Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

Sendikamızın talebi üzerine;

4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun 22 inci maddesi gereğince Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü ile Sendikamız arasında yapılması planlanan Kurum İdari Kurul toplantısı 15 Kasım 2018 tarihinde saat 10:00'da devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü idari hizmet binasında gerçekleştirilecektir.

İlgili resmi yazı ektedir.

TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre Eylül’de dört kişilik ailenin açlık sınırı 1.919 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 6.252 TL’ye yükseldi. Eylül ayında gıda harcamaları da yıllık yüzde 24,28 arttı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) araştırmasına göre, Ekim ayında 4 kişilik ailenin açlık sınırı bin 919, yoksulluk sınırı ise 6 bin 252 lira olarak gerçekleşti. Araştırmaya göre, dört kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” bu ay bin 919 lira olarak kaydedildi. Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” ise 6 bin 252 lira olarak gerçekleşti.

Bu yılın on aylık bölümünde fiyatlardaki artış oranı yüzde 19,35’e ulaştı. Gıda enflasyonunda son 12 ay itibarıyla artış oranı yüzde 24,28 olarak hesaplandı. TÜİK enflasyon sepetindeki yüzde 23,03 oranındaki gıda harcamasının yaklaşık yüzde 11’ini, toplam harcamanın ise yüzde 2,51’ini oluşturan süt, yoğurt, peynir grubunda iki ay önceki artışın ardından fiyatlar aynı kaldı.

Kıyma ve kuşbaşı etin fiyatı bu ay değişmedi. Sakatat ürünlerinden dana ciğerinin fiyatı artarken diğerleri aynı kaldı. Tavuk fiyatı da değişmedi. Geçen ay sezon açılışı yapılan balığın fiyatı ortalamada biraz geriledi. Yumurta fiyatı da biraz düştü.

Bakliyat ürünlerinde (kuru fasulye, kırmızı-yeşil mercimek, nohut, barbunya vb.) geçen ay görülen artışın ardından bu ay fiyat değişikliği olmadı.

Meyve fiyatları yükseldi

Ortalama yaş sebze-meyve fiyatında önemli bir fiyat değişikliği yaşanmadı ancak ortalama sebze fiyatı düşerken ortalama meyve fiyatı yükseldi.

Un, makarna ve irmik fiyatı arttı, pirinç ve bulgur fiyatı aynı kaldı. Önemli girdi kalemlerinden olan un fiyatında artış devam etmesine rağmen ekmek fiyatı sabit tutuldu.

Tereyağı ile margarin fiyatı tekrar zamlandı. Zeytinyağı fiyatı bu ay artarken ayçiçeği yağı fiyatı değişmedi. Siyah zeytin fiyatı artarken yeşil zeytin fiyatı aynı kaldı.

Sendikamız,24 Ekim Çarşamba günü Saat 10:00'da Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Nuri EKİCİ'nin makamında Devlet Tiyatroları Promosyon görüşmelerinin ilk toplantısını yapacaktır.

 

4688 Sayılı Kanunu hükümlerine göre, sendika yöneticisi olup görevine de devam eden kamu görevlileri, her hafta belli sürelerle izin kullanabilmektedirler.

Sendika izni kullanabilecek olanlar

1-Sendika veya konfederasyonu ilk genel kurula kadar sevk ve idare edecek yönetim kurulu üyeleri, genel kurulda yönetim kuruluna seçilenler ve sendika şube yönetim kurulu üyeleri, yazılı talepte bulunmak suretiyle bu görevleri süresince aylıksız izin kullanabilecekleri gibi, aylıksız izin talebinde bulunmamaları durumunda kurumlarındaki görevlerine devam etmekte ve (ilgili sendikaları için aranan üye şartının varlığı halinde) haftada bir gün izin kullanabilmektedirler.

2-İldeki üye sayısı 100 ve daha fazla olan sendikaların il temsilcileri ile ilçede üye sayısı 50 ve daha fazla olan sendikaların ilçe temsilcileri, haftada dört saat izin kullanabilmektedirler.

3-İşyerlerinde kamu görevlilerini en çok üye kaydetmiş sendikaların iş yeri temsilciliğine seçilenler (temsilci sayısı işyerindeki kamu görevlisi sayısına göre değişiyor), haftada dört saat izin kullanabilmektedirler.

