Kültür Sanat Sen

Kültür Sanat Sen

 

              28 Kasim 2018 Tarihinde Sendikamız Kültür Sanat-Sen Genel Sekreteri Hüseyin Çelik ve Genel Hukuk ve Toplu Sözleşme Sekreteri Deniz Ozsaygi Devlet Tiyatrolari Genel Mudurlugunde yapilan banka promosyonu ihalesine katilmislardir. Ihalenin ilk bolumu olan kapali zarf usulunde verilerin tekliflerin dusuk olmasi sebebiyle ihaleye katilan tum bankalarin açık artırmaya katılmalarını talep etmişlerdir. Vakıfbank, Ziraat Bankası,Halkbank,Akbank, Garanti Bankasi ve İş Bankasının temsilcilerinin katıldığı ihalede yapılan açık artırma sonucunda en yüksek teklifi kişi başına 2.475TL ile Ziraat Bankası vermiştir. Maaş promosyon bedeli tek seferde ödenmek suretiyle anlaşma bitimine müteakip ocak ayi icerisinde verilecektir.

Perşembe, 22 Kasım 2018 06:25

SESNDİKASIZLIK ÖLDÜRDÜ!

3 madencinin yaşamını yitirdiği ikisinin de ağır yaralandığı maden cinayetindeki en büyük etkenin sendikasızlık olduğu belirtildi.


Zonguldak havasında  ruhsatsız olduğu ileri sürülen maden ocağındaki patlama sonucu üç madenci yaşamını yitirdi, ikisini ağır yaralı. Daha Ermenek’teki ‘oğlum yüzme bilmezdi, nasıl hayatta kalacak’ deyine nine hafızalarımzda tazeliğini korurken,  yürekler bir kez daha kavruldu. Maden sahibinin gözaltına alındığı cinayette asıl öldürücü etkenin ise denetimsizlik ve örgütsüzlük olduğu bir kez daha görüldü.

Genel Maden İş Başkanı Mehmet Demirci, eski başkan Eyüp Alabaş ve konuya ilişkin değerlendirme yapan Hak İş Başkanı Mahmut Arslan’ın ortaklaştığı nokta, madencileri, kontrolsüz özelleştirme, sendikasızlaştırma ve örgütsüzlüğün öldürdüğü.

Yüzde 1’den az

Ruhsatsız maden ocağında meydana gelen patlamayı değerlendiren işçi temsilcileri görüşlerini, “İnşaat ve maden başta olmak üzere birçok sektörde ölümlü iş kazaların önlemenin en önemli yollarından birisi sendikal örgütlülüktür. Örgütlü iş yerlerinde, toplu sözleşme düzeni olan iş yerlerinde iş kazalarında ölüm oranı yüzde 1’in altında. Ölümlü iş kazalarının yaşandığı iş yerlerinin yüzde 99’u sendikal örgütlülüğün olmadığı yerler” sözleriyle özetledi.

2002’de 68 bin olan özel sektör üretimi 2011’de 1 milyon tonu aştı. Son 15 yılda özel ve kaçak madenlerde yaşanan madenci ölümleri 500’ü aştı. Özel ve kaçak madenlerdeki ölümlü kaza oranları kamudaki madenlere oranla daha yüksek. Kâr hırsının ve kamunun denetimsizliğinin yol açtığı ölümlerdeki en büyük etken ise AKP’nin 2004’te maden yasasında yaptığı değişiklik. Sonrasında zorunlu sigorta ve iş ve işçi sağlığı yasaları çıksa bile yetersiz denetimler ölüme yol açıyor.
Üretim hızla kamudan özel sektöre kaydınlırken işçiler iki ölümden birine zorlanıyor. Maden işçileri ne göre “Ya madende kazada ölecek ya da işsiz kalacak, açlıktan öleceğiz.” dedi.



 

Her gün 4 kişi cinayete kurban

Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, evine ekmek götürme derdindekilerin iş kazalarında hayatını kaybetmesinin Türkiye’ye yakışmadığını ifade etti. “Biz ülke olarak bunu hak etmiyoruz. Maalesef her gün dört kişi iş kazalarında ölmeye devam ediyor. Buradan çağrı yapıyorum, gelin bu konuyu bir zihniyet konusu olarak görelim. Çünkü, bir şeylerin eksik ve yanlış olduğu ortada” dedi.

