Pazartesi, 20 May 2013 00:00

SANAT KURUMLARI SAHİPSİZ DEĞİLDİR!

AKP hükümetinin aylardır üzerinde çalıştığı sanat kurumlarını yok etme projesi basına sızdırılmıştır. Yıllardır devam eden kamu hizmetlerinin tasfiyesi sürecinde, toplumsal belleğin en önemli kurumları olan kültür ve sanat kurumlarına sıra gelmiştir. AKP hükümeti, tüm kamu hizmetlerinde olduğu gibi, bir süredir siyasi ve ideolojik baskılarla yeniden biçimlendirmeye çalıştığı kültür ve sanatı ticarileştirmek, kültür ve sanat kurumlarının toplumsal özünü ortadan kaldırmak istemektedir.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarını “daha fazla kar” uğruna ticarileştiren, hızla piyasa ilişkileri içine çeken AKP iktidarı, sağlık ve eğitimden sonra sanat kurumlarını da hedefine koymuştur. Dünyanın hiçbir yerinde sanat üzerinden kar elde etmeye çalışan bir iktidar yoktur. Kütüphaneler, müzeler, sanat kurumları piyasaya açılacak, üzerinden kazanç hesapları yapılan rant alanları değildir, olmamalıdır.

Mevcut durumda tüzel kişiliği olan ve yasaları ile korunan sanat kurumlarının en alt birimlere kadar seçilmişlerden oluşan kurulları olmasına rağmen, getirilmek istenen sistem, bizzat iktidar partisi tarafından atanan kişilerden oluşturulmaktadır. Siyasi iktidarın atamaları ile oluşacak bir kurulun batısından doğusuna farklı sanatlar icra eden kişileri temsil edecek bir yapı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bütün bu girişimleri, günlük hayatı her yönüyle biçimlendirmeye çalışan muhafazakâr zihniyetin, aynı şeyi sanat kurumları üzerinden gerçekleştirmek istemesi şeklinde yorumlamak da mümkündür. Başka bir deyişle; bu girişim, sanat kurumları üzerinde “sanat kurulları” adı altında RTÜK benzeri bir sansür ve baskı kurumunun oluşturulması anlamına gelmektedir.

657’de yapılması düşünülen değişikliklerden biri olan kamu kuruluşlarında yöneticilik görevlerine atanma kriterlerini belirleyen maddeyle, kamuya özel sektörden CEO tarzı yönetici atanabilmesinin sağlanması, üst düzey devlet memurlarının iktidarlarla gelip gitmesi için düzenlemeler yapılması hedeflenmektedir. AKP’nin yapmak istediği hükümetin sözünden çıkmayan, halka değil iktidara hizmet eden “hükümet memurları” yaratmaktır. Benzer bir mantık bugün “hükümet sanatçısı” yaratmak gibi, dünyada eşi benzeri olmayan, son derece trajik bir hal almıştır.

Mevcut uygulamada seçilmişlerin ve kendi yasalarıyla yönetilen sanat kurumlarının, iktidarın atamış olduğu bürokratik bir yapıya dönüştürülmek istenmesi, sanatın hükümetin dünya görüşüne paralel olarak biçimlendirilmesi anlamına gelmektedir. Sanatsal uzmanlık bakımından yetersiz olacağı açık olan böylesi bir kurul ile mevcut repartuvarlara sadece iktidarın desteklediği ve onayladığı projelerin dayatılması kaçınılmazdır. Bu durumun bir benzeri, Taksim Projesi’ne ilişkin İstanbul 2 numaralı koruma kurulunun teknik ve akademik değerlendirmesi sonucu onaylamadığı projede yaşanmıştır. Atanmış kişilerden ve bürokratlardan oluşan koruma yüksek kurulu tarafından iktidarın siyasi kararı doğrultusunda koruma kararı iptal edilmiştir. Böylesi örneklerin önümüzdeki dönemde daha da artması kaçınılmazdır.

Hatırlanacağı gibi, Başbakan Erdoğan’ın “Devlet eli ile tiyatro olmaz, özelleştireceğiz” demesinin hemen ardından, Şehir Tiyatroları yönetmeliğinde yapılan “Şehir Tiyatroları dışarıdan prodüksiyon alır” şeklindeki değişiklikle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2 milyon 750 bin TL bedelle 3 oyun satın alınmıştı. Gösterimi yapılacak 3 oyun için 2 milyon 750 bin lira ödemekte mahsur görmeyen bu anlayış, sanat kurumlarının kaynaklarının “pahalı” ve “verimsiz” kullanıldığını iddia etmektedir. Hâlbuki Devlet Tiyatrolarının 2012 yılı bütçesi yaklaşık 147 milyon liradır. Bunun içerisinde; personel harcamaları 90 milyon lira, cari harcama yani kira, elektrik, su, araç, yol vb. giderleri 41 milyon liradır. Toplamda 2012 yılında 152 oyun oynanmış olup, oyunlara yani projeye harcanan gider 15 milyon liradır.

AKP’nin kültür ve sanat kurumlarına yönelik dönüşüm uygulamaları ile sanatın değil ihale bedellerinin tartışılacağı, iktidarın sadece kendi ideolojisine yakın oyunlara ya da sanat uygulamalarına izin vereceği anlaşılmaktadır. Kültür ve sanatı kendi açıklamalarıyla itibarsızlaştırmaktan çekinmeyen AKP iktidarı, bu söylemleriyle halk için kurulmuş devlet sanat kurumlarını en azından anlayış olarak desteklemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

Taslakta, örnek gösterilen İngiltere, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde ise personelle sanat kuruluşları arasında imzalanan sözleşmelerin içeriğinin ilgili sendika ve sanat kuruluşları arasında yapılan görüşmeler sonucunda belirlendiği ve projeleri belirleyen sanat konseylerinin sanat kuruluşlarıyla finansman garantisi için uzun dönemli anlaşmalar yaptığı bilinmektedir. Bu ülkelerde, bahsi geçen sanat konseylerinin üyeleri seçimle göreve gelen, bağımsız üyelerden oluşmaktadır. AKP’nin taslağındaki gibi bürokratlar ise böylesi bir yapı içinde asla yer almamaktadır.