Sendika izninin kullanılması

Sendikaların yönetim kurulu üyeleri ile sendikaların il, ilçe ve işyeri temsilcilerine tanınmış olan günlük/saatlik izin hakkının, haftanın hangi gününde veya günün hangi saatlerinde kullanılacağı konusunda açık bir belirleme yapılmamıştır.

Bu itibarla;

1-Sendika veya konfederasyon yönetim kurulu üyeleri ile sendika şube yönetim kurulu üyeleri (aylıksız izin kullanmıyor olanlar), kendilerine tanınan haftada 1 gün izin hakkını, hafta içinde herhangi bir günde kullanabiliyorlar.

2-Sendikaların il, ilçe ve işyeri temsilcileri, kendilerine tanınan haftada 4 saat izin hakkını, haftanın herhangi bir gününde 4 saat izin şeklinde veya haftanın farklı günlerinde toplam 4 saat izin şeklinde kullanabiliyorlar.

Öte yandan, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde aksamaya veya gecikmeye neden olunmaması bakımından, ilgili kamu görevlilerinin sendika izini kullanabilecekleri zamana ilişkin olarak kurumlar tarafından belirlenme yapılması mümkün olmakla birlikte, bu yönde yapılacak bir belirlemenin sendikal faaliyetlerin kısıtlanması sonucunu da doğurmaması gerekecektir.

Çarşamba, 17 Ekim 2018 08:14

KAMUOYUNA ZORUNLU AÇIKLAMA !

24 Kasım 2017 tarihinde TTB Genel Merkezi’nde Nuriye ve Semih başta olmak üzere bütün ihraçların işe iadesinin sağlanması, Nuriye ve Semih’in yaşam haklarının korunması talepleriyle DİSK, TMMOB ve TTB ile ortak basın toplantısı yaptığımız ve MEB önünde 24 Kasım’a ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdiğimiz bir günde KESK Genel Merkezi’ne gelen bir grup, ültimatom şeklinde bir listeyi KESK MYK’sına vererek, “bu listeyi yerine getirmediğiniz sürece buradan çıkmayacağız” diyerek toplantı salonunda geceli-gündüzlü oturma eylemine başlamıştır. Söz konusu grup, KESK içerisindeki sendikal anlayışlardan birinin üyeleriyle bu eyleme başlamışken, ilerleyen dönemlerde üyemiz olmayanlar, lise ve üniversite öğrencileri, emekliler de olmak üzere eylemi sürdürmüştür.

Çeşitli kereler yapılan görüşmeler sonuç vermemiş, bu anlayış dayatmacı tutumunu sürdürmüş, KESK ve bağlı iş kollarımızın yaptığı eylemleri, etkinlikleri, dayanışmayı hiçe saymış, kendi anlayışları ve istekleri doğrultusunda yapılanlar dışında hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerini söylemişlerdir. Nuriye ve Semih’in başvurusunun öncelikli değerlendirilmesi için TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı, Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kamu Denetçiliği ile çeşitli görüşmeler yapılmış, örgütümüzün tamamına Nuriye ve Semih’in de yargılandığı davada dayanışma göstermek için eylem, etkinlikler düzenlenmesi yönünde yazılar yazılmış, bu eylem ve etkinlikler sonucu birçok üyemiz de ceza almış veya hakkında cezai soruşturma başlatılmıştır. Hiçbir şey yapmayan (!) Konfederasyonun üyelerine, KESK’in eylem kararları sonucu cezalar verilmiş olması, ödenen bedelin değil, atılan adımların göstergesi olduğu için kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Konfederasyonumuz, emek ve meslek örgütleriyle düzenlediği 10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi mitinginde tarihin en kanlı katliamı ile karşı karşıya kalırken, üyeleri sürekli baskı ve zorbalık politikalarıyla sindirilmeye çalışılırken asla mücadeleden vazgeçmemiştir. Fakat söz konusu anlayış 10 Ekim’i gündemine dahi almadığı gibi, bu mücadeleyi görmezden gelmiştir. Ödediği bedeller, onlarca üyesinin tutuklanması, gözaltına alınması, 5000’e yakın üyesinin KHK listelerine adının yazılması, yöneticilerine açılan onlarca dava, iktidarının halen tüm araçlarıyla saldırması KESK’in iktidar tarafından nasıl hedef alındığını ortaya koymaktadır. Bu kişilerin yürüttüğü karalama kampanyası ve işbirlikçilik suçlamaları nedeniyle, tüm demokratik kamuoyunun yakından takip ettiği bu süreci bir kez daha hatırlatmak bile gereksizdir.