KÜLTÜR SANAT SEN olarak yaşamlarını yitiren madencilere rahmet,sevenlerine ve ailesinde başsağlığı diliyoruz.

 

22 Kasım 2018 cumhuriyet gazetesi Olcay Büyüktaş

Çarşamba, 21 Kasım 2018 11:28

ACI KAYIBIMIZ

 

 İstanbul Devlet Tiyatrolarından  üyemiz sanatçı Cengiz Baykal'ı kabbetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.Ailesi, sevenleri ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

Bugüne kadar birçok tiyatro oyununda ve çeşitli filmlerde rol alan oyuncuve sendikamız üyesi Cengiz Baykal, 59 yaşında hayatını kaybetti.

Bir süredir yoğun bakımda tedavi gören sanatçı adına Üsküdar Tekel Sahnesi'nde tören düzenlendi.

Törende oyuncu Tunç Günbay, Murat Karasu, Orhan Kurtuldu, Cengiz Daner, Kemal Topal, Atsız Karaduman ve Mehmet Ali Kaptanlar birer konuşma yaptı.

Ayrıca aralarında Zafer Algöz, Ali Düşenkalkar, Ali İpin, Musa Uzunlar, Zeynep Erkekli, Özgür Erkekli, Bülent Emin Yarar, Bennu Yıldırımlar, Hidayet Erdinç, Nişan Şirinyan ve İşdar Gökseven'in bulunduğu birçok isim cenaze törenine katıldı.

Sanatçının cenazesi, Bakırköy İncirli Fatih Camisi'nde ikindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından, Çobançeşme Mezarlığı'na defnedilecek

- Cengiz Baykal

Bir dönem "İffet" dizisinde Salih karakterini canlandıran Baykal, 15 Ocak 1959'da Batman'da dünyaya geldi.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde eğitim alan sanatçı, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda birçok çalışmaya imza attı.

Çok sayıda tiyatro oyununda yer alan Cengiz Baykal, birçok sevilen dizi ve sinema filmlerinde de rol aldı.

Çarşamba, 21 Kasım 2018 11:16

Acı kayıbımız

İstanbul Devlet Tiyatrolarından  üyemiz sanatçı Cengiz Baykal'ı kabbetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.Ailesi, sevenleri ve yakınlarına başsağlığı dileriz. 

İzmir Bölge Mitingi’ni Gerçekleştirdik!

“Yoksullaşmaya, İşsizliğe, Güvencesizliğe Karşı Birlikte Mücadeleye” şiarıyla bugün saat 14.00’da startını İzmir Gündoğdu Meydanı’nda verdiğimiz bölge mitinglerimizin ilki emek-meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin katılımıyla soğuk ve yağmurlu havaya rağmen coşkuyla gerçekleşti. Miting, 10 Ekim katliamında hayatını kaybeden barış güvercinlerimiz nezdinde emek ve demokrasi mücadelesinde hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşuyla başladı.

Miting, saygı duruşunun ardından ihraç edilen üyelerimiz için sahneye “GERİ DÖNECEĞİZ” diyerek çıkan üyelerimizin ardından, ekonomik ve sosyal krize ilişkin yapılan açıklamalarla devam etti. Ardından Yürütme Kurulumuz adına Eş Genel Başkanımız Aysun Gezen miting konuşmasını gerçekleştirdi.

Genel Başkanımızın İzmir Mitingi konuşması aşağıdadır.
“Yoksullaşmaya, İşsizliğe, Güvencesizliğe Karşı Birlikte Mücadeleye”

Merhaba!  İnsanca bir yaşam mücadelesinde tek sermayesi emeği, alın teri olanlar,

Merhaba! Gelmiş geçmiş bütün değerleri yaratan, gelecek güzel günlerin filizlerini ellerinde, yüreklerinde, beyinlerinde taşıyanlar,

Merhaba! “Bu sömürü düzenine itirazımız var, bu düzenin yarattığı krizin faturasını ödemeyeceğiz” diyen işçiler, kamu emekçileri, emeklikler, gençler, kadınlar merhaba..

Emek ve demokrasi mücadelesinde her zaman yan yana omuz omuza olmaktan gurur duyduğumuz dostlarımız merhaba, hoş geldiniz.