2008’de sanat kurumlarında da yaş haddinin 65’e çıkması ve fiili hizmet tazminatının kaldırılmasıyla özellikle mesleki yaş sınırı olan kolektif sanatlarda AKP hükümeti tarafından ortaya çıkarılmış olan problem, emekliliğe teşvik yoluyla çözülmeye çalışıyor görülse de, taslağın bütününe bakıldığında asıl niyetin kadroları boşaltıp iptal etmek olduğu, sanat kurumlarında esnek ve güvencesiz istihdama geçileceği anlaşılmaktadır.

Kültür ve sanat alanındaki çeşitli yasaların (5441-1309, 1310 sayılı yasalar) mevcut problemleri, özel yasa ve tüzüklerle çözülebilecekken, tiyatro ve operaların yetki ve sorumluluğu tartışılan Kültür ve Turizm Bakanlığının taşra teşkilatında sanatsal yetkinliği olmayan İl Kültür Turizm Müdürlüklerine devredilmesi, fiilen bu kurumları yok etmek anlamına gelmektedir. Bakanlık, İl Kültür ve Turizm Müdürlüklerinin yardımcılarını hülle yoluyla atama makamı saymakta ve bu kadrolar sınava tabi tutulmamaktadır. Genellikle iktidara yakın, iktidarla uyumlu çalışacak kişilerin bu makamlara getirildiği dikkate alındığında böylesi bir girişimin “kuzuyu kurda teslim etmekten” başka bir anlamı yoktur.

Ayrıca; sanatkâr memur unvanlı (iş tanımları özel olarak belirlenmiş) idari sözleşmeli personelin yetki ve sorumluluğu tartışılan İl Kültür Müdürlüklerine aktarılması, sanatın ve sanatçının bağımsız yapısına büyük bir darbe vuracak, sanatçıyı memurlaştırarak gelişiminin ve özgürleşmesinin önüne yeni engeller koyacaktır. Öyle ki, dünyaca tanınmış bir opera solistinin sahneden alınarak masa başına oturtulmasının ne kadar saçma ve akıldışı olduğu ortadadır. Aynı zamanda, taslakta sanatçı sayısı kadar kadrosu bulunan vasıflı teknik personelden bahsedilmemesi de taslağı hazırlayanların sanat kurumlarının yapısından bihaber olduklarını açıkça göstermektedir. Personele aylık sözleşme ücretlerinin dört ikramiye ve iki teşvik ikramiyesi “hariç” kısmının aylık olarak ödenmeye devam edecek olması ise, sanat emekçilerinin “kazanılmış” haklarının gaspı anlamına gelmektedir. Her fırsatta emekçilerin haklarını gasp etmekten çekinmeyen AKP hükümeti, sanat emekçilerinin haklarına da gözünü dikmiştir.

Aslında, Bakanlığın sanat kurumlarının problemleri derken de ne demek istediği muğlaktır; çünkü “pahalı ve verimsiz” diye nitelendirilen oysa sınırlı bütçesi ve kadrosuna rağmen olanaklarının üstünde prodüksiyon üreten bu kurumların iç mevzuatlarını tamamlama dışında yapısal bir sorunu bulunmamaktadır. Örneğin; İtalya’da devletin kişi başı kültür ve sanat harcamaları 112 Euro, Almanya’da 101 Euro, İngiltere’de ise 143 Euro civarındadır. Hal böyleyken, Avrupa ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye’de kişi başına düşen kültür ve sanat harcamasının 10 Euro civarında olduğunu düşünürsek, bu rakamın ne kadar düşük seviyelerde olduğu ve kültür harcamalarına ne derecede önem verildiği de son derece açıktır.

Ayrıca; kolektif sanatların özü ve yapısı hakkında bir fikri olmadığı anlaşılan taslakta, bundan sonra kadrolu istihdam yapılmayacağı belirtilmektedir. Birlikte çalışma geleneği ve kültürü olması gereken orkestra, koro ve kordo balelerin kısa süreli sözleşme ile çalıştırılması bu bölümlerde sanatsal disiplini ve çalışma prensiplerini derinden ve olumsuz yönde etkileyecek bir düzenleme olacaktır.

Sendikamız geçen yıl sanat kurumlarının ve sahne emekçilerinin sorunları konusunda hem toplu sözleşme masasında hem de kamu personel danışma kurullarında kapsamlı önerilerde bulunmuştur ve Bakanlık yetkililerine raporlar sunmuştur. Ancak taslakta bütün vurgularımıza rağmen ortaya çıkacak sorunlar göz ardı edilmiştir.

Sonuç olarak; 1980 askeri faşist darbe sonrasında ve dönemsel ekonomik krizlerde bile sanat kurumlarının mevcut yasalarına ve çalışma yöntemlerine dokunulmamışken, kültür ve sanat kurumlarının AKP’nin “ileri demokrasisine” kurban edilmesi kabul edilemezdir. Kültür Sanat-Sen olarak bu girişime asla izin vermeyeceğimizi kamuoyuna duyururuz.

Okunma 667 defa