Pazartesi, 23 Temmuz 2018 11:03

BASINA ve KAMUOYUNA Özel

 

24 Haziran seçimleri sonrası yaşadığımız rejim değişikliği neticesinde yayınlanan 703 numaralı KHK ile Kamu’daki pek çok kurum ile birlikte Sanat Kurumları’nın kanunlarında ve teşkilat yapılarında da sistemsel değişiklikler yaşanmaktadır. 

703 nolu KHK ile kurum vasıfları ortadan kaldırılan, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlükleri'nin, 704 nolu KHK ile  "tüzel kişiliğe haiz özel bütçeli kurumlar" olarak yeniden kurulmalarına rağmen belirsizlikler halen devam etmektedir. Tüzel kişilik olmaları dolayısıyla, hukuki bir zorunluluk sayılan, "Genel Müdür'ün atanması" konusu ve "atanacak Genel Müdür'de aranacak nitelikler" belirtilmeyerek yaratılan kafa karışıklığı da ayrıca soru işaretlerini doğurmaktadır. 

İkinci bir konu, Devlet Tiyatroları için söz konusu kararnamede "Bir Genel Müdür ile yönetilir. " denmesine rağmen, Devlet Opera ve Balesi için aynı tanımlamanın yapılmamasıdır.

Yasa incelendiğinde, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'nün kurullarından biri olan "Teknik Kurul" un çalışma biçimi anlatırken “Genel Müdür ve Müdür Yardımcıları'ndan birinin başkanlığında toplanır. ” şeklinde bir ibare konmasının artık bazı düzenlemelerin plan dahilinde yapılmaktan çok, eski yasalardan kes-kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırlandığı düşüncesini uyandırmaktadır. 

Her halükarda Genel Müdür olmak için aranan şartların en önemlilerinden biri olan, "15 yıl görev yapma ve alanında başarılı olma" kriteri de kaldırılmıştır. Genel Müdür atamasında, atanacak kişinin bu alanlarda "başarılarıyla tanınmış, eser veren besteciler ve yazarlar, ilgili sanat dallarında temayüz etmiş yönetmenler ya da akademik kariyer sahibi kişiler olması" koşulları bir kenara itilmiştir. Devlet kadrosunda beş yıl çalışan bir kişinin, alanla ilgi bilgi birikimine ve liyakatına bakılmaksızın Genel Müdür olarak atanabilmesinin önü açılmıştır. Söz konusu kurumlarda Genel Müdürler sadece ita amiri vazifesini değil "Genel Sanat Yönetmeni" görevini de yerine getirmektedir. Dolayısıyla sanatçıların gözünde liyakat sahibi olmayan bir Genel Müdür ya da yönetici kurul bu kurumlarda erozyona neden olacaktır. 

Buna benzer bir durum senfoni orkestralarının yasasından 5., 6. ve 8. Maddelerinin kaldırılmasıyla Şef ve Şef Yardımcıları'nda aranacak niteliklerin ortadan kaldırılması ve genel koşullar dışında koşul aranmayacağı yönünde değiştirilmiş olmasıdır. 

Çalışanların istihdam koşulları ve özlük hakları konusu da belirsizliğe itilmiştir. Genel Müdürlükleri kimin yöneteceği konusu ile birlikte kurumların olmazsa olmazı yerli ve yabancı sanatçı alımı ve ataması konularında da bir hükme yer verilmemiş, mesleki yaş haddini dolduran sanatçılar ya da yıllardır açılmayan kadro sınavları sebebiyle güvencesiz ve bir yıllık kurum sözleşmesiyle çalıştırılan SSP’lilerin de (Süreli Sözleşmeli Personel)  akıbetinin ne olacağı, nasıl çalıştırılacağı, kadro verilip verilmeyeceği konuları an itibariyle muğlak kalmıştır. Yıllardır açılmayan-açılamayan sanatçı kadrosu sınavları nedeniyle genç nesilin bu kurumlarla olan organik bağı zayıflamakta, kurumların sürekliliğinin güvencesi  zedelenmekte ve bölge teşkilatlarının geleceği tehlikeye düşmektedir. 