KESK’in yapıp ettiklerini sadece “Yüksel caddesine gelip gelmemekle” değerlendiren, saldırıya uğrayan KESK üyelerinin emeklerini ve mücadelesini görmezden gelen bu anlayış, KESK’in tüm illerde gerçekleştirdiği hiçbir eylem ve etkinliğine de katılmamıştır, kendi eylemini ve anlayışını KESK’e dayatmaya devam etmiştir. Eylem ve etkinliklerin hiçbir üyemizi birbirinin önüne koymadan, kapsayıcı bir şekilde ve bütünlüklü planlanması gereğine uygun adım atan konfederasyonumuzca, Danışma Meclisinde ve Genel Meclis’te üyelerimizin eleştiri ve önerileri doğrultusunda bir hat çizilmiştir. KESK’in özeleştiri ve hesap vereceği kurullar, bu kurullardır. Bu kurulları işlettiği, üyelerinin görüş ve önerileri doğrultusunda bir eylem ve etkinlik planı oluşturmaya çalıştığı, bir sendikal anlayışın dayatmacı tutumuna boyun eğmediği için KESK yöneticileri, bağlı iş kolu yöneticileri ve şube yöneticileri bu kişiler tarafından sosyal medyada defalarca hedef gösterilmiş, sendikalarımız itibarsızlaştırılmış, karalayan, iftiraya varan haberler yaptırılmıştır.

Bir seneye yaklaşan işgal süresince görüşmelerde dayatmacı tutum ve tehditler devam etmiş, KESK emekçilerine sözlü sataşmalar artmış, tuvaleti kullandığımız bile bahane edilerek gerginlik çıkarılmış, mutfak tamamen kullanılamaz hale getirilmiştir. Bu sataşmalar, KESK emekçilerinin sakinliğini koruyan tutumları nedeniyle şimdiye kadar bir gerilime dönüşmemiş, emekçilerimizin ve MYK’nın çalışma koşulları ortadan kaldırılmıştır.

Söz konusu anlayış, KESK Genel Merkezi’ni kendi faaliyetlerinin bürosu gibi kullanmaya başlamıştır. Söz konusu durum, bir sene içerisinde yapılan faaliyetlerle birlikte KESK’e bağlı iş kollarıyla bilgi olarak paylaşılmış, 16-17-18 Şubat tarihlerinde yapılan KESK Genel Meclisi’nde bu tarzın ve dayatmaların kabul edilemeyeceğine dair bir karar alınmıştır. KESK Yürütme Kurulu kendinden menkul bir kararla bu oturma eylemine tutum almış değildir; bu tutum örgütümüzün kararının uygulanmasıdır.

KESK, tüzüğünde ifade edilen karar mekanizmaları dışında hiçbir dayatmayı kabul etmeyecektir. KESK Genel Merkezi’nin bir anlayışın çalışma ofisine dönüştürülmesi ise asla kabul edilemez. Bununla birlikte KESK bu sorunu her zaman kendi iç mekanizmaları ile çözmeyi ilke olarak kabul etmiş, bu doğrultuda görüşmeler yapmış, bugün de bu ilke doğrultusunda bu anlayıştan kişilerin olmadığı bir esnada eşyalarını zarar gelmemesi için özenle toplayarak çıkarmıştır. Bu işgalin bir senedir sürüyor olması, eşyaların zarar gelmeksizin özenle ve bu kişilerin olmadığı bir zamanda toplanmış olması şiddetten kaçınmak için harcanan çabaların kendi başına göstergesidir. KESK bu tutumu sergilerken, sabah saatlerinde üye dahi olmayan bir kişi tarafından kapısı kırılmak istenmiştir.

Kendi sorununu kendi içerisinde çözmeyi önüne koymuş olan konfederasyonumuz tarafından polisin çağrılması ise asla söz konusu olmamıştır. Bu kişiler KESK’in kapısında canlı yayın yaparak durumu herkese açık olan sosyal medya hesaplarından paylaşmıştır. Sosyal medya hesaplarının çok yakından takip edildiği, birçok insana paylaşımlarından dolayı ceza verildiği düşünüldüğünde polisin bu durumdan haberdar olmasının birçok kaynağı olabilir. KESK’in şikayeti üzerine polis gelmiş olsaydı, mutlaka tutanak tutularak işlem yapılması gerekirdi. Kapımız kırılmaya çalışılırken dahi sükunetimizi korumuş olmamız bu konudaki tavrımızı da açıkça ortaya koymaktadır. Kamuoyunu yanıltmaya çalışan bu ifadeler, konfederasyonumuzu karalamaya hizmet etmektedir ve açıkça iftiradır.