Hepinizi Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) adına sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Dünyanın ve yurdun neresinde olursa olsun yüreği aydınlık bir gelecek için çarpanlara buradan, İzmir Gündoğdu Meydanı’ndan, emeğin kürsüsünden selam gönderiyoruz.

Selam olsun!  Sabahın sahiplerine.

Selam olsun! Sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi verdikleri için OHAL KHK’leri ile sorgusuz sualsiz işinden, ekmeğinden edilen, kamu emekçileri mücadelesinin yüz akı KESK’lilere.

Selam olsun! Flormardan Cargille, TARİŞ’ten 3. Havalimanına yurdun dört bir yanında işi için, ekmeği için, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak için direnenlere.

Sömürü, talan, yağma ve baskı düzenine kitap ile iş ile tırnak ile diş ile umut ile sevda ile düş ile direnenlere bin selam olsun..

Değerli Dostlar,

Hayatımızın her hücresine nüfuz eden bir ekonomik krizle karşı karşıyayız.

Siyasi iktidar “kriz miriz yok hepsi manipülasyon” dese de Ali Cengiz oyunları ile çarpıtılan resmi enflasyon ve işsizlik, gelir dağılımı verileri, üst üste yenilenmek zorunda kalan büyüme, enflasyon, işsizlik hedefleri bile ülkede yaşanan krizi teyit ediyor.

1980 askeri darbesi ile hayata geçirilen ülkeyi ucuz emek cennetine çevirerek uluslararası mali sermayenin yağmasına açan, tamamen borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı ekonomik model hızla çöküyor.

Sadece Türkiye değil, emperyalistlerin dayattığı neoliberal politikaları hayata geçiren tüm çeper ülkeler krizle sarsılıyor. Merkezinde yaşadığı her krizi çeper ülkelere ihraç ederek soluklanan emperyalist kapitalist sisteme bağımlık derecesi yaşanan sarsıntının şiddetini belirliyor.

Yıllardır iktidarlarda olanların ısrarla sürdürdüğü neoliberal politikalar sonucunda her alanda dışarıya bağımlı hale getirilen, küresel kapitalizm her hapşırdığında nezleye yakalanan, her yabancı sermaye hareketinde fındıkkabuğu gibi sallanan bir ülkeye dönüştürülen Türkiye’de kriz daha derinden hissediliyor.

Gittikçe derinleşen kriz faizden, ranttan, sömürüden beslenen %1’lik asalak takımının dışında kalan %99 olarak hepimizin yaşamını alt üst ediyor.

İğneden ipliğe her şeye ardı ardına gelen zamlar devam ediyor. Kriz bahanesi ile sadece işten çıkarmalar, ücretsiz izinler artmıyor. Angarya çalışma, mesai ve nöbet ücreti ödememe gibi uygulamalar da gittikçe artıyor. İflas eden, kepenk kapatan, konkordato ilan eden firmalara her gün onlarcası ekleniyor. Sağlıkta acil durumlar dışında malzeme kullanılmasını engelleyen sözüm ona ‘tasarruf tedbirleri’ ile hayatımız tehlikeye atılıyor.

Değerli dostlar, bugün temel sorun krizin faturasının kim tarafından ödeneceği sorunudur. Ülkeyi yönetenler her zaman olduğu gibi bugün de yaşanan krizin faturasını ücretli kesimler başta olmak üzere yoksul halkın sırtına yıkmayı hedefliyor.

Ülkede yaşanan krizin faturası sömürü, talan, yağma ve baskı düzeninden beslenen %1’e değil,  bu düzenin mağduru olan %99’a kesilmek isteniyor.

Bunun için;

Ülkeyi uçurumun kıyısına getiren “yeni meni olmayan” neoliberal politikaların tekrarından ibaret planlar-programlar hala çare olarak gösteriyorlar.

Açıkladıkları her paketten, mecliste görüşülmeye devam edilen bütçe yasa tasarısından yabancı tekeller başta olmak üzere büyük sermayeye yeni vergi indirimleri, teşvikler çıkıyor. En temel ihtiyaç maddelerinin %50 zamlandığı koşullarda göstermelik olarak yapılan %10 indirim kampanyasını “enflasyonla topyekün mücadele” diye yutturmak istiyorlar.