Yürürlükten kaldırılan kuruluş yasalarının personel yasasına dönüştürülmesi çalışanların maaş ve özlük haklarının korunması amaçlı yapılmış gibi görünse de bu noktada da ciddi çelişkiler ve belirsizlikler mevcuttur. 703 nolu KHK ile kapatılan kurumların personelinin diğer kurumlara dağıtımı ön görülmektedir. Ayrıca “703 KHK’nın 524. Maddesinde bakanlıklara bağlı ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlar kendi kanunları ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerindeki hükümlere tabidir. " denmektedir.

1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Kararname'de tanımlanmış olan “Kültür Ve Sanat Politikaları Kurulu” ve bu kurulun görev ve yetki alanlarının tanımlandığı ilgili maddelerinden de anlaşılacağı üzere genel politika ve işleyişin belirleyicisi, kurulun kendisi olacak gibi görülmektedir.    

Tüm bu değerlendirmeler ışığında;

703 nolu KHK ile kaldırılan sanat kurumları yasalarının, 704 nolu KHK ile tekrar gündeme gelmesi yalnız uygulanabilirlik açısından havada kalması sebebiyle yasa yapıcıların, bu işin ehli, alanda örgütlü sanat meslek örgütleri, sendikalar ve akademinin de görüşü alınarak, yasaların bir çalıştay yapılması suretiyle yeniden düzenlenmesini gerekmektedir. Sendikamız ve alanda çalışan Sivil Toplum Örgütleri bu kurumların daha işlevli  çalışabilmesi için hazırladıkları raporları gerek kamuoyu gerek kurum yöneticileri ve Kültür Bakanlığı yetkilileriyle defalarca paylaşmıştır. Mali, idari ve sanatsal özerklik bu kurumlar için vazgeçilmezdir. Yapılması gereken bu kurumların yasalarını ve teşkilat yapılarını bozmak değil, güçlendirmektir. Bütçeden aldıkları cüzi paya oranla dünya çapında sanat üreten ve %90 oranlarında seyircinin ilgisine mazhar olan bu kurumlar kapatılmamalı, kanunları ve kaideleri bozulmamalı ve hak ettikleri saygınlığa tekrar kavuşturulmalıdır. Liyakat sistemine dayalı bir yönetim anlayışı ile özgür ve demokratik bir yapı bu kurumların ve sanat emekçilerinin evrensel hakkıdır. 

Mesleki yaş haddini doldurmuş yalnız zor emeklilik koşulları dolayısıyla emekli olamayan sanat emekçilerinin mağduriyetleri giderilmeli ve artık maaşa dönüşmüş ve üzerinden gelir vergisi bile kesilen teşvik ve ikramiyenin maaşlara yansıtılması yoluyla emeklilik hakkı kazandırılmasının önü açılmalıdır. 

657 sayılı DMK’nın ek geçici 14 maddesine dayanarak ödenmesine karar verilmiş emekliliğine beş yıl kalana %30 beş yıldan fazla kalana % 50 fazla ödenmesi planlanan özendirme ikramiyelerinin de bu sorunu çözmeyeceği  ayrıca bilinmelidir.

Demokrasi ve demokrasi kültürünün, empati yeteneği ve estetik gelişmenin temel güvencesi olan sanat kurumları, kendi repertuvarını yapma, bu eserleri özgürce sergileme ve yönetsel konularda demokratik karar alma yeteneklerini daha da geliştirerek toplumla bütünleşmelidir. Bunun önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. İş güvencesi olmayan bir alanda gençlerin sanat eğitimine yönlendirilmesi imkansız hale gelecektir. Dolayısıyla sahne sanatlarının devlet eliyle güvence altına alınması toplumun genel yararı adına vazgeçilmez önemdedir. Yarınımızın güvencesi ve "toplumun hayat damarı" sanat kurumları ancak işte bu özgürlük prensibiyle var olabileceklerdir. Aksi tavır ve düzenlemeler bu kurumları birer boş tabela, birer personel havuzu ve çadır tiyatrosu pozisyonuna hapsedecektir.

Okunma 727 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 23 Temmuz 2018 11:06