KESK Merkez Yürütme Kurulu, bağlı iş kollarımızın yürütme kurulu üyeleri ve şubelerden üyelerimizle birlikte genel merkezden dışarı çıkmak istediğimiz anda kapıda bekleyen, aralarında üyemiz olmayanların da bulunduğu bir grup, çıkışımızı engellemek ve işgali sürdürmek için gerilim yaratmıştır. Bu gerilim esnasında bütün üyelerimiz büyük bir sorumlulukla davranmış, hiçbir şekilde darp etme söz konusu olmamış, özellikle de kadınlara yönelik en ufak bir şiddet girişimi yaşanmamıştır. Aksine kadın çalışanlarımız ve yöneticilerimiz sözlü, fiziksel şiddete maruz kalmıştır. İlerleyen günlerde gerek kapımızın kırılması girişimlerine ilişkin görüntüler gerekse de “tekme-tokat dövme” iddialarının gerçekliği yansıtmadığına ilişkin görüntüler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

Yalan-yanlış ifadelerle KESK ve bağlı iş kolu yöneticilerini sosyal medya hesaplarında resimlerini yayınlamak suretiyle hedef gösterenler, bin bir hakaret yağdıranlar, iftira atanlar yöneticilerimize yönelecek her saldırının da yegane sorumlusu olacaktır.

KESK’in, ekonomik krizin faturasının emekçilere ödetilmek istendiği bir dönemde bu faturayı kabul etmeyerek karar organlarının aldığı kararlar doğrultusunda, ek zam talebiyle tüm Türkiye’de sokakta olduğu bir günde KESK’i teslimiyetle suçlamak asla anlaşılabilir değildir. KESK kendi ilkeleri, tüzüğü ve hukuku doğrultusunda davranmaya kararlıkla devam edecektir.

KESK Merkez Yürütme Kurulu 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan resmi enflasyon rakamları tüm tahminleri alt üst ederek emeği ile geçinen kesimler başta olmak üzere milyonların yoksullaşmaya devam ettiğini, yükü emekçilere yıkılmak istenen krizin derinleştiğini bir kez daha teyit etti.

Bu da mı manipülasyon?

TÜİK tarafından açıklanan verilere yer verilen aşağıdaki tablo;  ülkede artan hayat pahalılığını, işsizliği, işten çıkarmaları, frenlenemeyen döviz kurunu, artan faizleri yok sayarak ‘kriz miriz, yok hepsi manipülasyon’ diyenlere ‘bu da mı manipülasyon, TÜİK’te mi manipülasyon yapıyor? ‘ sorusunu yöneltiyor.

OVP ‘Yenilenip’ YEP Oldu,  Ama Enflasyon Hedefi Şimdiden Tarih Oldu!

27 Eylül 2017’de açıklanan 13.  Orta Vadeli Planda (OVP) daha önceki OVP’de %5 olan 2018 yılı enflasyonu hedefi %7 olarak ‘revize edilmiştir.’ Geçtiğimiz Mayıs ayında açıklanması gereken 14.Orta Vadeli Planda bu hedefin her zaman olduğu gibi tekrar ‘revize edilmesi’ bekleniyordu. Ancak 14. OVP açıklanması sürekli ertelenmiş ve sonuçta OVP yerine iki hafta önce Yeni Ekonomi Programı (YEP) açıklanmıştır. Cumhurbaşkanının ‘Kriz miriz yok, hepsi manipülasyon’ sözlerinin aksine hayat pahalılığının dolayısıyla yoksulluğun artacağının itiraf edildiği söz konusu programda 2018 yılı için enflasyon hedefi son kez revize edilerek  %20,8 olarak belirlenmiştir.

Ancak TÜİK tarafından bugün açıklanan verilere göre yıllık enflasyon 24.52’ye ulaşmıştır. Yani gerçekleşen enflasyon bir kez daha OVP ile hedeflenen oranı, revize edilen, YEP ile tekrar revize edilen hedefleri aşmıştır. Buna göre enflasyon %5 olarak belirlenen ilk OVP hedefinin 4 kat,  %7 olarak revize edilen OVP hedefinin, 2,5 katına ulaşılmış, daha iki hafta önce açıklanan Yeni Ekonomi Programı  (YEP) ile hedeflenen yıllık enflasyon oranı dokuzuncu ay itibari ile 3,72 puan aşılmıştır.