En önemlisi, kriz emeğe yönelik saldırıların fırsatı haline getiriliyor. İşçilerin kıdem tazminatının fonla, kamu emekçilerinin iş güvencesinin son kırıntılarının esnek, performansa dayalı çalışmayla, kamusal emeklilik ve sosyal güvenlik hakkımızın ise üç yıl süreli zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi ile yok edilmesi hedefleniyor.

Değerli Dostlar,

KESK olarak “Krizin Bedelini Emekçiler Değil, Krizi Yaratanlar Ödesin” kampanyamızın broşüründe tüm emekçilere basit bir soru sorduk. Ben aynı soruyu sizlere sorarak cevabınızı duymak istiyorum.

Ailenizle birlikte bir restorana gittiğinizi düşünün. Sınırlı bütçenize bakıp menüden en düşük fiyatlı yemekleri sipariş veriyorsunuz. Restoranın en manzaralı bölümünde, en büyük masada oturanlar garsonu çağırıp “ne var ne yoksa getir, donat masayı” diyorlar. Tıksırıncaya kadar yiyor içiyorlar. Sonra restoran sahibi ile tokalaşarak çıkıp gidiyorlar. Biraz sonra siz de hesabı istiyorsunuz. Önünüze bol sıfırlı bir hesap geliyor. “Bu hesap bizim değil, biz sadece bir çorba içtik” diye itiraz ediyorsunuz. Garsonla tartışmanız devam ederken restoran sahibi geliyor. “Hesapta bir yanlışlık yok. Az önce kalkan masanın hesabını da sizin hesaba ekledik. Tamamını siz ödeyeceksiniz” diyor.

Değerli dostlar siz bu hesabı öder misiniz?

Dostlar, ne yazık ki bizler bu ülkenin emekçileri ve yoksullaştırılmış halkı olarak yıllardır sömürü ve yağma düzeninden beslenenlerin faturasını ödedik. Ödemeye de devam ediyoruz.

    Birbirinin kopyası, toplumsal cinsiyet eşitliği körü bütçelerde, adaletsiz vergi sisteminde fatura hep bize kesildi.
    Hepimizin birikiminin ürünü KİT’lerin yok pahasına satılmasında, özelleştirilmesinde fatura bize kesildi.
    Geçsek de geçmesek de hazine garantisi verilen köprülerin, otoyolların, hizmet alsak da almasak da ‘müşteri’ olarak görüldüğümüz devasa şehir hastanelerinin faturası bize kesildi.
    Piyasaya açılarak tasfiye edilen kamunun tüm yükünü omuzlarımıza yıkan, güvencesizliği yayan her adımda faturanın adresi yine biz olduk.
    Gerekli önemler alınmadığı için Soma’dan Ermenek’e, Torunlar’dan 3. Havalimanı’na, tersanelerden limanlara, madenlerden inşaatlara kadar göz göre göre davetiye çıkarılan iş cinayetlerinde fatura bize kesildi.
    Ekmek kadar ihtiyacımız olan demokrasinin, hukukun, adaletin, barışın sağlandığı bir ülke özlemimizi bastıran, hak arama yollarımızı kaptan güvenlikçi politikalarla, insan hakları ihlalleriyle, darbelerle, sıkıyönetimle, KHK’lerle OHAL’le, OHAL’i kalıcı hale getiren otoriter baskıcı rejimle fatura hep bize kesildi. İsyan etmemizi, değiştirmemizi engellemek, şükür pedagojisiyle bizi teslim almak için dinselleşme seferber edildi.
    Sendikal hak ihlalleri ile OHAL-KHK’leriyle, sorgusuz sualiz ihraçlar, açığa almalar, sürgünlerle fatura hep bize kesildi.
    Kocaya, babaya, ağabeye, eşe, sevgiliye bağımlı kılınan, “çalışırsanız erkekler evlenip kendisine bakacak kadın bulamaz” diyerek ekonomik bağımsızlığı elinden alınmak istenen, tüm bakım yükü sırtına yüklenen, özne bile sayılmayan, üretim ve yeniden üretim emeği sömürülen, hiçe sayılan, işsiz bırakılan biz kadınlara en ağır fatura çıkarıldı.
    Doğayı talan eden, yaşam alanlarımızı yok eden ranta dayalı betonlaşmanın, çarpık kentleşmenin faturası bize kesildi.

