinin emekçilere olumsuz etkileri sadece reel ücret zammı alamamaları şeklinde olmamaktadır. Bu ana olumsuz etkiye ek olarak, gelirlerinin önemli bir bölümünü kira, gıda ve ulaşım gibi kalemlere harcayan emekçiler daha da yoksullaşmaktadır.

Kamu emekçilerinin yılbaşından bu yana döviz kuru etkisiyle kayıpları Dolar bazında % 18, Euro bazında % 11 olarak gerçekleşmiştir. Emekliler için kayıp Dolar bazında % 37 iken, Euro bazında ise % 32 oranındadır. En büyük kayıp sabit ücretli olan asgari ücretlilerde yaşanmaktadır. Temmuz ayında ortaya çıkan “enflasyon açığı” nedeniyle asgari ücretlilerin kaybı dolar bazında % 42 ve Euro bazında ise % 37’dir.

Emekliler ve asgari ücretlilerdeki yoksullaşma diğer emekçi gruplarına göre daha derindir. Gelir düzeyi düşüklüğü yoksullaşma oranını arttırmaktadır.

Siyasal iktidar halkın tümünü yoksullaştıran, gelir dağılımında adaletsizliği derinleştiren enflasyonu ve faizi arttıran politikalara derhal son vermelidir.

16 yıldır kendi gemilerinde, “gemiciklerinde” sefa sürenlerin şimdi “aynı gemideyiz” demelerinin nedenini biliyoruz. Krizin faturasını emekçilere ödetmek isteyen söylem ve girişimlere emekçilerin karnı toktur.

İktidarın şu an içine girdiği krizi yönetebilmek için daha çok otoriterleşme tutumu krizi derinleştirmekten öte bir sonuç doğurmaz.

Hamasi nutuklara, “savaş” naralarına son verilmeli, ‘döviz krizinin’ olumsuz etkileri nedeniyle ortaya çıkan gelir kayıplarının azaltılması için acil bir eylem programı açıklanmalıdır.

Olası işten atmalara karşı işten çıkarmaların yasaklandığı ilan edilmelidir.

Türkiye’deki ekonomik krizin hukuk ve demokrasi krizinden bağımsız olmadığı görülmelidir. Tek adam rejimi sürekli kriz hali demektir. Cumhuriyet rejimi demokratikleşmediği sürece bir kriz bitse de yeni krizler yaşanacaktır. Kapitalizmin kendisi krizlere gebedir ve nihai krizi çöküştür. Emekçiler çöküşün altında kalmamak için sınıfsal mücadeleyi yükseltecektir.

Bu nedenle KESK olarak aşağıdaki taleplerimizin acilen hayata geçirilmesini talep etmekteyiz.

    İç ve dış politikada çatışma ve savaş söylem/pratiği terk edilmeli ve barış politikası savunulmalıdır. Barışın refah ve huzur getirdiği, savaşın yıkım ve yoksulluk getirdiği görülmelidir. Savaş sadece silah tüccarlarının arzu edebileceği ve tüm halklara zararı olan bir politik tercihtir. Türkiye’nin refahı barıştadır. Krizden çıkış barışın tesisiyle mümkündür.
    Kamu kurumlarında evrensel hukuk hükümleri, anayasa ve yasalarla koruma altında olan haklara yönelik saldırılar derhal durdurulmalıdır. OHAL fırsatçılığıyla hukuksuzca ihraç edilen kamu emekçileri derhal işlerine iade edilmeli, geriye dönük tüm kayıpları karşılanmalıdır.
    Kamu hizmetlerinde, atama ve terfilerde, disiplin hükümlerinin uygulanmasında “olağan hukuka geri dönülmelidir”. OHAL rejimi ihraçları, kayyumları, medya gaspları vb. tüm sonuçları ile ortadan kaldırılmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesi yeniden tesis edilmelidir.
    2018 ve 2019 Yıllarını Kapsayan 4. Dönem Toplu Sözleşmede, ücret hükümleri önceki enflasyon gerçekleşmesi, yeni enflasyon hedefi ve son döviz krizi nedeniyle geçersizleştiğinden güncel ve reel değerlere göre yeniden düzenlenmelidir. Geriye dönük kayıplar karşılanmalı, enflasyon hedefinin üzerinde gerçekleşen enflasyon verileri dikkate alınmalı, reel kayıplarımız karşılanmalı, büyümeden pay verilmelidir.
    Döviz kuru etkisi nedeniyle benzin ve mazotta ÖTV üzerinden uygulanan “zamların yansıtılmaması” uygulaması özellikle ilaç fiyatlarındaki belirsizliğin gittikçe artan düzeyde halk sağlını tehdit eder düzeye geldiği gözetilerek sağlık gibi alanlarda da uygulanmalıdır.
    Kamu kurum ve kuruluşlarında liyakatsiz, yandaş ve israfa yol açan yönetim anlayışı derhal terk edilmeli ve kanun dışı harcamalar idarecilere rücu edilmelidir.
    Varlık fonu, Kredi Garanti fonu, Savunma Sanayi Fonu gibi kamuoyu denetimi dışına “kaçırılmış” uygulamalar sonlandırılmalı ve derhal kamuoyu denetimine açılarak kamusal hizmet ve üretim amacıyla kullanılmalıdır. Varlık fonu adı altında yapılan harcamalar sorumlulara rücu edilmeli ve geçen süre içerisindeki faaliyet raporu kamuoyuna açıklanmalıdır.
    “Saray” rejimine yönelik devasa bütçe, örtülü ödenek ve kanun dışı mali kaynak kullanımı derhal durdurulmalıdır.
    Kamudaki “taşıt ve bina kiralama” işlemleri azaltılmalı, var olanlar kamuoyu denetimine açılmalıdır.
    İşsizlik sigortası fonu sadece işsizlere verilmelidir. İşsizliğin artışı engellenmelidir.
    Rantçı sermayeyi destekleyen “yatırım ve istihdamı arttırmayan” teşvik sistemi lağvedilmelidir. İstihdam ve üretim artışı sağlayacak adımlar atılmalıdır.
    Vergi sistemindeki adaletsiz bölüşüme son verilmeli ve dolaylı vergilerin payı azaltılmalıdır. Rant, faiz ve sermaye gelirleri vergilendirilmelidir.