Resmi Veriler Hayat Pahalılığının Artacağını Göstermektedir!

Bugün açıklanan rakamlara elektik ve doğalgaz zamları başta olmak üzere son zamların dahil olmamasının yanı sıra çekirdek enflasyon ve üretici enflasyonunda rekor artışlar yaşanması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha artacağını göstermektedir.

Özellikle, tüketici enflasyonu (TÜFE)  ile üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE)  arasındaki makasın bugüne kadar hiç olmadığı kadar açılması, 2016 yılında %9,94 olan 2017 yılında %15,47’ye çıkan Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin (Yİ-ÜFE)  rekor kırarak %46,5’e yükselmesi,  Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksinin de (YD-ÜFE) Türk Lirasının döviz karşındaki eriyişine paralel olarak yükselmeye devam ederek 20 Eylül’de açıklanan TÜİK verilerine göre %59,2’e kadar tırmanması, kısacası sadece tüketicilerin değil üreticilerin de enflasyonunun artması önümüzdeki aylarda hayat pahalılığının daha da artacağını ispatlamaktadır.   Çünkü maliyeti artan üretici bunu ya doğrudan ürünün-malın fiyatına yansıtacaktır. Ya da son dönemde sıkça karşılaşıldığı üzere ürünün gramajını, litresini, paket içindeki adedini düşürerek ‘örtülü zam’ yapma yolunu seçecektir. Dolayısıyla tüketici enflasyonu (TÜFE) önümüzdeki aylarda üretici enflasyonuna bağlı olarak artmaya devam edecektir.

 

Gerçek Enflasyon Çok Daha Yüksek!

Bu ülkede yaşayan herkes TÜİK’in resmi rakamları ile yaşadığımız gerçek enflasyon arasında bir uçurum olduğunu bilmektedir. Dolayısıyla başta emekçi kesimler olmak üzere tüm halk TÜİK’in bu resmi enflasyon rakamlarının gösterdiğinden çok daha derin bir yoksullaşma yaşamaktadır.

TÜİK’in enflasyon hesaplamasında izlediği yöntem de alt gelir grupları için önemli olan gıda, konut (kira), ulaşım harcama kalemlerinin ağırlığı sürekli değiştirilmektedir. Örneğin emekçilerin ve ailelerinin büyük oranda harcama yaptığı gıda harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %27,6 iken 2018 yılında %23,03’e, yine söz konusu kesimler için önemli bir harcama kalemi olan konut (kira) harcamalarının ağırlığı 2010 yılında %16,83 iken 2018 yılında %14,85e indirilmiştir.   Bu nedenle bugün açıklanan yıllık %27,7 oranındaki Gıda Enflasyonu ve %21,84 oranındaki Konut Enflasyonu bile gerçek durumu yansıtmaktan uzaktır.

Bu duruma bir de alt gelir gruplarının hayatında tüketmediği deve eti, ördek eti ya da gelişen teknoloji ile fiyatları düşen flaş bellek, CD gibi ürünlere yer verilen enflasyon sepeti eklendiğinde gerçek enflasyonla alakası olmayan resmi enflasyon rakamları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’de siyasi iktidarların yıllardır “işçiyi, memuru enflasyona ezdirmedik” nutukları atarken kullandıkları rakamlar çarşıyı, pazarı, sokağı yansıtmayan işte bu çarpık enflasyon rakamlarıdır.

Zam Kasırgası Ocak Söndürüyor!

Hayat pahalılığı, işsizlik artarken emekçiler her gün gözünü yeni bir zamla açmaya devam etmektedir.

İğneden ipliğe her şeyin fiyatı artarken yılın başından itibaren şiddeti artan zam kasırgasını takip etmek gittikçe daha zor hale gelmektedir. 

Örneğin aşağıda görüleceği üzere 2018 yılı başından bugüne elektriğe toplam %43,64, doğalgaza ise toplam %41,2 zam yapılmıştır. Buna rağmen Ocak ve Nisan ayında gelen zamlar unutulmuştur. Hafızlarda sadece son 3 ayda yapılan zamlar kalmıştır.