Değerli Dostlar,

Bugün bu faturaların bedelini, dişimizle tırnağımızla verdiğimiz mücadeleyle kazandığımız tüm haklarımızın, kazanımlarımızın teker teker elimizden alınmasıyla, işsizlikle, yoksullukla, güvencesizlikle ödemeye devam ediyoruz.

Tüm bunlara rağmen bugün karşımız geçip ‘hepimiz aynı gemideyiz, milletçe fedakarlık yapma zamanı’ nutukları atanlara sesleniyoruz.

Evet, hepimiz aynı gemideyiz. Ancak biz yıllardır emeğimizin karşılığını almadan, kazan dairesinde kölece çalışarak geminin yol almasını sağlarken birileri o geminin özel kamaralarında lüks bir hayat sürdü. Biz yoksullaşırken onlar gemiciklerine yenilerini ekledi. Bizim güverteye çıkıp bir nefes almamız bile çok görüldü.

Bu gemi hala ayakta ise bizim sayemizde ayakta. Biz bu geminin yol alması için işimizden, ekmeğimizden, canımızdan fazlası ile fedakarlıkta bulunduk. İktidarların bir müptela gibi vazgeçmediği neoliberal politikaların faturasını fazlası ile ödedik. Bizim bu düzene borcumuz yok. Tam tersine yıllardır hep kaybedenler olarak alacağımız var.

Ülkede yaşanan krizin faturasının kesileceği doğru adres “ülkeyi şaha kaldıracağız” deyip uçurumun kıyısına sürükleyen neoliberal politikalarda ısrar edenler ve bu politikalardan nemalanarak küplerini dolduran, her krizden büyüyerek çıkan %1’dir.

Biz bu ülkenin emekçi kesimleri, yoksullaştırılan halkı olarak artık nefes almak istiyoruz. Başkalarının donattığı masanın hesabını ödemeye, %1’in yarattığı krizin faturasının %99’a yıkılmasına artık yeter diyoruz. Bu gemide herkesin eşit, özgür bir biçimde barış ve huzur içinde, insanca yaşamasını istiyoruz.

Bunun için;

   * Elektrik, doğalgaz, su, akaryakıt, ekmek, toplu taşıma gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamların geri alınmasını, zam yapılmamasını,
   * Tüm yükü emekçilerin sırtına yıkan vergi adaletsizliğine son verilmesini,
    *Kriz bahanesi ile yaşanan işten çıkarmalara, ücretsiz izinlere son verilmesini,
    *Rekor üstüne rekor kıran enflasyon karşısında başta asgari ücret olmak üzere ücretlerimizde-maaşlarımızda yaşanan erimenin gerçek enflasyona göre satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak telafi edilmesini,
   *Hem Yeni Ekonomi Programındaki hem de Merkez Bankasının yenilediği enflasyon hedefleri ile hükmünü çoktan yitirdiği tescillenen toplu sözleşmenin derhal yenilenmesini,
   * Kamuya alımlarda eşitsizliği artıran, torpilin, kayırmanın, kadrolaşmanın önünü açan mülakat, sözlü sınav, güvenlik araştırması ve arşiv kaydı uygulamasına son verilmesini,
   * Emeğin haklarını yok eden KHK’lerin iptal edilmesini,
   *OHAL KHK’ları ile herhangi bir hukuki delil ve mahkeme kararı olmadan işinden ekmeğinden edilen tüm kamu emekçilerinin işine iade edilmesini,
   *Kamu emekçilerinin iş güvencesini ortadan kaldırmayı hedefleyen her türlü güvencesiz istihdam uygulamasına son verilmesini,
   *Kadınların sürekli, güvenceli işlerde istihdam edilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçe hakkının hayata geçirilmesini,
   * Herkese güvenceli iş ve güvenli gelecek sağlanmasını istiyoruz.

Bu talepler sadece burada bulunanların değil, krizin faturası yıkılmak istenen milyonların, %99’un talepleridir.

Değerli dostlar, bizim sesimizi duymamakta ısrar edenlere buradan hep birlikte güçlü bir şekilde cevap verelim mi?

Kamu emekçileri, işçiler, emeklikler, asgari ücretliler, gençler, kadınlar hepinize soruyorum.

Siz hiçbir payınızın olmadığı bu krizin faturasını ödeyecek misiniz?