Yaşanan krizin faturasının emekçilere, emeklilere ve işsizlere çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Kemer sıkma amacıyla “acı reçete” peşinde olan iktidar cenahını uyarıyoruz. Çözüm ve reçete arayışında iseniz emekçilerin temel taleplerini dikkate alın.

OHAL’i aşan rejiminizle hak arama mücadelemizi engelleyeceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Fiili ve meşru mücadele içinden gelen ve aynı anlayışla yoluna devam eden emekçiler faturayı krize yol açanların ödemesi için mücadelesini yükseltmekten geri durmayacaktır.

Tüm emek ve demokrasi güçlerini krizi yaratanların krizin faturasını emekçilere, ezilenlere çıkartma girişimlerine ve saldırılarına karşı hızla harekete geçmeye ve birlikte mücadeleye yürütmeye çağırıyoruz.

SİRKECİ'DE, tarihi Büyük Postane binasının restorasyonunda, restoratör olarak çalışan 23 yaşındaki Dilek Dayar'ın iskeleden düşerek hayatını kaybetmesi protesto edildi. KÜLTÜR SANAT SEN MYK üyeleri Özlem Toprak Cihan ve Ramazan Özak'ın da hazır bulunduğu basın açıklamasında; Çalışma yaşamında iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli hassasiyetlerin gösterilmemesinin insan yaşamının sonlanması ile sonuçlandığı vurgulandı. İnsan yaşamının kültürel varlıklarından daha az değerli olmadığı ve İnsan hayatının kaybetmeden de kültürel varlık ve tarihi eserlerimizin gereken hassasiyetle korunacağına dikkat çekildi.

KESK’e bağlı KÜLTÜR SANAT-SEN, Haber-Sen 4 No’lu Şube, DİSK/Dev Yapı-İş ve Limter-İş, İnşaat-İş, Tüm Restoratörler ve Konservatörler Derneği, Ekmek ve Onur İşçi Derneği ve Newal Der adına Büyük Postane binası önünde yapılan açıklamayı Kültür Sanat-Sen İstanbul Şube Yöneticisi Buket Kafadar Son okudu.


          DİSK başta olmak üzere, bazı işçi sendikalarına üye bir grup eylemci Sirkeci'de bulunan Büyük Postane önünde toplandı. DİSK'in organize ettiği ve ikincisi gerçekleştirilen eyleme, hayatını kaybeden Dayar'ın ailesi de katıldı. Eylemciler, 'Kaza, kader değil, iş cinayeti' 'Önce insan sonra kültür varlığı' 'Artık ölmek istemiyoruz" şeklinde sloganlar attı. Polis ekipleri, protesto sırasında çevrede yoğun güvenlik önlemi aldı.

          'Bütün bu yaşanan ölümler kaza değildir, kader değildir, önlenebilir ölümlerdir' diyen DİSK Genel başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptığı açıklamada " Değerli arkadaşlar bugün Türkiye'de her gün ama her gün hayatını kazanmaya çalışırken hayatını kaybeden dört, beş arkadaşımızın olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bütün bu yaşanan ölümler kaza değildir, kader değildir, önlenebilir ölümlerdir. O nedenle de açıkça cinayettir. Biz biliyoruz ki Dilek arkadaşımızın ve kaybettiğimiz diğer tüm arkadaşlarımızın katili bir madende yerin yedi kat dibine giren işçinin hayatıyla oradaki kazma sapı arasında veya bir inşaatın çatısına çıkan işçinin yaşamıyla oradaki bir asansör vidası ya da iskele tahtası arasında hiç ama hiç bir fark görmeyen sermaye zihniyetidir" şeklinde konuştu.

 

 

    Sirkeci Büyük Postane binası restorasyon çalışmasında yüklenicinin güvenlik ihmalleri sebebiyle, genç restoratör Dilek Dayar iskeleden düşerek hayatını kaybetmiştir. İş cinayetlerinin şimdiye dek bizim mesleki alanımızdan uzakta işleniyor olması sıranın bize gelmeyeceği anlamını taşımıyor.

       Sirkeci Postanesi’nde yaşanan iş cinayetini UNUTMAYACAĞIZ VE UNUTTURMAYACAĞIZ. KESK Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası olarak 5 Ağustos 2018, Pazar günü Saat 15 00 da protesto ve basın açıklaması için Sirkeci Postanesi önünde toplanıyoruz.