Tablo: Elektrik ve Doğalgaz Zamları (%)

Bilindiği üzere bugüne kadar elektrik ve doğalgaz zamlarına gerekçe olarak hep döviz kurlarındaki yükselme gösterilmiştir. Ancak Ekim ayında döviz kurunda düşme yaşanmasına rağmen her iki üründe zam yapılmaya devam edilmiştir.

Öte yandan yukarıdaki rakamlar elektrik ve doğalgazın konut kullanımlarındaki artışları göstermektedir. Elektriğe ve doğalgaza sanayi ve ticarethanelerde yapılan zam oranları ise konutlarda yapılan bu zam oranlarını katlamaktadır.

Temel girdiler olan ve ‘lokomotif ürün’ olarak ifade edilen elektrik ve doğalgaza zam yapılması maliyetleri artırdığı için tüm kesimleri olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Kısacası konutlar için yapılan zam doğrudan, sanayi ve ticarethanelerde kullanılan ise malların, ürünlerin fiyatına yansıyarak dolaylı yoldan yine vatandaşların cebinden çıkacaktır.

Zamlar Geri,  Maaşlarımız İnsanca Yaşamaya Yetecek Seviyeye Çekilsin!

Zam kasırgası devam ederken tüm ücretli kesimler gibi kamu emekçilerinin de geliri her geçen gün daha fazla erimektedir. Artan hayat pahalılığı ve kamuda yaşanan dönüşüm kamu emekçilerinin daha fazla yoksullaşmasını ve güvencesizleşmesini beraberinde getirmektedir.

Bilindiği üzere mevcut iktidar ve Cumhurbaşkanı tarafından 24 Haziran seçimleri öncesinde yürütülen kampanyanın merkezinde “istikrar” söylemi yer almıştır. Emekçiler için istikrar yarına güvenle bakabilecek koşulların sağlanması ile mümkündür.

Ülkeyi bugün uçurumun kıyısına sürükleyen çok ülkeli şirketlerin, emperyalist ülkelerin çıkarlarını temel alan neoliberal politikalardır. Hem ‘yerlilik ve millik’ nutukları atıp hem de emperyalizmin ülke kaynaklarını talan eden,  emeğe kölelik koşulları dayatan,  devlet eli ile verilen kamusal hizmetleri, yerli tarımsal üretimi, sanayiyi ortadan kaldıran,  kentlerimizde ve doğamızda onarılamaz derin tahribatlar yaratan neoliberal politikalara sarılmaya devam etmenin yaşadığımız krizi daha da derinleştirmekten başka işe yaramayacağı açıktır.

Bugün içine sürüklendiğimiz girdaptan çıkmanın yolu ülke kaynaklarını sömürenleri, yıllardır kaptığı teşviklere rağmen ne istihdamı ne de üretimi artırmayan, üstelik konkordato ilan ederek borçlarından kaçmaya çalışanları değil, emeği, emekçileri koruyan politikaları temel almaktan geçmektedir.

Bunun için ilk yapılacak iş ülkede yaşanan krizin, yıkımın faturasını emekçi kesimlere,  yoksullaştırılan halka yıkmaktan vazgeçmektir.

Başta elektrik ve doğalgaz zamları olmak üzere temel ürünlere yapılan zamlar derhal geri çekilmeli, iş güvencemizi tamamen ortadan kaldıracak olan düzenlemelerden vazgeçilmelidir.

Öte yandan maaşları hiçbir zaman tutmayan enflasyon hedeflerine göre belirlenen,  böylece ileriye dönük ücret-maaş artışı talepleri daha baştan kısıtlanan, yandaş konfederasyon yönetiminin altına imza attığı ‘satış sözleşmeleri’ ve her yıl tarifesi daha da adaletsiz hale getirilen vergi dilimleri ile kayıpları artan kamu emekçilerine TÜİK’in çarpık hesaplamalara dayalı resmi enflasyon farkı ödenmesinin hiçbir karşılığı kalmamıştır.

Açlık sınırının 2.000 yoksulluk sınırının ise 6.200 TL’yi aştığı günümüz koşullarında emekçilerin ücret-maaş artışlarında TÜİK’in çarpık resmi verileri değil, hayatın yansıttığı gerçek enflasyon rakamları temel alınmalıdır.

Kamu emekçileri başta olmak üzere tüm emekçileri krizin yükünün sırtımıza yıkılmasına karşı güvenceli çalışma ve insanca yaşam taleplerine sahip çıkmaya, bu temel talepler için omuz omuza vermeye çağırıyoruz.