Bu cevap sadece İzmir Gündoğdu Meydanı’nın değil, milyonların, %99’un cevabıdır.

 

Değerli Dostlar,

Sözlerimizi tamamlarken; insanca bir yaşam, güvenceli iş, güvenli gelecek mücadelemizin önündeki engelleri aşmanın tek yolunun emek karşıtı, sermaye dostu düzenin değişmesinden geçtiğini vurguluyoruz.

Hepimiz biliyoruz ki yüzünü sermayeye sırtını emekçilere dönen bu düzen kendiliğinden değişmeyecek.

Üzerimize çöken karanlık bulutları dağıtarak emeğin, barışın, kardeşliğin dünyasını yakınlaştıracak, laik, demokratik bir ülkeyi kuracak yegane güç bizleriz.

Emeğimizi hedef alan saldırıların dalga kıranı bizleriz. Emeğin birliği ve halkların kardeşliği için, bilimden yana, aydınlık bir gelecek için umut biziz.

Yeter ki, kol kola omuz omuza olalım. Yeter ki dünyanın en büyük ailesi olarak bizi bölmeyi, parçalamayı hedef alan oyunları boşa çıkaralım, birbirimize daha fazla kenetlenelim. 

Yeter ki, yaşadığımız bu güzelim ülkeye özlenen baharı, beklenen aydınlığı getirmek için birlikte mücadele edelim.

Hepinizi KESK Yürütme Kurulu adına tekrar sevgi ve dostlukla selamlıyorum.

Hoşça kalın, umutla kalın, mücadele ile kalın…

YÜRÜTME KURULU

Çarşamba, 07 Kasım 2018 11:09

KAMUDA 'GÜVENCELİ KADRO' SONA ERİYOR

AKP, kamuda güvenceli kadrolu istihdam yerine güvencesiz sözleşmeli personel istihdamını adım adım yaşama geçiriyor.

DİSK/Genel-İş Sendikası’nın araştırmasına göre, 2016-2017 döneminde sözleşmeli personel sayısı 66 bin artarken, memur sayısı 23 bin azaldı. Hükümetin kamuda 1 milyon taşeron işçinin kadroya alındığı söyleminin de gerçeği yansıtmadığı rakamlarla ortaya konuldu.

DİSK/Genel-İş Sendikası, “ Kamu İstihdam Raporu”na göre, AKP kamuda kadrolu yerine “sözleşmeli” istihdamı tercih ediyor. 2017’de kamuda istihdamın yüzde 78.6’sı memur, yüzde 6.8’i sözleşmeli personel, yüzde 11.2’si işçi, yüzde 0.5’i geçici personel ve yüzde 2.8’i “diğer” başlığı ile istihdam edilenlerden oluştu. 2016-2017 döneminde kamu sektöründe istihdam artışı 41 bin 196 kişiyle 3 milyon 602 bin 735 olurken, özel sektörde istihdam artışı 941 bin 804 kişiyle 24 milyon 585 bin 265 oldu. Toplam istihdam içerisinde özel sektörde istihdam, kamu sektörünün 7 katı. Çalışma hayatında her 100 kişiden 87’si özel sektörde, 13’ü ise kamu sektöründe çalışıyor.

Rapora göre, istihdam edilenlerin işteki durumu incelendiğinde 2017’de toplam istihdam içerisinde en geniş tanımıyla işçi (ücretli, yevmiyeli veya maaşlı) sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3.2 artarak 18 milyon 960 bin oldu.

Hükümet 1 milyon taşeron işçinin kadroya geçirildiğini iddia etmişti. Ancak rapora göre, bu gerçeği yansıtmıyor. Haziran 2018 itibarıyla merkezi idarelere ve belediye şirketlerine geçirilen toplam taşeron işçi sayısı 744 bin 342. Merkezi idarelere geçiş yapan işçi sayısı 393 bin, belediye şirketlerine geçiş yapan işçi sayısı ise yaklaşık 350 bin.

Rapora göre, OHAL döneminde “terör örgütüne aidiyeti, iltisakı ya da irtibatı bulunduğu” gerekçesiyle 125 bin 678’i kamu görevinden çıkarma olmak üzere toplam 131 bin 922 kişiye tedbir işlemi uygulandı.

Cumhuriyet Gazetesi, 07.11.2018 Mustafa ÇAKIR.